Djam ya da duvarlar onların olsun

Djam, hayattan zevk almasını bilen, zorlukların üstesinden müzikle gelen, haylaz, deli dolu bir genç. Yolları kesişen iki kadının öyküsünde derin özlemleri, yaşama sevincini, savaşın yol açtığı göç trajedisiyle dağılan hayatları hissedebiliyorsunuz.

11 Ekim 2017 Çarşamba | Kadın

TUĞÇE KARA

“Duvarların ne önemi var ki? Bırak duvarlar onların olsun.”*

Bir yol, bir göç ve iki genç kadın. Yunanistan’dan Türkiye’ye gelmek zorunda kalan Djam’ın hikâyesini konu edinen film, özgürlük teması ve müzikleriyle nefes almanızı sağlayan birkaç saat geçirmeniz için biçilmiş kaftan. Roman kimliğiyle tanıdığımız Cezayir doğumlu yönetmen Tony Gatlif son filminde, aslında bu sene çekilmiş ve vizyona girmiş çoğu filmin işlediği bir konuya değiniyor: Göç. Tabii, yine kendi tarzıyla…

Göç ve sınırlar

Djam isimli genç kadının dansıyla açılan film, Djam’in Türkiye’ye mecburi yolculuğuyla devam ediyor. Bozulan tekneleri için gerekli malzemenin onarılması Türkiye’de mümkün, çünkü malzeme yıllar önce de Türkiye’den alınmış. Djam, bunun için Midilli Adası’ndan yola çıkıyor, cebinde ise çok az bir para var. Üvey babasının Kasımpaşa’da, tek yıldızlı bir otelde konaklaması için verdiği parayı kendine ayıran Djam, Eminönü-Sultanahmet hattında sığınacak bir yer buluyor ve orada konaklamaya başlıyor. 

Üvey babasını çok seven Djam, şimdiden onun istediği lokumları hazır etmiştir, arada kendi de tadına bakar. Tam da bu lokumların tadına baktığı esnada, oturduğu banktan Fransızca küfreden bir kadını duyuyor ve onu anında yakalıyor. Fransızca da bilen Djam, ortak bir dil konuşabileceği birini görünce hayli mutlu oluyor. Avril isimli bu genç kadın ise dayanışma için Türkiye’ye gelmiş; amacı, Antep-Suriye sınırındaki mültecilerin sağlığıyla ve diğer ihtiyaçlarıyla ilgilenmek. Ancak işler Avril’in beklediği gibi gitmemiş, Türkiye’ye birlikte geldiği erkek arkadaşı Avril’in tüm parasını alıp kaçmış ve Avril de İstanbul’da öylece kalakalmış. 

Yolları kesişen bu iki kadın, Türkiye’deki işlerini bitirmek üzere görev dağılımı yaparlar. Önce demircilere, sonra sınır kontrol merkezlerine giderler. Avril’in pasaportunu nihayet geri alırlar ve Yunanistan’a varmak için yola koyulurlar.

Her yerden kan akıyor

Film boyunca pek çok tanıdık müzik eşlik ediyor izleyenlere, çünkü film Yunanistan-Fransa-Türkiye ortak yapımı. Türkçeye de “Aman Doktor” diye çevrilmiş. Djam ve Avril Türkiye’den çıktıkları yolda pek çok zorlukla karşılaşsalar da uzun bir yolculuktan sonra Yunanistan sınırları içine girmeyi başarabilirler ve onları başka bir sürpriz bekler: Tren yolculuğu yapacaklardır; fakat demiryolları işçilerinin hepsi grevdedir. Genç kadınların istasyonda bekledikleri sahne ise Gatlif’in Suriye ve Ortadoğu’daki savaşa nasıl yaklaştığını görmemizi sağlıyor. İstasyonun duvarlarında yer alan Arapça “Halep ve İdlib’de savaş sürüyor, her yerden kan akıyor” yazılamaları, dikkat çekici şekilde kameraya yansıtılmış. 

Ben değil, içimdeki sürgün

İki genç kadın Midilli Adası’na vardığında ise onları, Djam’in tanıdık olduğu; ama Avril’in ilk kez göreceği bir manzara karşılıyor. Her yerde şişme botların ve can yeleklerinin olduğu tepeler ve yamaçlar... Avril, bunu adadan birine sorduğundaysa şu yanıtı alıyor: “Geçen sene her şey daha kötüydü. Her gün yüzlerce insan, o botlarla buraya geliyor ve koşarak kıyıya çıkıyorlardı.” 

Bazen kitle iletişim araçları aracılığıyla tanık olduğumuz, bazen de direkt gördüğümüz manzaralar, filmin sonunda bir de Tony Gatlif tarafından ele alınıyor. Yıllardır bir sürgün, bir göçmen, bir mülteci olarak yaşamış olan Gatlif, belki de çağımızın en temel sorunlarından birinin, anlatımı en güçlü tanıklarından. Ve bunu hiçbir şekilde dramatize etmeden, müziğiyle, danslarıyla direnerek kuruyor. Eski dünya nasıl var olduysa, yenisini de öyle kurabilecek olmanın verdiği rahatlık ve huzurla… 

Sesi hepsinin vatanı oldu

Filmin son sahnelerinden biri ise anlatımına doyulmayacak türden. Küçük yaşta annesini kaybeden Djam’in üvey babası, ona annesiyle tanışma hikâyesini anlatıyor ve ekliyor: “Burada yeni işe başlamıştı, içeride bulaşık yıkıyordu. Sonra şarkı söylemeye başladı ve ben çok etkilendim. Ona şarkıyı kimin söylediğini sorunca, ‘İçimdeki sürgün söylüyor’ demişti. Annen sesiyle, bütün Ermenileri, Kürtleri ve Cezayirlileri buraya taşıdı. Onun sesi, hepsinin vatanı oldu.”

Müzikleri ve danslarıyla her halinden bir Tony Gatlif filmi olduğu belli olan Djam, çağımızın en temel sorunlarından birini teğet geçmeden ilerlemiş ve Gatlif, bunu hayli iyi kotarmış. Kendi tarzı ve kendi neşesiyle… Çünkü herkes bilir ki, güneş her gün yeniden doğar. 

* Filmden bir alıntı.



440

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA