Aziz Nesin aptallaştırılmış toplum mu demişti!

Kasım ENGİN

02 Aralık 2017 Cumartesi | Forum

Kürt Halk Önderliği: “Toplumsal olgular inşa edilen olgulardır” dedi. Yani “bir toplumun oluşmasında insan emeği var” dedi. İnsanlar bu inşayı gerçekleştirmişlerdir. Bu şu demektir; insanı siz inşa edebilirsiniz. Devam edersek, insanı etkileyebilirsiniz. İnsanı yönlendirebilirsiniz. Tabii tersinden insanı kendinden alarak manipüle edebilir, yani insanı insandan çalabilirsiniz. 

Özcesi insanın duygu dünyasına hitap ederek onu istediğiniz yere çekebilirsiniz. Tabii bu insan ya da insanların sözlerinize karşı hazırlık düzeyi yoksa bu böyledir. Eğer insanlar söz, davranış ve eylem bütünlüğüyle bakabilmesini öğrenmişlerse sadece söylenenlere bakmayacak, aynı zamanda davranışlar ve bu söz ve davranışların yarattığı sonuç sahası olan eyleme bakacaklardır. Söz ve davranış güzel ancak eylem yani atılan sonuç adımı başka bir durum yaratmış ise o zaman söylenenleri ciddiye almayacak ve kendilerinin yönlendirilmesine izin vermeyeceklerdir. 

Tarihte bir örnek vererek söylemek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Tarihte Sümer devleti diye oldukça etkili bir devlet vardır. Tarihin Sümerlerde başladığı söyleyen bilim adımları da az değildir. Ancak biz biliyoruz ki Sümerlerde kölecilik çok yaygın kullanılan bir durumdur. Hatta Sümerlerin gelişimi ağırlıklı olarak bu köle emeği üzerinde inşa edilmiştir. Peki, nasıl oluyor da insanlar köleliği böyle rahatlıkla kabul edebiliyorlar? Diye bilirsiniz ki Sümerler zor ve şiddetle bu işi başarmışlardır. Olabilir, ancak bizde biliyoruz ki zor üzerine inşa edilen yapılar her zaman uzun süreler almamışlardır. Bir de nasıl oluyor da insanlar gönüllüce neredeyse Sümer rahiplerine, onların buyrukları temelinde çocuklarını ‘tanrılara feda amaçlı’ verebilmişlerdir? Nasıl oldu da iradelerini onlara teslim etmişlerdir? Bu sorulara verilecek doğru cevaplar bugün Erdoğan ve yalan dolanlı medyasının üstlendiği misyonu nasıl icra ettiğini daha iyi anlayabilme şansını bize verecektir. Ve biz biliyoruz ki Sümer rahipleri sadece zora dayalı değil, insanların beyinlerine, yüreklerine girerek sözün üstünlüğüyle insanların ruh dünyasını alabildiğince etkilemesini bilmişlerdir. Bu insanın ruhsal bir yapı olarak etkilenmeye, etkilemeye, yönlendirilmeye, yönlendirmeye açık olan yapısıyla ilgilidir. Ve tabi bu yetmediğinde ise ileri düzeyde zor aracını da kullanarak köleleştiren sistemlerini devam ettirmeye çalışmışlardır. 

Evet, yeniden konumuza dönersek insanın ruhsal sahasını siz etkileyebilirsiniz. Bu gerçeği egemenler çok iyi bilirler. Tarihin ilk iktidar gücü olan gerontokrasiden bu yana insanlar tecrübeye, yönlendirmeye ve kandırmaya dayalı etkileme sanatı olan dil ile her zaman insanların hafızalarına girmeyi başarmasını bilmişlerdir. Dediğimiz gibi egemenlerin bu yetenekleri adeta insanın her dokusunu tanıyacak, ona göre yaklaşım belirleyecek bir düzeydedir. İnsanın karakterinin en incesinden en kabasına, duygusalından asabisine, sert kafalısından en iyi niyetlisine, en dindarından en savaşçısına göre insanları, özel tecrübelerle, edindikleriyle, etkileme sanatıyla istedikleri biçimi vermeyi başarmışlardır. 

Başka da bugün bu kadar aptallaştırmalara rağmen ses seda çıkarılmıyorsa, egemenlerin ne kadar ustaca işlerini yürüttüklerini söylemek ve haklarını teslim etmek herhalde bu bağlamda yanlış olmayacaktır. 

Tam hatırlamamakla birlikte 1990’larda Aziz Nesin, Türkiye toplumunun yüzde 60’ının aptal olduğunu belirttiğinde kıyametler kopmuş, ardından ise bir şekilde bu tespitin geri alınmasına dönük ona baskılar yapılmış ve rahmetli Aziz Nesin kendi diliyle, üslubuyla yaptığı düzeltmeyi; “Türkiye toplumunun yüzde 40’ı aptal değildir” demişti. 

AKP kurmaylarının ve başlarındaki faşist Zat’ın, Türk halkının saf ve temiz duygularını çok rahatlıkla birkaç güzel kelimeyle manipüle edilebileceğini iyi tespit etmişlerdir. Bundandır ki bir gün bir şey söylerler diğer gün sanki böyle bir şey söylememişler gibi yeniden toplumun karşısına çıkabilmektedirler. Yine birisi bir şey söylerken başka birisi sanki başka partidenmiş gibi başka şeyler söyleyerek toplumu tam aptal yerine koyarak yürüteceklerine karar kılmışlardır. 

Bu toplumu kim aptallaştırıyor diye sormak gerekmez mi? Diğer bir husus ise AKP ve başındaki faşist zat koro halinde, doğruları söylemekle doğruların yapıldığına insanları ikna etmeye çalışıyorlar. Doğruları peş peşe söyleyerek, ne kadar sol, demokrat söylem varsa sarf eden, eşitsizliği mahkum eden, yoksulluğu ağlayarak dile getiren, fakirin ve ezilenin yanında olduğunu ısrarla vurgulayan, anaların gözyaşlarına hitap eden ve ara sıra da toplumumuzun o mert diye tabir edilen eril çıkışını yapan, boyun eğmeyen numarasını da eksik etmeyen sözleriyle adeta bir toplum esir alınmak isteniyor. Daha doğrusu bir toplum aptallaştırıyor. Aptal muamelesi yapılıyor. 

Bu alıklaştırma, aptallaştırmaya kimisi “balık hafıza” yaratma diyor. Erdoğan ismindeki kişi toplumu o düzeyde aptallaştırdığına inanıyor olmuş olmalı ki, frensiz bir şekilde ağzına ne geliyorsa söylüyor, önüne geleni haşlıyor, saldırıyor ve hakaretler yağdırıyor. 

Daha dün, Malta’da kafası gerçekten de az çalışan Akbulut gibi olan Binali Yıldırım’ın akrabaları hatta çocuklarının off shore  yani para aklama yoluyla kazanç sağladıklarını bizatihi herkes basından öğrendi. Kafası az çalışan Binali Yıldırım, “Denizcilik şirketleri için normal işlem” olarak yorumlasa da, bizatihi faşist devletin Maliye Bakanlığı’na bağlı güya Mali Suçları Araştırma Kurulu olan (MASAK) off-shore bankacılık sistemini ‘para aklama’ yöntemleri arasında sayıyor. 

Hani milli ve yerliydi bu adamlar? Hani herkese evlerinde, yastık altınlarında biriktirdikleri paraları getirip, Türk Lirasına çevireceklerdi? 

Benzer bir durumu-ancak daha ileri düzeyde olanını- Erdoğan’ın ve oğullarının yaptığı ise belgeleriyle açığa çıkıyor. Daha önceleri de oğul Erdoğan’a faşist baba Erdoğan’ın telefonlarda, paraları nasıl saklaması gerektiğini de bizler basından öğrenmiştik. 

Hani yerel ve milli olmak? 

Toplumu aptal yerine koyarak, beyniyle alay etmek bu değil midir? 

Unutmayalım, “toplumsal olgular inşa edilen olgulardır.” Hele bir de Erdoğan ve şürekası gibi omurilik kemiği bulunmayan kişiliklerin ellerine güç ve yetki geçmiş ise, yine ellerinde devasa manipülasyonu hedef gözeterek yürüten bir medyaları var ise, orada bu kişiliklerin aptallaştırma politikalarını bilinçli bir şekilde yürütecekleri açık değil midir? 

Soralım; dünyanın hangi ülkesinde bu düzeyde sözü ile eylemi bir olmayan, hatta toplumun aklıyla alay edipte bu kadar ayakta kalan bir diktatör acaba vardır? 

Bu durumda aptallaştırılma meselesinde rahmetli Aziz Nesin’e hak vermemiz gerekmez mi?


157

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA