40 yılda bir ulus yaratıldı

PKK, demokratik konfederalizm anlayışı temelinde sosyalist mücadelelere nefes aldırmıştır. Sosyalizmin önündeki engelleri, tıkanıklıkları kaldırmıştır. PKK’yi bugün sosyalist mücadelelerin en etkili partisi haline getirmiştir.

27 Kasım 2017 Pazartesi | Dizi

Hazırlayan: SALİH DOĞAN



KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, her anı nefes nefese geçen PKK’nin 40 yılda yeni bir ulus inşa ettiğini söyledi. 40 yılda devrim için devrimlerin yaşandığını ifade eden Bayık, ‘’Soykırımcı bir devlet karşısında Kürt halkı ayağa kalkması ulusal inşa sürecidir. Kürt halkı bugün doğal örgütlü bir toplum haline gelmiştir. Duyguda, düşüncede birliğini sağlamıştır. 40 yıllık süreçte Kürtler hep ayaktaydı, hep direniş içindeydi’’ dedi.


Kürt halkının özellikle de Kuzey Kürdistan’da düşürüldüğü durumu göz önünde bulundurursak, PKK’yi 40 yıllık bir ulusal inşa süreci olarak görebilir miyiz? 

Kuşkusuz, PKK sadece bir özgürlük mücadelesi vermiyor; PKK, ölüme yatırılmış bir halkı yeniden dirilten bir mücadele geliştirmiştir. Gerillanın mücadelesi de Kürt halkını özgürlüğü için savaşan bir halk haline getirme amacı taşımıştır. PKK, Kürt halkı ölüme yatırıldığı bir süreçte tarih sahnesine çıkmıştır. Bu halkı soykırım kıskacından ve sömürgecilik altından kurtarmak için büyük bir mücadele yürütmüştür. Önder Apo bu mücadelenin sadece bir direniş, bir ulusal kurtuluş mücadelesi olmadığını, her şeyden önce bu halkı özgürlüğü için mücadele eden bir halk haline getirmek olduğunu her fırsatta vurgulamıştır. Çünkü Kürt halkını ulusal, toplumsal, siyasal, kültürel düzeyde yeni değerlerle buluşturmadan özgürlük mücadelesini geliştirmek mümkün değildi. Bu yönüyle PKK kendi mücadelesini sadece bir siyasal mücadele ya da ulusal kurtuluş mücadelesi olarak görmemiştir. Kürt halkını düşüncede, duyguda, yaşamda yeniden yaratan, Kürt halkına yeni duygular ve ufuklar, yeni anlayışlar kazandıran bir hareket olmuştur. 40 yıllık mücadelenin her ayı, her yılı Kürt ulusunu her bakımdan güçlü hale getirme süreci olmuştur. Bir ulusu yeniden yaratma, inşa etme süreci olmuştur. 


Neden örgütlenme? Neden her şeyin başında partileşme konuldu?

Önder Apo, her şeyin örgütlülükle olacağını bildiğinden, özellikle Kürdistan toplumu için örgütlülüğün önemini gördüğünden partileşmeye önem vermiştir. Nitekim “partiden başka benim ne gücüm var” demiştir. Her şeyle oynayabilirsiniz, partiyle oynayamazsınız demiştir. Partiden başlamak üzere Kürt halkının örgütlülüğünü, örgütlü yaşamın önemini adım adım geliştirmiştir. Bu yönüyle uzun süreli bir mücadeleyi, strateji esas alınmıştır. Soykırımcı bir devlet karşısında Kürt halkı ayağa kalkmışsa, bunu sağlatan, on yıllara dayalı ulusal inşa sürecidir. Kürt’ün zorluklar karşısında direnme gücü kazanmasıdır. Bir nevi demire su verilmesi gibi çelikleşen bir halk gerçekliği ortaya çıkmıştır. Belki Kürdistan devrimi uzamıştır, ama bu yıllar aynı zamanda Kürt’e çok büyük değerler katmıştır; Kürt’ü var eden, yenilmez değerler ortaya çıkarmıştır. Bu açıdan bu mücadelenin 40-45 yıldır sürmesi ve bir halk gerçeğinin bu mücadele içinde yaratılması gelecek açısından büyük bir güç kaynağını ifade etmektedir.

Kürt halkı bugün doğal örgütlü bir toplum haline gelmiştir. Duyguda, düşüncede birliğini sağlamıştır. Her ne kadar Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesi nedeniyle ulusal birlik tümden sağlanmamış olsa da siyasal düzeyde bunun önünde engeller olsa da aslında bu 40-45 yıllık mücadele Kürtlerin ortak duyguda birleşmesini, ortak değerler kazanmasını, özgür ve demokratik yaşam için en zor mücadeleyi göze almasını sağlayan bir toplumsal gerçeklik ortaya çıkarmıştır. 

Kürt halkı bu yıllarda gerçekten ulusal kurumlarını geliştirdi; kültür kurumları gelişti, basın kurumu gelişti, demokratik siyasal örgütlenmeler gelişti. Toplum her alanda bir dayanışma ve örgütlülük içine girdi. Sadece Kuzey Kürdistan’da değil, Rojava’da, Başur’da, Rojhilat’ta Kürtler arası ilişkiler yoğunlaştı. Öyle ki, bu 40 yıllık süreçte Kürtler hep ayaktaydı, hep direniş içindeydi. Sadece Kürdistan’ın dört parçası değil, yurtdışındaki Kürtler de ayaktaydı. Onlar da örgütlendiler. Geçmişte Kürtlerde örgütlenmeye bir yatkınlık yokken, gerçekleşen devrimler sonrası bulundukları her yerde örgütlenme eğilimi ortaya koydular. 1970’lerde kendisinden kaçan Kürt, artık gururla Kürt’üm demeye başladı. Kürtlük artık yükselen değer haline geldi. 

Kürtler dünyada da bir saygınlık kazandı. Türkiye’de de saygınlık kazandı. Her ne kadar bugün AKP iktidarı faşist saldırılarla bu süreci tersine çevirmek istese de Kürt halkının örgütlülüğünü dağıtmak, Kürtlerin yarattığı meşruiyeti ortadan kaldırmak istese de bu 40 yıllık süren mücadele sadece Kürdistan’da değil, Türkiye’de de birçok şeyi değiştirmiştir. Belki bugün AKP-MHP faşist iktidarı Kürtlerin iradesini kırma, Kürt demokratik yaşamını dağıtma, Kürtlerin her türlü örgütlülüğüne karşı saldırı içinde olsa da yine de Kürtler bir ulus olarak ayaktadır. Kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla Kürt ulusal varlığı ezilemez bir varlık olarak ayakta durmaktadır. Baskıların yoğunluğu karşısında belki belli bir süre eskisi gibi çok güçlü ayağa kalkan eylemler, serhıldanlar yapılmıyor gözükse de, AKP iktidarına karşı öfke büyüktür, öfke çok artmıştır.

Eğer on yıllardır bütün baskılara ve zulme rağmen Kürt Özgürlük Hareketi ezilemiyorsa, tasfiye edilemiyorsa, Kürt halkı özgür ve demokratik yaşamda ısrarlıysa, bu aslında 40 yıllık mücadelenin yarattığı halk gerçekliğidir. Bir ulusal inşanın gerçekleşmiş olmasındandır. Eğer böyle olmasaydı bu kadar ağır baskılar karşısında şu anda Kürt’ün varlığından söz edilemezdi. Kürt ulusal yapısı, toplumsal yapısı tümden ezilmiş olurdu. Şu anda bütün saldırılara ve baskılara rağmen Kürt ulusal duyguları, toplumsal yaşamı ayaktadır. 

Bugün Kürt kadını eğer Kürdistan’daki Demokratik Ulus mücadelesine, özgürlük mücadelesine öncülük yapıyorsa, Kürt kadınının özgürlükçü tutkusu çok yükselmişse bu bile başlı başına 40 yıllık mücadelenin Kürt gerçeğinde ne gibi değişiklikler yarattığının, nasıl güçlü bir ulus ortaya çıkardığının kanıtıdır. Artık Kürt toplumu çocuktan yaşlısına, kadından erkeğine bir bütün olarak ulusal duyguları, özgür ve demokratik yaşam tutkusu yüksek bir halk gerçeği durumuna gelmiştir. Dünyada belki de hiçbir ulus bu düzeyde geniş toplumsal duyarlılığa sahip olmamıştır. Kürtler son 40 yılda gerçekten her günü, her haftası, her ayı duyguda ve düşüncede derinleşerek, Kürt toplumunun duygusu, düşüncesi, özgür ve demokratik yaşam iradesi nakış gibi toplumun derinliklerine işlenerek güçlü bir toplum haline gelmişlerdir. 40 yıllık mücadele sonucu bu düzeyde ortaya çıkmış bir ulusal gerçeği ezmek mümkün değildir. Dünya tarihinde birçok ulusal kurtuluş mücadelesi ve hareketleri olmuştur, ama hiçbirisi bu kadar uzun süreli ve çok yoğun bir mücadele ve bu temelde de kendisini değiştirme, dönüştürme, özgürlük ve demokrasi tutkusunda güçlenme yaşamamıştır. 

Kürt halkı 40 yıl içinde çok zorluklar ve acılar çekti; ancak zorlukları, acıları özgürlük tutkusunun güçlenmesine vesile yapmıştır. Her zorluk, her sıkıntı Kürtleri daha da güçlendirmiştir. Devrim içinde devrimlerin yaşandığı gerçeği görülür. PKK’nin mücadelesi sadece Kuzey Kürdistan’da böyle bir ulusal birlik, bütünlük yaratmamış, sınırları da anlamsız hale getirerek dört parçada Kürtlerin ulusal duygularını güçlendirmiş, geliştirmiştir. Eğer bugün bir parçadaki Kürt’ün durumu diğer parçaları yoğun biçimde ilgilendiriyorsa, etkiliyorsa bunda PKK’nin 40-45 yıldır yürüttüğü mücadelenin etkisi büyüktür. 

Bugün Avrupa’daki Kürtler de, dünyanın her tarafındaki Kürtler de Kürdistan’ın dört parçasında yaşayan Kürtler de ayaktadırlar. Kürtlerin gündemi hep özgür ve demokratik yaşama aittir. Her ne kadar kapitalizmin tüketim toplumu anlayışı Kürdistan’ı da belirli düzeyde etkileyerek bir kısım Kürt’ün ulusal özgürlük, demokratik yaşam yerine daha fazla tüketim maddelerine erişme gibi konformist bir eğilim, maddiyatçılık, değerlerden kopma anlayışı yaratmış olsa da Kürt toplumunda özgürlükçü ve demokratik değerler hala dimdik ayaktadır; güçlü biçimde sürmektedir. Bu ulusal inşanın çok güçlü biçimde gerçekleşmesi şu anda sürdürülen tüm saldırıları kıracak, Kürtleri bu saldırılar, baskılar ortamından çıkararak özgür ve demokratik yaşam mücadelesini geliştirerek daha güçlü biçimde tarih sahnesinde yer almasını sağlayacaktır. 


Ulusal kurtuluş hareketi olarak yola çıkan PKK’nin Demokratik Ulus çözümüne varması Kürt halkı ve PKK için neyi ifade ediyor?

PKK 20. yüzyıldaki eğilim olan ulusal kurtuluş hareketi olarak yola çıktı. Bu yönüyle devleti de hedefledi. Her ne kadar PKK’nin devlet ve bağımsızlık anlayışı programında olsa da başından itibaren özgür ve demokratik yaşamı esas alan, toplumsal özgürlüğü, toplumun demokratik yaşama kavuşmasını öncelikli gören bir yaklaşıma sahip olmuştur. PKK Kürt egemenlerine değil de Kürt halkına dayanan bir hareket olmayı esas almıştır. 

Kuşkusuz, Kürdistan’da Kürtlük ve yurtseverlik duyguları olan kimi aşiretler vardır. Kürt toplumundaki aşiret ve kabile yapısı tümüyle devlet kontrolünde olmamıştır. Devlet dışı kalan, toplumsal değerleri ve Kürtlüğü koruyan aşiretler olmuştur; ama özellikle ağalık, beylik düzeni içinde olan, toplum üzerinde baskı kuran işbirlikçi güçler olduğu gibi, bazı aşiret reisleri de Türk devletiyle sıkı ilişki içinde Kürt toplumu üzerindeki baskının parçası olmuşlardır. Bu açıdan PKK sömürgeciliğin uzantısı olan, Kürt halkı üzerinde baskı uygulayan yapılara karşı mücadele etmiştir. 

PKK’nin onlarca yıldır sürdürdüğü bir mücadele var, gerilla mücadelesi var. Önder Apo daha İmralı’da esaret altına alınmadan önce bu devletçi iktidarcı zihniyetin mücadelede yarattığı zararları görmüştür. Bu nedenle erken iktidar hastalığından söz etmiştir. Özellikle 1992-1993 yıllarında büyük imkanların ortaya çıkması özgürlük mücadelesini başarıya götürme fırsatını yaratmıştır. Ancak erken iktidar hastalığı bu mücadelenin başarılı olmasının önüne geçmiştir. Bu, Önder Apo’yu bu tür eğilimlerin ortaya çıkmasına neden olan eğilimleri sorgulamaya götürmüştür. Bu açıdan hem reel sosyalizmin yıkılmasından sonra hem de bu erken iktidar hastalığının ortaya çıkmasıyla birlikte devlet ve iktidarın halkları özgürlüğe kavuşturacağı konusunda Önderliği kuşkuya düşürmüştür. Bu açıdan reel sosyalizmin yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra katı bir otoriter sistem haline gelinmesini, kendisini dünyaya kapatmasını, halktan kopulmasını, bürokratik bir mekanizmaya dönüşmesi gibi devlet olmanın karakterinden ileri gelen olumsuzlukları yoğunca eleştirmiştir. 

Önder Apo’nun İmralı’da esaret altına alınmasından sonra neden bu mücadelede yetersizlikler yaşandı, neden uluslararası komplo gerçekleşti, bundaki teorik duruşların payı neydi, hangi örgütsel ve politik yanlışlıklar ve yetersizlikler bu duruma yol açtığını sorguladı. Sonuç itibariyle devleti amaçlayan ulusal kurtuluş hareketlerinin zaafını görmüş, devletin hiçbir ulusu, hiçbir toplumu güç yapmayacağını, özgürleştirmeyeceğini vurgulamıştır. Halkı özgürleştirmeyen, toplumu özgürleştirmeyen bir anlayışın verdiği mücadele de daha başından güçsüzlükler yaşar. Bu yönüyle Önder Apo devletçi zihniyetin, iktidarcı zihniyetin Kürt halkının özgürlük mücadelesini zayıf duruma düşürdüğünü, toplumla bağını zayıflattığını, bunun da özgürlük ve demokrasi mücadelesini zaafa uğrattığını görmüştür. Devletçi iktidarcı zihniyetin halkları ve ulusları özgürleştirmeyeceği, aksine özgürlük mücadelesinde zayıf bırakacağı değerlendirmesiyle devlet yerine Demokratik Ulusa dayanan çözümü esas almıştır. Toplumun demokratikleşmesi ve güçlenmesine dayalı Demokratik Ulus çözümünün en doğru çözüm olduğunu vurgulamıştır. Yine devlet olma yerine bölge halklarıyla kardeşlik içinde, bölge ülkelerinin demokratikleşmesi temelinde bir çözümün hem Kürt halkını özgür ve demokratik yaşama kavuşturacağını, hem de özgür ve demokratik yaşamın güvencesi olan demokratikleşmeyi gerçekleştireceği değerlendirmesinde bulunmuştur.


Demokratik Ulus çözümüne varılması Kürt halkı tarafından nasıl karşılandı?

Uluslararası komplo sonrası PKK çizgisinin geniş halk kesimlere yayılmasında bu anlayış çok önemli etkide bulunmuştur. Kürt halkı örgütlenip güçlenirken, öte yandan Demokratik Ulus çizgisi ve devleti değil de özgür ve demokratik yaşamı hedefleyen Demokratik Ulus anlayışı bölge ülkelerinin demokratikleşmesi konusunda da olumlu etkide bulunmuştur. 

Toplumun yaygın örgütlenmesine dayandığından, bütün toplumsal kesimlerin daha bugünden özgür ve demokratik yaşama kavuşturmayı amaçlayan bir çözüm hedeflediğinden tüm toplumsal kesimler böyle bir mücadele stratejisi ve çözüm projesinde kendi rollerini görmüşler ve bu temelde de Demokratik Ulus örgütlenmesi içine girerek hem kendilerini güç yapmışlar, hem de özgürlük mücadelesini güçlendirmişlerdir. Bu durum, Kürt halkının hem kendi içinde bütün farklılıklarıyla birlikte özgürlük mücadelesini gerçekleştirme zeminini güçlendirmiş, hem de bölge halklarıyla, bölgedeki farklı etnik ve inanç kesimleriyle Kürt halkının daha iyi ilişki kurma ve ortak mücadele imkanlarını ortaya çıkarmıştır. 

PKK açısından ise devletçi çizgiden kopulması, Demokratik Ulus çizgisiyle hareket edilmesi, Kürt sorununun demokratikleşme mücadelesiyle çözüleceğini ortaya konulması PKK’yi bir tıkanıklıktan, bir çıkmazdan kurtarmıştır. Bütün sosyalist örgütler, devrimci örgütler, hatta ulusal kurtuluş hareketlerini çıkmaza sokan, zayıf düşüren devletçi anlayış olmuştur. Devletçi ve iktidarcı anlayış sürdüğü müddetçe devrimci hareketlerin başarı şansı çok zayıftır. 20. yüzyılda iki kutuplu dünyada bir kutba dayanarak yürütülen ulusal kurtuluş mücadeleleri olmuştur. Belki bunların bir kısmı iki kutuplu dünyada, soğuk savaş döneminde reel sosyalist kamptan büyük destek alarak sonuca gitmişlerdir. Ancak bunların çoğu daha sonra halktan kopmuş, bir halkın özgürlüğü ve demokratik yaşamı için yola çıkmış olsalar da sonunda iktidarcı, devletçi, otoriter sistemler haline gelmişlerdir. 

Bu yönüyle PKK’nin devletçi zihniyetten kopmasıyla birlikte Kürt halkının özgür ve demokratik yaşam mücadelesi daha etkili ve örgütlü hale geldiği gibi, diğer halklarla ortak mücadele yürütme imkanlarını da arttırmıştır. Kürdistan’da tüm toplumsal kesimlerin mücadeleye katılmasını sağlarken, Kürtler üzerinde sömürgecilik uygulayan ülkelerde de demokratik gelişmeyi ve demokratikleşmeyi teşvik eden sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

PKK, Demokratik Ulus anlayışıyla birlikte daha fazla demokratik karaktere kavuşmuştur. Ulus devletçi anlayış otoriter bir zihniyeti getiriyordu. Ulus devletçi anlayış merkezileşmeyi getiriyordu. Ulus devletçi anlayış sadece kadrolarda değil, toplumda da özgür ve demokratik yaşam iradesi ve bilincini güçlendirmiyordu. Bu açıdan Demokratik Ulus anlayışına ulaşmak PKK’nin gücünü arttırdı. PKK’nin saldırılar karşısında dirençli olmasını sağladı. PKK’nin ideolojik, teorik, siyasal, toplumsal, örgütsel ve eylemsel olarak tıkanmasının önüne geçti. 


Peki bu değişim olmasaydı ne olurdu?

Eğer uluslararası komplo sonrasında PKK’de bu teorik, paradigmatik değişimler olmasaydı PKK tasfiye olabilirdi. Uluslararası komplonun altından kalkamazdı. Ama teorik yenilenme, politik anlayışın değişmesi, topluma yaklaşım, özgür ve demokratik yaşam anlayışında derinleşmesi PKK’nin komplo sonrasında daha güçlü olarak çıkmasını beraberinde getirmiştir. Eğer PKK, Demokratik Ulus anlayışına kavuşmasaydı örgütlü topluma dayalı demokratik konfederalizm anlayışı, özgür ve demokratik yaşam anlayışı ortaya çıkmasaydı, tasfiyeyle karşı karşıya gelebilirdi. Komplodan sonra yarattığı değerleri yaratamazdı. Başarıları kazanamazdı. Bu anlayış sadece Kürt halkı içinde PKK’yi tek etkili siyasi güç haline getirmedi; aynı zamanda Ortadoğu halklarının da özgür ve demokratik yaşamda öncü hareketi haline getirdi. Dikkat edilirse PKK’nin yeni paradigmatik, teorik anlayışı, ortaya koyduğu program karşısında diğer Kürt siyasi hareketleri ve grupları varlık gösterememişlerdir. Bakurê Kurdistan’da farklı Kürt gruplarının etkisizleşmesi, hem 12 Eylül sonrası yedikleri darbeden dolayıdır hem de PKK’nin sürekli kendisini değiştirmesi, dönüştürmesi sonucudur. Diğer gruplar, hareketler klasik ulus devletçi anlayışta takılı kalmışlardır; hiçbir gelişme ortaya koyamamışlardır. Her ne kadar Başurê Kurdistan’da bazı partiler dış güçlerin desteğine dayanarak ayakta kalsalar da Demokratik Ulus zihniyeti ve anlayışı karşısında etkisiz kalmışlardır, açılım yapamamışlardır. Önder Apo’nun ve PKK’nin çizgisinin olduğu yerde varlık gösteremez hale gelmişlerdir. 

Önder Apo’nun ulusal kurtuluştan Demokratik Ulus çözümüne varması PKK kadrolarında da önemli değişiklikler yaratmıştır. İktidarcı devletçi anlayış ve zihniyetten uzaklaşma, kadın özgürlükçü demokratik ekolojik toplum paradigmasına ulaşma en başta da PKK’de bir dönüşüm sağlatmıştır. Kadın özgürlük çizgisinin bu kadar öne çıkması, PKK’nin kendinden başlayarak Kürt toplumu içinde demokratikleşmeyi yaygınlaştırması gerçeği ortaya çıkarmıştır. Kürt toplumunda son 15 yılda demokratik özgürlükçü zihniyette büyük gelişme olmuştur. PKK 2000’lere kadar da büyük gelişmeler yaratmıştır, ama 2000’lerden sonra etkisini daha da geliştirmiş ve yaygınlaştırmıştır. 

Uluslararası komplo Önder Apo’nun bu çizgisiyle boşa çıkarılmıştır. Bugün uluslararası komplo boşa çıkarıldığı gibi, PKK Demokratik Ulus çizgisiyle iktidarcı devletçi zihniyetten uzaklaşmış devrimci sosyalist çizgisiyle bugün dünya halkları içinde de önemli bir etkiye sahip olmuştur. Bugün dünyadaki halklar içinde PKK’nin mücadelesine sempati oldukça gelişmiştir. PKK’nin kadın özgürlükçü demokratik ekolojik toplum paradigması bütün demokratik çevrelerde, sosyalist çevrelerde dikkatle izlenmekte ve takip edilmektedir. Bu açıdan PKK’nin Demokratik Ulus çizgisi büyük heyecan yaratmıştır. 

Bu yönüyle PKK 21. yüzyılda halkların özgür ve demokratik yaşam özleminin temsilcisi olmuştur. PKK, demokratik konfederalizm anlayışı temelinde sosyalist mücadelelere de nefes aldırmıştır. İktidarsız, devletsiz sosyalizm anlayışının gelişmesine katkıda bulunarak 20. yüzyılda reel sosyalizmin devletçi ve iktidarcı anlayışla yarattığı tıkanmaya yeni paradigmasıyla bir soluk aldırmıştır. Sosyalizmin önündeki engelleri, tıkanıklıkları kaldırmıştır. Bu yönüyle PKK’yi bugün sosyalist mücadelelerin en etkili partisi haline getirmiştir. 

PKK’nin iktidardan ve devletten uzak, kapitalizmin modernitesi karşısında demokratik moderniteyi ortaya koyması sadece kapitalizmin sömürüsüne değil, onun yaşam tarzına, onun zihniyetine, onun toplum anlayışına, onun birey anlayışına karşı alternatif çözüm önerileri ve etkili mücadele perspektifi PKK’yi bugün dünya halkları içinde, sosyalist hareketler içinde itibarlı yere kavuşturduğu gibi, PKK’nin hem Kürdistan’da hem de Ortadoğu’da mücadelesinin daha etkili hale gelmesini sağlatmıştır. 

Şu anda sadece Kürdistan açısından değil, Ortadoğu’daki sorunlar açısından da PKK tek çözüm gücüdür. Ortadoğu’da yaşanan kaos ortamında, Üçüncü Dünya Savaşı ortamında Önder Apo’nun çizgisini, PKK’nin çizgisini sorunlara çözüm bulacak tek çizgi haline getirmiştir. Kim Ortadoğu’da barış ve istikrar istiyorsa, kim Ortadoğu’da demokratikleşmeyi istiyorsa, kim Ortadoğu’da mevcut sorunlardan kurtulmak istiyorsa PKK’nin ve Önder Apo’nun ideolojik, teorik, paradigmatik çizgisi ve bunun yarattığı pratiği dikkate almak zorundadır. Ya bu çizgi dikkate alınacaktır ya da bu çizgi karşısında etkisizleşeceklerdir. 

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Önder Apo’nun teorik çözümlemeleri, Demokratik Ulus çizgisi ve bu yönlü mücadele kesinlikle Ortadoğu’da önemli bir zihniyet değişiminin önünü açmıştır. Siyasal yaklaşımlarda yeni ufuklar ortaya çıkarmıştır. Halklar açısından umudu güçlendirmiştir. Halklar bu çizgi doğrultusunda artık eskisi gibi yaşamak istememektedir. Bu hem bölgedeki statükocu güçleri zorlamaktadır, hem bölgeye müdahale eden güçleri. Bu açıdan da ya herkes belirli düzeyde kendisini değiştirmek zorunda kalacaktır, ya da bu Ortadoğu çıkmazında çözümsüz kalarak kaybedeceklerdir. 


YARIN:  Rojava Devrimi


703

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA