Damat Berat davasına giderken

Tezer MARMARA

12 Ekim 2017 Perşembe | Forum

Diktatör Erdoğan’ın İdlib operasyonuna ilişkin konuşurken söylediği “Yeni bir Kobani yaşanmasına izin vermeyeceğiz” sözünün yanına Başbakan Binali Yıldırım’ın partisinin grup toplantısında 10 Ekim Ankara katliamını anlatırken kullandığı “Gar patlaması” ifadesini yerleştirin. Sadece bu iki cümle bile 3 gazetecinin neden aylardır hapishanede tutulduğunu anlatmaya yeter de artar bile.

Geçtiğimiz Aralık ayında gözaltına alınarak tutuklanan gazeteciler Ömer Çelik, Tunca Öğreten ve Mahir Kanat, 24 Ekim’de ilk duruşmalarına çıkacak. Gazeteciler Derya Okatan, Eray Saygın ve Metin Yoksu da aynı dosya kapsamında yargılanıyor.

Gazeteciler, Erdoğan’ın damadı ve Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın Redhack tarafından ele geçirilen maillerindeki bazı bilgileri haber yaptıkları için gözaltına alınmış, 24 günlük gözaltının ardından adliyeye çıkartılmışlardı. ETHA Sorumlu Müdürü Okatan, haksız gözaltıyı protesto etmek için açlık grevi yapmıştı. Gazetecilere yöneltilen ilk suçlama ilginçti gerçekten; Redhack algı birimi oluşturmak. Aslında bu suçlamayı da gözaltındaki gazeteciler ve avukatları havuz medyasının bir haberinden öğrenmişti. Suçlama şu anlama geliyordu; aslında ortada Damat Berat’ın mailleri yokmuş da, varmış gibi yapmak. Ancak mailler o kadar gerçekti ki, maillerden birinde adı geçen Hürriyet gazetesinin CEO’su Mehmet Ali Yalçındağ istifa etmek zorunda kaldı. Ve yine mailler o kadar gerçekti ki, Damat Berat davaya müdahil oldu.

Gazetecilere yönelik suçlama, savcılık ve nöbetçi hakimlik aşamasında ise değişti, “PKK, DHKP/C ve FETÖ üyeliği” ile “MLKP, PKK propagandası yapmak” gibi suçlamalara dönüştü. Ancak iddianame aşamasında yeni “suçlar” bulundu. İddianameye “Gerektiğinde devlet sırrı niteliğinde de olabilecek bilgileri ifşa etmek” gibi bir suç da eklenmiş oldu. Bu ifade öncelikle maillerdeki tüm bilgilerin kabulü anlamına geliyordu.

Bu memlekette “devlet sırrı” denilen herşey halkın hayatını, dününü, bugününü, yarınını yakından ilgilendiren şeylerdir. “Devlet sırrı” denilen şey, hep devletin sivil ya da silahlı güçlerinin işlediği suçlara ilişkindir. Sır, devletin halktan gizlediği suçudur.

Damat Berat’ın maillerindeki bilgiler de, halkları yakından ilgilendiren ve zamanı geldiğinde halklara karşı işledikleri suçların delili olacak bilgilerdir.

Örneğin bu “yeri geldiğinde devlet sırrı olabilecek” bilgilerden biri; Damat Berat’ın, DAİŞ’in petrollerini satan Powertrans şirketinin ortağı olduğu yönündedir. Bu bilgi, silah desteği dışında AKP/Saray rejiminin, DAİŞ ile ticari işbirliği yaptığının da kanıtıdır. Bu gerçeği, halkların dikkatinden kaçırmak istedikleri için, gazetecileri cezalandırıyorlar.

Saray’ın Meclis’e getirdiği savaş tezkeresi sırasında HDP adına konuşan Osman Baydemir’in, “AKP-MHP şer örgütleri ittifak yapıyor” sözünün, nasıl soğuk duş etkisi yaptığını ve Meclis Başkan Vekili’nin müdahale ederek, Baydemir’i nasıl tehdit ettiğini hatırlayın. Meclis’te vekilleri susturarak, bu yetmezse tutuklayarak, sokakta halkı polis şiddetiyle, işyerinde emekçileri işsizlik korkusuyla teslim alırken, gazetecilerin payına da cezaevi düşüyor elbette.

Damat Berat’ın suçlarını gösteren sadece Powertrans şirketi ile ilişkisi değildi. Mailler arasında Türkiye-Suriye sınırını gösteren bir harita da, “Türkiye’den DAİŞ’e yapılan silah sevkiyatı ve cihatçıların kullandıkları yollar” notuyla yer alıyordu. Bu haritanın, Damat Berat’a niçin gönderildiği kamuoyuna açıklanması gerekirken, gazeteciler tutuklandı.

Gazetecilerin, Damat Berat’ın maillerine ilişkin yaptıkları haberlerin tamamı, halkı yakından ilgilendiren bilgilerdi. Halkın gerçeği bilme hakkına, daha yaygın ifadeyle haber alma hakkına uygun bir gazetecilik yapmak, “iyi gazeteciliğin” temel kıstasıdır. Bu anlamda, “Damat Berat davası”nda yargılanan gazeteciler, görevlerini en iyi şekilde yaptılar. Kamuoyunu, Enerji Bakanı’nın girdiği “kirli ilişkiler” konusunda uyardılar.

Yargı, mailler gündeme geldikten sonra yapılması gereken hiçbir şeyi yargı yapmadı. Aksine yapılmaması gereken ne varsa yaptılar. İlk olarak, daha önce Redhack operasyonlarında gözaltına alınan ve delil olmadığı için haklarında dava bile açılmayan gençleri, gözaltına alarak, işkence ile “fail bulmaya” ve “delil oluşturmaya” çalıştılar. Ardından da gazetecilere yönelik operasyon başladı. İş en son da “devlet sırrı”nın kapısına dayandı. Oysa, yapılması gereken, fail bulmak ve delil yaratmak değil, önce maillerin gerçek olup olmadığını, ardından da maildeki “iddiaların” doğruluğunu araştırmaktı. “Kobanê düşmedi” diyen üzülen ve bunu birkaç gün önce “Yeni Kobanêlerin yaşanmasına izin vermeyiz” diyen bir Cumhurbaşkanı ile, katliama katliam diyemeyen bir başbakanın yargısından elbette böylesine cesurca bir adım gelmezdi. Ne gam! Yargı Saray’a biat ede dursun, gazeteciler hakikatin peşinden gitmeye devam edeceklerini her fırsatta gösteriyor. Gerçeğin güvencesi olan da, gazetecilerin bu kararlı ve cesur duruşudur.


225

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA