5 Nolu’dan geçen Cesur Yürekli İnsanlar

"Düşen sürahiyi yerine bıraktıktan sonra, uzun zamandır zulasında sakladığı kibrit kutusunu çıkarttı. Açtı, çöplere baktı. Nemli olmadıklarını anlayınca hafifçe gülümsedi.”

13 Ekim 2017 Cuma | Kültür-Sanat

BEHİCE F. DEMİR

"Düşen sürahiyi yerine bıraktıktan sonra, uzun zamandır zulasında sakladığı kibrit kutusunu çıkarttı. Açtı, çöplere baktı. Nemli olmadıklarını anlayınca hafifçe gülümsedi.”                 

 Ne Paris sokaklarındayız, ne Londra atölyelerinde, ne Moskova önlerinde, ne Amerikan köle plantasyonlarında. Satır arasında ne Prusyalı Ulrich, ne Alman genç Werter, ne de İtalyan Giovanni Drogo’nun edebi karizmasına övgü dizen bir romanın trend olmuş merakındayız.

Kürdistan’da: Diyarbakır’da, Kürtlerin talih ve tarih alıp verdiği, 5 Nolu zindanın açlık, işkence ve pervasızlık kokan 35. Koğuşundayız. Az evvel sürahiyi düşürüp, hücresindeki karanlığa son kez gülümseyen kişi, bir halkın kaderine, kalbine, kimliğine son yürüyüşünü yapan Mazlum Doğan’dan başkası da değil. O ve M.Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek, Akif Yılmaz, Ferhat Kurtay ve Kürt tutsakların 5 Nolu zindanda yaşadığı olaylar ne bir roman kahramanın maceraperestliği ne de bir edebi ekol huzursuzluğudur. Bir halk kimliğinin ölüm sınırından çekip alındığı, politik bir yazgının yaşama kazandırıldığı uzun yıllara yayılan öyküsüdür. Ve bu öykü şimdi aynı halkın nezdinde Cesur yürekli insanların öyküsüdür.

Cesur Yürekli İnsanlar’ın Diyarbakır zindanında geçen yıllarından bazı kesitler şimdi bir anı, anlatı kitabının da adıdır. Keza ne zorlama bir kurgu, ne bir edebi çerçeve kaygısı, ne de gerçek ötesi birşeyin anlatılmadığı deneme-gözlem-tanıklık sentakslı bir kitaptan söz edeceğiz. Yazarının da tanık, mağdur ve direnişçisi olduğu Cesur yürekli insanlar, aynı zamanda gazeteci-yazar Fuat Kav’ın bu alandaki ikinci kitabıdır. Kitap Mezopotamya Yayınlarından çıktı.

Toplumlar evrensel yarışa yetişinceye kadar biz dizi, yasaları bozarak, yıkarak, yaparak evrensel yasaya varır. İstiflenen politik tarih, moralize edilen kültürel birikimlerin evrensel yasada kışkırtıcı ve kurucu etkisi belirgindir. Bugünkü moral değerlerle, maddi sürükleniş içinde, ufak çaplı kolaylıklara, unutkanlıklara kaçsak da, toplum ve coğrafyalar için geçmişin kalitesi daima güncelin yolunu çizer. Dünya, bugün iyi-kötü, doğru yanlış, adaletsizlikle ve kurumsal bilinciyle geçmişin mağrurluğunu, geleceğin mizansenine dair sayısız arayıştadır. Elbette bu arayışın haklılığı yada geçerliliği toplumların karekteristik çıkarlarında belli olacaktır. İnsanlık yoğun bir tecrübeyle bilgi, bilim ve bilinç çağına gelmiştir. Bu çağın belkide en pratik yani insanın bilgiye, olguya ve geçmişe engelsiz bir hızla ulaşma imkanı bulmasıdır. Geçmişle tanışma ve oradan bilinç damarını açmak, en çok Kürtlerin ihtiyaç duyduğu olgudur. Zira geçmişi kendisine, kimliğine, kişiliğine yasaklanan, bu yasaklarda büyük kayıp veren, uygarlıkla arası açılan, birkaç büyük toplumdan biridir. Kürtlerin kayıp yer ve yılları öylesine çeşitli, çok ve karmaşık ki: sanattan siyasete, ekonomiden eğitime, yönetimden, diplomasiye zincirleme bir yabancılaşmanın yarattığı krampla kıvranıp durmaktadır.

Kürtler için yazım, edebiyat ve ona bağlı sanat olgusu biraz mahrem, biraz kutsal, biraz kahramanlık bataryası, birazda trajedilerin kaynaştığı gecikmeli varoluş alanına dönüşmüştür. Sanatın klasik zamandaki entellektüel öncülüğü, modern anlamdaki sektörel ve kurumsal özerkliği ne Kürt dünyasının bireysel sathında, siyasal analizinde, ne de toplumsal kavrayışında doğal bir süreçle oluşmamıştır. Sanat ve sanatçılık, normalle anormalin iç içe geçtiği çok kimlikli tek kişilikler halinde çabalamaktadır. Belki bu yüzden siyasetçisi sanatçı, sanatçısı savaşçı, savaşçısı bilgin, bilgini işçi, işçisi alim, alimi aşık, aşığı kahraman olabilen bir geçirgenlik, politik ve kültürel ritüellerde uzlaşmaktadır.

Toplumlar büyük değişimleri: sezerek, çözerek, gah ona direnerek, gahta eşlik ederek karşılar. Sanat bütün bu karşılaşmaların ayrılma, aydınlama, eleştiri burcunda yer alır. Bu yükseliş genel politik izahlarla ilerlediği gibi, toplumun iç duygusunu, dengesini kavrayarak merceğini ayarlar. Kürtler için yirminci asır iki merceğin ardında saklıdır. Kürdistan taşrasındaki isyanlarla, kentlere kayan örgütlenme süreci. Köy, kasaba, aile, aşiret, kişilikler üzerinden geçen ilk elli yılın içinde Kürt politik düşüncesi ve sosyo kültürel tabanında bir tarih ve coğrafya geleneği oluşmuştur. Bu gelenek Kürt tarafına benliğini koruma, egemenlerine de Kürt dilini, kimlik ve kültürünü yasak olarak yansımıştır. Son Kürt isyanına esin ve enerji koridoru açan, bünyesindeki kişiliklere, tarihsel çözümleme yaptıranda birazda bu çift çelişkidedir. Cumhuriyet Türkiyesi, inkar ve istismar rotasyonuyla kurumsallaştı. Bütün kamusal kültür ve sivilleşme eşleşmelerini muhalif kültür ve kitle coğrafyası olarak kalabilen Kürtler üzerinden tasarlayarak, merkezden taşraya, yasadan vatandaşa dek yükümlenen kasıtlı bir zihinsel ve kültürel arındırma serzenişiyle yürüdü.

Bu beka işleminin son organizesi de 12 Eylül darbesiyle yapılmıştır. Kürt taşrası, yarı gelişmiş  yasak,yoksulluk, eğitimsizlik ve asimilasyonla sıkıştırılıp ordaki dil kültür,kimlik ve kuşaklar yok edilme bandına çekilirken, yarı kentli genç kesimi hapishanelerde yok edilmek isteniştir. 12 Eylül, Kürtler için olmakla olmamak olarak keskin bir tercihinde kapısını açmıştır.

Bu nedenle Diyarbakır hapishanesinde Kürtlere uygulananları salt işkence, hak ihlalini askeri darbe mikrobu ile yorumlamak eksiktir. Diyarbakir hapishanesine, Kürtlere kalp ve beyin taşıyacak aktif, örgütlü ve aydınlanmış nesilleri hapsedilmiştir. ve ordaki kavga bu yüzden kimin yarına kalacağını belirleyecek kadar riskli ve sertti.

Bu restleşmeyi doğrulayan Kürt direnişçilerinin öngörü, açıklama ve davranışları olduğu kadar, karşı tarafta görevlendirilen asker-yargı erkinin amaç ve araçlarındaki sınırsız politik ve fiziki şiddetten de görülmektedir.

Tutuklulara yapılan kuşatma insani ve hukuki bir saldırı olduğu kadar, etnik aidiyetlerine yöneltilen bir hiçleştirmedir. Bir bedene gayri iradi yapılan hersey suçtur. Ne var ki Diyarbakır’da beden kadar bünyesinde düşürülmesi öncelenmiştir. Marş okutma, askeri nizam, and içtirme, esas duruş, taciz, tecavüz, küfür, içerde olan biteni saklama, bir şekilde tutukluların mensubiyetlerine yöneltilen uygulamalar, politik sinir harbinin seçilmiş dayatmalarıdır.

 Buna mukabil tutsakların bu gerçeğe bilinçli karşı duruşları Kürt sorununu toparlayan bir başlangıç sağlamıştır. Cesur Yürekli İnsanlar kitabı işte bu sürecin içerdeki, hücredeki, işkencedeki ve ölüm orucuna kadar giden, saat, an ve olaylara yakından, yeni bilgilerle yaklaşmamıza vesile oluyor. Bugün adları, resimleri, kongre, konferans, kitap, film, miting meydanlarında geçen nice insanın ne büyük felaketlere maruz kaldığı, bunu canları ve inançları pahasına nasıl durdurmaya çalıştıklarının sayısız detayını kitabın sayfalarında esefle okuyoruz.

 Bir jenerasyonun kendine özgü aydınlanma süreci, liderlik dikkatleri, sorumluluklarına sadakati, halkına ve tarihlerine dair politik teşhisleri, kitabın okura ileteceği yeni anektodlardır. Birbirilerine sevgi ve saygıları, güvenleri, inanışları, işkencede, ölüm döşeğinde, direnişte bile birbirine yabancılaşmayan dostluklarının günümüz ötesi bir kültüre sahip oluşunu, onca güzel insanın hayata dair müdahaleleri satır satır okurun vicdanını yoklayacaktır.

Cesur yürekli insanlar, hem biyografi sınırından geçmiş,hem tanıklık sıfatıyla elden geldiğince gerçekçi yazılmış.

KİTAPTAN BİR KAÇ SÖZ

"Biz direnmesini değil, ölmesini bilemedik.” Mazlum Doğan

"Bu yalnızca benim sorunum da değildir. Özgürlüğüne susamış bir halkın, ezilen ve horlanan bir ulusun sorunudur.” M.H.Durmuş

"Bir arkadaşın daha benden evvel ölmesine dayanamam, Kemal.!” M.H.Durmuş.

"Bir zamanlar burada bir yiğit karadenizli vardı, bizim için ölüm orucu’nda hayatını kaybetti." Kemal Pir.


"Kuru çatlamış dudakları, görmeyen gözleri,uzamış sakalları ve kir tutmuş bıyıklarıyla yatıyordu. o kirlenmemiş bir kardelen, öyle saf ve temiz, Serhed’in özgürlüğe sevdalı Akif’iydi..!"  Fuat Kav



671

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA