Bin kere olsa yine PKK ile yaşam!

Hekim ŞİLAN

01 Aralık 2017 Cuma | Forum

Bazen bir roman okurken, bir hikaye dinlerken, bir film izlerken ya da yaşamda toplumun değerlerini konu edinen herhangi bir olayla karşılaştığınızda duygulandığınız, boğazınızın düğümlendiği, gözlerinizin dolduğu oluyor mu? Ya da coşkuyla, sevinçle, heyecanla dolup taştığınız, içinizin içinize sığmadığı? Bende oluyor. Herhalde toplumsal değerleri hala içinde taşıyan bütün insanlarda bu duygusal anlar yaşanır. Okuduğum bir romanda, bir şiirde ya da izlediğim bir filmde karşılaştığım bir toplumsal olayda çok üzülebiliyorum ya da çok mutlu olabiliyorum. 

Gözlemleyebildiğim kadarıyla “iyilik” olgusuyla ifade edebileceğim sevinç, özlem, heyecan, coşku gibi duyguların ortaya çıkmasını sağlayan şey toplumsallığa, toplumsal değerlere olan bağlılık ve bu değerlerin ortadan kaldırılmak istendiği dünyamızda onlara duyulan özlem ve sevgidir.  “Kötülük” olgusu olarak ifade edilen üzüntü, kin ve nefret gibi duyguların ortaya çıkmasına neden olan ise insan ve toplum karşıtlığını geliştiren söylem, tutum ve yüreklerinde sevgi taşımayan kötü insanların varlığıdır. 

İşin felsefesine çok fazla girmeden şu soruları soralım ve cevaplar bulmaya çalışalım. İyi nedir, kötü nedir? Neye iyi, neye kötü demeliyiz? Bunun ölçüsü nedir? İyi kime göre iyi, kötü kime göre kötü? Bir de sevindiğimiz her şey gerçekten iyi, üzüldüğümüz her şey gerçekten kötü müdür? Çünkü kapitalizmin ve kapitalizme uşaklık edenlerin insanları, toplumu gün geçtikçe toplumsal değerlerden uzaklaştırması iyilik ve kötülüğün ne olduğu konusunda kafa karışıklıkları ortaya çıkarmış bulunuyor. 

İyi olanlar doğruyu savunurlar, doğruyu söylerler, dilleri, düşündükleri ve yürekleri bir olur, çünkü temiz kalpli olurlar. İyi olanlar, daha iyi bir yaşam imkanı oluşturmak için insanlara karşılıksız hizmet ederler, çünkü insan sevgisi taşırlar. İyi olanlar herkesi düşünürler ve herkesin kendi renginde, kendi dilinde var olmasını isterler, çünkü kendilerini insanlığın ve evrenin bütününün bir parçası olarak görürler ve evrenin de insanlık değerleriyle var olduğuna inanırlar. İyi olanlar iyilik yaparlar, ahlaklı ve vicdanlı olurlar, çünkü bu toplumsal değerlerin insanlığı bugüne kadar getirdiğini ve yaşadığımız dünyanın bu değerlerle güzelleşeceğini bilirler. İyi olanlar çalmazlar, çırpmazlar, çünkü adil ve eşit olundu mu herkese yetecek kadar yiyecek, içecek, giyecek olduğunu, sorunların kaynağının ‘yetmeme’ olmadığını bilirler. İyi olanlar haksızlık yapmazlar, haksızlık edenlere de karşı dururlar, çünkü en küçük bir haksızlığa göz yummanın toplumsal yapıyı ayakta tutan külliyatın altına dinamit koymak olduğundan kuşku duymazlar. İyi olanlar toplumsal değerleri savunurlar, çünkü insanın toplumsal bir varlık olduğunu unutmazlar. 

Toplumsal bağları güçlü olan insanlar topluma karşı sorumluluk taşırlar, çünkü kendileriyle toplumun varlığını bir bütün olarak ele alırlar. Yeniye açık olurlar, ama toplumsal değerlerin korunmasına karşı da duyarlı olup en büyük hassasiyeti gösterirler. Bu hassasiyeti göstermek toplumsal bilince sahip olmanın ortaya çıkardığı bir durumdur. Toplumsal bilince sahip olundu mu da her zaman iyilik yapılır ve kötülük yapılmasına izin verilmez. 

Günümüz dünyasında insanlığa yapılan en büyük kötülük, toplumun parçalanması ve ortaya bireylerin çıkarılmasıdır. Belki kötülüklerin temelinde bu parçalanmışlık yoktur, ama kötülüğün varlığını ivmeli bir şekilde icra etmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Toplum güçtür, güçlüdür, doğa gibi duygusal zekasıyla hareket eder ve yanlışa yönlendirilemez, ama birey öyle değildir. Doğadaki en zayıf halka durumundadır. Kapitalizm insanın toplumdan kopup birey olduğunda ne kadar zayıf düştüğünü ve yönlendirmeye açık hale geldiğini gördüğü için birey ve özgürlük kavramlarını yan yana getiriyor. Halbuki özgürlük toplumsal bir olgudur. Siz hiç tarihte toplumdan kopuk, toplumu yanına almadan ya da toplumu esas almadan verilen özgürlük mücadelesi duydunuz mu? Bu bir aldatmacadır, böyle bir özgür olma durumu söz konusu olamaz. Gerçek özgürlük toplumla buluşmayı ifade eder.  

Yine iyilik de toplumsal bir olgudur. İyi insan olmanın ölçütü, birinin birine iyilik yapması değildir. Ya da yapılan iyilik kişiyle açıklanacak bir durum değildir. Bu da kaynağını toplumdan alır. Toplumdan kopuk, kişiye mahsus iyi diye bir şey söz konusu olamaz. İyi olan, iyilik yapan toplumsal değerleri içinde barındırır ve o değerlerin varlığını yaşatır. Bunları yaşatırken de o ölçülerde davranışlar içinde olmak iyiliktir. Ya da tersinden söylersek toplumsallığa bağlı olanlar, toplumun ahlaki  ve vicdani dokusunu koruyanlar, toplumsal değerlere bağlı olanlar iyilik yaparlar. 

Kapitalist modernitenin var olduğu çağımızda insanlarda iyiliklere, iyilik değerlerine ilgi gün geçtikçe azaltılmak isteniyor. Onun için de zihinler bulandırılıyor. Toplumların geçmişten beri sakındığı değerler revaçta görür hale getiriliyor. Güçlü olmak için çalmak mı gerekiyor, o zaman çal; önemli olan güçlü olmaktır deniyor. Yalan mı söylemek gerekiyor, o zaman yalan söyle, hedefine ulaşırsan o sözler sadece birer yöntemdir, önemli olan amaca ulaşmaktır, deniyor. Halbuki bir insan toplum olmadan ne kadar güçlü olabilir ki! 

İnsancıklar toplumdan koparılıp sadece kendisi olarak rahata ve huzura kavuşabilirmiş gibi saçma sapan algılar oluşturuluyor. İnsancıkları, tüketim malzemeleri peşinde koşturan ve bu tüketim malzemelerine kavuştuklarında bile nesne ile aralarında bir kültürel akım, kültürel birikim ortaya çıkmadan yeni malzemelere yönelten bir sistemin var olduğu lanetli dünya gerçekliği ortaya çıkarılmış. Sevgi yok, saygı yok, umut yok, doğruluk ve dürüstlük yok, mutluluk günü birlik bir hal almış. İçinde yaşanılan dünya, sistem gün geçtikçe insanı bu güzel değerlerden daha da uzaklaştırıyor. Bu sahte ve sihirli cenderenin içinde olunduğundan dolayı çoğu insanın gözleri kamaşmış ve gerçeğin farkında bile değildir. Hayalden bir dünya, hayalden özlemler, hayalden sevinçler, üzüntüler yaratılmış ve insanlar bu sahteliklerin peşinden koşturuluyor, tepindiriliyor. Bu yaşam, bu aldatma, bu gözü kapalılık nereye kadar sürecek? Ya da nereye kadar gözlerimizi kapalı tutacağız?

Hayatımızda karşılaştığımız olumsuz olaylar sonucunda duyduğumuz pişmanlığı ifade etmek için, keşke şunu şöyle değil de böyle yapsaydım ya da yapmasaydım dediğimiz şeyler muhakkak ki olmuştur. Ama bir de bütün yaşantımız boyu yapacağımız, yaptığımız her şeyi olumlu etkileyen, sevinç, mutluluk, iyilik dolu ve bin kere daha olsa her bininde de aynı şeyi yapmayı tercih ederdim dediğimiz şeyler olmuştur. İşte PKK’ye katılan insanların, gerillaların gözlerinde bu mutluluğu, sevinci ve kararlılığı gördüm. Bataklığa dönüşmüş ve kirler içinde kalmış dünyada bir lotus gibi yeşeren, insanlık değerlerini ve iyiliği kıyasıya bir mücadeleyle savunan PKK’nin var olduğu ve 39. kuruluş yıl dönümünü kutladığı günlerde PKK’nin içinde olmak onlara bu kıvancı veriyordu. Çünkü şunu görmüşler ve inanmışlardı. PKK, karartılmak istenen yarınları aydınlatan bir ışıktır. Denizin ortasında bir yelkenliyle yalnız kalmış kişiye pusuladır. Umuttur, umudun gerçekleşebileceğini gösterendir. PKK yapılmak istenen tüm kötülüklere karşı duran iyilik deryasıdır; adaptır, ahlaktır, vicdandır, adalettir, ölçüdür. PKK toplumdur, toplumsal değerleri koruyan ve toplumu parçalamak isteyenlere karşı savunan güçtür; olacaksa bir yaşam toplumla olmalı diyen bir felsefedir, yaşamdır. 

Kısacası PKK iyilik yapanların yeridir. Onun için gerillalara göre bin kere daha yaşanılsa bu yaşam PKK’yle olmalıdır.  40. yaşına giren PKK’nin kuruluş yıl dönümü, toplumsal değerleri savunan herkese kutlu olsun! 



157

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA