Neolitik kadınları atletler kadar güçlüydü

Bilim-Teknik GÜNDEMİ: Günümüzde en güçlü insanların elit atletler olduğunu düşünürüz. Ağırlık kaldıran sporcular, sprinterler, kürek çekenler… Ancak yeni bir araştırma Neolik dönemdeki kadınların günümüz elit atletlerinden dahi daha güçlü olduğunu ortaya koydu.

02 Aralık 2017 Cumartesi | Toplum-Yaşam

HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOĞLU


Günümüzde en güçlü insanların elit atletler olduğunu düşünürüz. Ağırlık kaldıran sporcular, sprinterler, kürek çekenler… Ancak yeni bir araştırma Neolik dönemdeki kadınların günümüz elit atletlerinden dahi daha güçlü olduğunu ortaya koydu. 

Cambridge Üniversitesi’nden uzmanların yaptığı araştırmada 7 bin 500  yıllık yerleşkelerden çıkan kadın kemikleri ile günümüzdeki kadınların kemikleri karşılaştırıldı. Karşılaştırma sonucunda Neolitik dönemde yaşayan kadınların özellikle kol gücü açısından günümüz elit atletlerinden daha güçlü olduğu ortaya çıktı. 


ANCAL ELİT ATLETLER YAKLAŞABİLİYOR

Tarım üretimini ağırlıkla kadınların gerçekleştirdiği bir faaliyet olduğu için Neolitik kadınların fiziksel olarak oldukça güçlü oldukları tahmin ediliyordu. Cambridge Üniversitesinden Alison Macintosh’un içinde olduğu bir ekip bu savı test etmek için Neolitik döneminden kalma yerleşkelerde bulunan kadın kemikleri ile üniversitedeki kadın öğrencilerin kemik yapılarını karşılaştırdı. Karşılaştırmada Neolitik kadınının çok daha güçlü olduğu görüldü. 

Araştırma sonuçlarına göre üniversitenin ünlü kürek takımındaki kadın sporcuların kemik yapıları dahi Neolitik döneminin kadının kemik yapısı yanında oldukça zayıf kalıyor. Neolitik kadınının gücüne ancak dünya çapındaki elit kadın atletler yaklaşabiliyor. 

Bilim insanları tarım üretimi sırasında yapılan sürekli hareketlerin Neolitik kadının oldukça güçlü kollara sahip olmasının bir nedeni olarak görüyor. 

Bu tür bir karşılaştırma daha önce bilim dünyasında yer bulmamıştı. Her şeyden önce bizden yüzyıllar önce yaşayan kadınların ne kadar güçlü olduğunu kemik yapılarından tespit edebilecek modeller oldukça zayıftı. 

Yine kadın kemikleri üzerindeki araştırmalar da sınırlı sayıdaydı. Bu biraz da erkeği daha gelişmiş daha güçlü gören bir bakış açısının sonucuydu. 

Arkeolog Macintosh da birçok meslektaşının kadınların Neolitik dönemdeki faaliyetlerinin fiziksel açıdan ne kadar zorlu olduğunun farkında olmadıklarını ifade ediyor. 


TESTOSTERON VE ÖSTROJEN FARKI

Kemik de çevresindeki kaslar gibi yaşayan bir doku. Fiziksel faaliyetler kaslar gibi kemiğin de şeklini, kalınlığını ve yoğunluğunu etkiliyor. Erkeklerin kemiklerinin dış faktörlere bağlı olarak şekillenmesi kadınlara göre çok daha fazla. Kadınların kemiklerinde değişimler fiziksel aktivite ile çok güçlü bir bağa sahip değil. 

Macintosh’a göre bunun nedeni testosteron ile östrojen hormonlarının kemiğin dış yapısına yaptıkları etki. 

Testosteron kemiğin dış yapısının gelişmesini sağlayan bir etkiye sahip, östrojen ise daha fazla kemik yoğunluğuna etki ediyor. Bu nedenle fiziksel aktivitenin kemiğe olan etkisi hesaplandığında kadın ve erkek kemikleri için çok farklı yöntemler kullanılıyor. 


GÜNÜMÜZLE KIYASLAMA

Cambridge’de yapılan araştırmada sporcular baz alındığında Neolitik dönem kadınlarına en çok yaklaşan sporcular kürekçiler oldu. Zira kol ve bacak kasları en güçlü olan elit atletler kürekçiler. 

Ortalama 7 bin 500 yaşındaki kemiklerin sahibi olan Neolitik kadınlar günümüz kürekçilerinden yüzde 11-16 daha güçlü kollara sahipti. Bacak gücü ise hemen hemen aynı civardaydı. 

Bronz Çağı’ndaki kadınların ise (4 bin 300 – 4 bin 500 yaşında) kol güçleri kürekçilerden yüzde 10 kadar daha iyiydi. Fakat bacak güçleri ise yüzde 12 oranında daha kötüydü. 

Yani Neolitik dönem kadınların gücüne günümüzde ciddi fiziksel güce sahip erkekler yaklaşabiliyor. Günün büyük bir bölümünü bilgisayar başında geçiren insanlar muhtemelen Neolitik kadınlarının yanında çocuk gibi kalıyor. 

Fakat farklı toplumlarda Neolitik dönemlerde farklı sonuçlar da ortaya çıkıyor. Ortalama olarak kadın kemikleri oldukça güçlü bir fiziksel yapıya işaret ederken bazı kadınların ise günümüz kadınlarının ortalamalarına yakın bir yapıya sahip olduğu görüldü. Macintosh’a göre bu bulgu kadınların Neolitik toplumda rollerinin aynı olmadığını kendi içlerinde bir iş bölümleri olduğunu gösteriyor. 




Neolitik dönem



MÖ 8bin-5 bin yılları arasında tarım üretiminin komünler halinde yapılmaya başlamasıyla gelişen Neolitik toplumda kadın öncü bir role sahipti. Bu çağ aletli üretimin, ilk teknolojik gelişmenin yaşandığı dönem olarak da biliyor. 

Neolitik döneminde önceki devirlere göre daha sert ve daha düzgün taş aletler yapılmıştır. Topraktan veya den yapılan kaplar ateşte pişirilmiş, bunun sonucunda seramik sanatı başlamıştır. Bu devirdeki insanlar bilgi ve teknikte önceki dönemlere göre oldukça ileri bir düzeye çıkmışlardır. Kemik ve taştan daha kullanışlı aletler yapılmıştır. İnsanların yerleşik düzene geçmesi de bu dönemde meydana gelmiştir. Birbirine yakın aileler topluca bir yerde oturarak köyleri meydana getirmişlerdir. Böylece tarihteki ilk köyler kurulmuştur. Ayrıca insanlar tahıl üretimine de başlamış, hayvanlar evcilleştirilmiş, insanlar tüketicilikten üretici duruma geçmişlerdir. İlk defa ticaret başlamıştır.

Buğday ve arpa gibi yaygın, kurak iklime uyumlu bitki türlerinin ve koyun, keçi, sığır gibi otçul türlerin ortaya çıkması ve yaygınlaşmasıyla insan topluluklarının yaşam biçimi de değişmeye başlamıştır. Doğaya doğrudan müdahale ederek, besin olarak kullanılabilecek bitki türlerini yetiştirme ve bazı hayvan türlerini evcilleştirerek sürüler oluşturmak, bu dönemin belirgin özelliği olmuştur.

İnsan toplulukları bu yeni yaşam tarzında iki ana kolda gelişme göstermişlerdi. Bazı topluluklar evcilleştirdikleri hayvanlardan oluşan sürüleri temel besin kaynağı olarak kullanırken bazı topluluklar ise sınırlı ölçüde de olsa bahçe tarımına başlamışlardır. Her iki ana kol da avcı-toplayıcı topluluklar olmaktan zamanla çıkmış, bir anlamda besin üreten topluluklar haline dönüşmeye başlamışlardır. Kuşkusuz ağırlıklı olarak tarımla uğraşan topluluklar, avcı-toplayıcı toplulukların yaşam tarzını bırakarak yerleşik düzene geçmek zorunda kalmışlardır. Ağırlıklı olarak hayvan sürülerini kullanan topluluklar ise göçebe ya da yarı-göçebe topluluklar haline gelmişlerdir.




Şarabın memleketi değişti



Bilim insanlarının yaptığı araştırmalar şarabın düşünülenden 600 ila 1000 yıl daha eski olduğunu ortaya koydu. Şarabın anavatanı ise İran değil Gürcistan. Penn Müzesinden biyomoleküler arkeolog Pat McGovern ve ekibinin yaptığı araştırmalar 8 bin yıl önce yapılmış çömlekler içinde şarap kalıntılarına rastladı. Güney Kafkasya’da M.Ö 6 bin ile 5 bin 800 yılları arasında yapılan çömlekleri inceleyen uzmanlar Vitis vinifera üzümünün fermente kalıntılarına rastladı. Eğer araştırma sonuçları doğrulanırsa en eski şarap üretiminin kaydı 1000 kadar yıl geri gidecek. Daha önce İran’da araştırma yapan uzmanlar Godin Tepe’de bir çömlek içinde 5000 yılına ait olduğu düşünülen şarap izleri bulmuştu. 



336

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA