Bir yazgının romanı: Tatar Çölü

İtalyan yazar Dino Buzatti’nin "Tatar Çölü", çağdaşı olan pek çok kitaptan ayrılarak Teğmen Giovanni Drogo ve Bastiani kalesinin yaşamını bir yazgıya büründüren bir romandır. Hem de Giovanni Drogo’nun bile dört aylığına başlayıp otuz yıla yakın peşinden sürüklendiği hüzünlü bir yazgı.

11 Ekim 2017 Çarşamba | PolitikART

BEHİCE F. DEMİR


"Burda her şey feragati andırıyordu; ama ne uğruna, hangi gizemli şey uğruna bir feragati bu?”


Bireyin belinin kırıldığı, boynun büküldüğü bir zamandayız. Bu süreç salt bireyselliğin azlığı ile değil; mekan, yaşam, yazım ve düşüncelerinin de daraltılmasıyla sürmektedir. İdeallerle imtihan olunan, kişiliğin bir değer basamağı olduğu, yaşamın özerk kaldığı tutumlar bile yokluk sınırına dayandı. Artık mekanik ve hazır özgürlükle, tüketim değeri kadar toplumsal görünüme dahil edilen bir insanlık disiplini içindeyiz. Bu disiplin neredeyse klasik insanı müzeye, kitaba, şarkıya, filme ve yaşanmışlığın yazgısına sıkıştırarak eski ve yeni diye kendini normalleştirmektedir. Kuşkusuz düşünce ve duygular içinden geçilen zamanı kabullenmek zorundadır. İster nesnel, isterse öznel bir ufuk olsun birey ve yaşam her zaman mevcut şartların tesirindedir. Ne var ki bu tesir irkilticilik sınırına dayandığında kimi vazgeçilmez reflekslerimiz yüzünü yaşamın ve insanın gerekliliğinden yana çevirmek zorundadır. Edebiyat bu çevirimde uzun zamandır kendi mücadelesini vermektedir. Politika, iktisat, askerlik, bürokrasi, tarih gibi büyük deneyim alanları hayatı ve bireyi parsellerken, belki de sanat ve ona bağlı olarak edebiyat birey ve onun varoluşunu her zaman savunabildiği için yaşamda doğru ve yanlışın kavgası hala canlıdır. 

Çok değil, üç beş kuşak evvelin değer sistemi edebiyat ve düşünce tarihinin yapıp etmelerine yakın durmaktaydı. İletişim yazılı kaynaklara sırt dayadığından tarihin ve sanatın kahramanları baş ucu dostlarımız, gün içi koşuşturmacamızın şevkini oluştururlardı. Bugünkü iletişim kalabalığı hayali kahramanlarımızı uzaklaştırdığı gibi kendi bireysel kahrımızı ya da kalitemizi de sanal kılan bir dizi uçucu ve unutucu alışkanlar getirmektedir. Şunu biliyoruz ki sanatın elde ettikleri aynı zamanda yaşamın gerçekleri olarak zamanı yenebilmiş ve öylece yazımsal kalıcılığa dönüşmüşlerdir. Bu nedenle edebiyat ve yazım dünyasında birer karakter olarak yaratılanlar bugünkü nesne kahramanlardan kat be kat daha aydınlatıcı olmuşlardır. Artık roman karakterleriyle markaların fiyatlandırdığı tüketim kahramanlarının ortasındayız. Ne var ki büyük yazarların karakterleri hala bize sesleniyor, bizi anlatıyor ve yaşam adına bazı feragatleri hatırlatıyor.

Belki bu yüzden İtalyan yazar Dino Buzatti’nin, "Tatar Çölü" bu sanal sürüklenişte bize insan olmanın kimi hallerini anımsatıyor, Giovanni Drogo’nun yazgısıyla bizi ikaz etmektedir. İnsanın doğalığını, yıpranışını, bulunmayışını ve herşeyiyle bir defa oluşunu es geçtiğimiz için Bastiani kalesindeki yalnızlık zirvesi bizi titretmektedir. Tatar Çölü, çağdaşı olan pek çok kitaptan ayrılarak, Teğmen Giovanni Drogo ve Bastiani kalesinin yaşamını bir yazgıya büründüren bir romandır. Evet Tatar Çölü bir yazgının romanıdır. Hem de Giovanni Drogo’nun bile dört aylığına başlayıp otuz yıla yakın peşinden sürüklendiği hüzünlü ve herkesi her an, bir yanıyla irkilten bir yazgının acıtıcı romanıdır. Bu öylesine sinsi, öylesine hafif, öylesine yakın ve öylesine görünmezdir ki; günbegün ömre, duyuşa, davranışa, düşünceye ve geleceğe yön veren çürütücü alışkanlıkların sergilendiği bir yazgıyı yaşlandıran romandır.

Elbette yazgı dokunulmaz bir olgudur. Ve daha çok mistik bir çağrışımı vardır. Ne var ki bu çağrışım insan hayatına sindiğinde tuhaf bir yoğunlukla gerçeğe dönüşür. Elbette bu illetli, aylak ya da gelişi güzel bir gerçek değildir. Zaten yazgıyla yüzleşmek ve onun muhasebesini yapmak sıradan insanın işi değildir. Hatta sıradan insan için yazgı diye bir dert de yoktur. Bu yüzden olmalı Bastiani kalesindeki askerler, yaşamları ve kişiliklerinin her biri sıradan olmayan tutumlarla Tatar Çölü’ne konu edinmişlerdir.

Başta teğmen Drogo olmak üzere her karakter, Bastiani kalesinde yaşamdan muafiyetin pençesindeyken dışarıda akan zamanın, Bastiani kalesindekileri nasıl çürütüp, çölleştirdiğini yine karekterlerin yazgısında buluyoruz. Ortiz, Angustina, Tronk, Guiseppe Lazzari, Matti, Fili More, Terzi, Doktor ve Drogo, hepsi Bastiani kalesine gömdükleri yaşamın birer meçhul kurbanı olmakla kalmayıp, onlara benzer nice hikayenin de varisliğini yapıyorcasına bize tanıdık geliyor.

Tatar Çölü’nde diğer pek çok romandaki gibi geniş mekan, hayat konsepti ve nefes kesici bir iletişim trafiği yok. Zaman tavan çatlağından sızan su sesiyle, nöbet kulübesindeki askerin adım sayısı, günışığının perdeyi inceltmesi, beklemenin alna ve yüreğe inen darbesi ve mevsimin taşları kemiren rüzgarıyla tartılmaktadır. Drogo’nun kendi içine kurduğu kaçış kalesi ile Bastiani kalesinin görev gücü birbirine karışarak insanın alışkanlığa yenilişinin ezginliğini okura yansıtması Dino Buzatti yazarlığında özel bir huy olmalı.

Umut, endişe, başarıya aldanma, alışkanlığa yenilme ve kendini bitmeyişe kaptırmanın romanıdır Tatar Çölü. İnsanın yükselişini ve düşüşünü, diriliği ve yaşlılığa geçişini bu denli özenli, ayrıntılı ve adeta ölümsüz bir gözlemleyişle anlatan çok az edebi eser vardır. Giovanni Drogo’nun mesleki idealizmi ile başlayıp, insan ve zaman arasındaki yarışmada eksilen, nesneleşen ve nedenlerini değişme kaptıran anlamlar dünyasını herkesin ekseninden geçiren istisna biyografi tasvirleri vardır. Ne var ki Buzatti’nin Drogo’su gah bir asker, gah bir genç adamın inadı, gah bir insanın alışkanlıklara hapsini, gah ise yazgısının talihsizliğine uğramış bir görev adamının yarım kalmış, az biraz da ihanete uğramış ya da yarı yolda kalmış hallerini temsil bir sima.

"Zaman elini sizden daha çabuk tuttu, sizinse artık her şeye yeniden başlama hakkınız yok.”


170

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA