Akdeniz ülkeleri hukukçuları buluştu: Gündem Türkiye ve Öcalan

Akdeniz ülkeleri hukukçuları ilk kez Napoli’de bir araya geldi. Türkiye’deki AKP iktidarının faşizan uygulamalarının masaya yatırıldığı konferansta, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin „Tabutlukta yaşam“ olduğu belirtilerek, tepki gösterildi. Rojava’dan da ilk kez bir temsilci, uluslararası bir hukuk konferansına katıldı.

09 Ekim 2017 Pazartesi | Dünya

İtalya’nın Napoli kentlerinde 7-8 Ekim tarihleri arasında 1. Akdeniz ülkeleri hukukçular konferansı yapıldı. Avrupa Demokratik Hukukçular Derneği tarafından düzenlenen konferans, AP Sol Grubu GUE/NGL, İtalya Barolar Birliği, Napoli Barosu Konseyi, Napoli belediyesi tarafından desteklendi.   Konferans daha önce cezaevi olarak kullanılan bir mekanda yapıldı. Demokratik Hukukçular Başkanı Roberto Lamacchia, kendi örgütlenme geleneklerini anlatırken Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın iltica sürecine dahil olmalarını dönüm noktası olarak gösterdi ve bu sürecin kendilerinin çalışma perspektifini genişlettiğini vurguladı. Lamacchia, „İlticası kabul edildiği için devlet avukat ücretini ödedi. Dallema imzalı çeki hala gururla taşıyorum” dedi. Yereldeki hukukçularla, örgütlerle ortaklaşmayı esas aldıklarını, farklılıkları kabul eden, her türlü insan hakları etkinliğini esas bir çalışma hukukuna ihtiyaç olduğunun altını çizdi.

 

Gündem Türkiye: Faşizm yaşanıyor

İlk gün yürütülen çalışmanın ağırlıklı bölümü „Türkiye Masası” olarak belirlenmişti. Bu bölümde ilk olarak konuşan ÇHD Üyesi Avukat Şerife Ceren Uysal, Türkiye’nin olağanüstü halin resmi olarak ilan edilmesinden çok önce olağanüstü hal koşulları altında yaşamaya başladığının altını çizerek artık olağan bir yargı pratiğinin olmadığını vurguladı.  

„Türkiye’de açık bir faşizm yaşanmaktadır“ diyen Uysal, bunun istisna olmadığını belirterek şöyle konuştu: „Polonya’ya, Macaristan’a, Fransa’ya, Katalonya’ya bakın. Türkiye’deki yangın her yerde. Devletler halklara karşı aynı yöntemleri uyguluyor. Türkiye’deki halklarla, ezilenlerle dayanışmak istiyorsanız, öncelikle kendi devletlerinizi, Avrupa Birliği’ni, Türkiye hükümetini aklama aracına dönen AİHM’i tartışmanız gerekiyor.“


 Benzeri görülmemiş bir dönem

ÖHP Eşbaşkanı Fatma Özdemir de, Dolmabahçe Mutabakatı’ndan Erdoğan tarafından reddedilmesiyle Türkiye’de yeni bir çatışma ve baskı sürecinin başladığını ifade etti. Yaşanan süreci OHAL öncesi ve sonrasına ayırarak ele alan Özdemir, orta yoğunlukta devam eden çatışmalı sürecin sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi ile farklı bir boyuta evrilerek benzeri daha önce yaşanmamış bir düzeye tırmandığının altını çizdi. Sokağa çıkma yasaklarının 10 il 48 ilçede uygulandığını kaydeden Özdemir, TİHV ve İHD verilerini paylaştı.  

Özdemir :“218 kez, gün boyu ve süresiz sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Bu yasaklardan yaklaşık 2 milyon insanın direkt olarak etkilenmiştir. İlk sokağa çıkma yasağı ilan edilen 16 Ağustos 2015 ile 20 Nisan 2016 tarihleri arasında en az 338 sivil yaşamlarını yitirmiştir. Bu kişilerden; 78’i çocuk, 69’u kadın ve 30’u 60 yaşın üzerindedir. Toplamda ise tespit edilebilen bin 425 kişi yaşamını yitirdi, 2 bin 583 kişi yaralandı. “

 

Av. Dinç: Tabutluk da yaşam

Asrın Hukuk Bürosu’ndan Mazlum Dinç de Öcalan’ın tecrit durumunu anlattı. Dinç uluslararası komplo ile Türkiye’ye kaçırılması sürecini ve bunda uluslararası güçlerin rolünü vurgulayarak konuşmasına başladı. Öcalan’ın koşullarını yine ondan bir alıntı yaparak ifade etti.  “Bir adada tek kişilik bir hücrede dış dünya ile bağı koparılmış halde yaşamak bir tabuta canlı konulmak gibi bir şeydir. Buna tabutlukta yaşam dedim. Zaten bu tabutluk gibi hücremde nefes almakta bile zorlanıyorum. Nasıl bir idam mahkumu asılma sırasında son nefesini vermeden önce çırpınır, üç dakika sonra ölürse, burada bana uygulanan yöntemle bu üç dakikalık ölümü zamana yayarak gerçekleştirmek istiyorlar.  Hiçbir yasal dayanağı olmamasına rağmen, 20 Temmuz 2016 tarihli Bursa İnfaz Hakimliği kararıyla artık resmen mektup, faks, telefon, telgraf gibi haberleşmeleri, avukatlarıyla yazışmaları da yasaklanmıştır. Bu nedenle Öcalan ve diğer üç tutsaktan haber dahi alınamamaktadır.“

  

Rojava’dan da hukukçular katıldı

Konferansın ikinci gününde Cezayir, Tunus, Filistin, Batı Sahra, Yunanistan’dan avukatlar kendi durumlarını ifade eden konuşmalar yaptı. Bu kapsamda Rojava adına konuşan Midya Abdeh „İlk kez bir konferansta Kürt hukukçu kimliğiyle söz aldığını vurguladı. Konuşmasının başlangıcında Türk hükümetinin Rojava’ya ördüğü duvardan ve halka yönelik saldırılarına vurgu yaptı. Özellikle Efrin sınırına asker yığarak, oradan yaptığı saldırılarla pek çok yurttaşın yaşamını yitirdiğini ve ya yaralandığını vurguladı. Konuşmasının ikinci bölümünde Rojava hukuk sistemi içinde kadının durumuna vurgu yapan Midya Abdeh, kadına yönelik ciddi hukuksal kazanımların olduğunu, çokeşlilik, küçük yaşta evlendirme, başlık parası vs gibi gerici uygulamaların yasaklandığını, kadın cinayetlerinin mahkum edildiğini vurgulayarak bu mücadelenin devam ettiğini ekledi.

 

Barış komiteleri çözüm gücü

Suriye’de savcı olarak görev yapmış olan Abdulkadir Mohammed ise yargı mekanizmasının nasıl işlediğini ayrıntılarıyla anlattı. Mohammed, sosyal adaleti esas alan bir modelin inşa edilmek istediğini vurgu yaparak, komünleri esas alan Rojava sisteminin hukuku da yine komünler ekseninde ele aldığını, halk arasında yaşanan sorunların önemli ölçüde Barış Komiteleri aracılığıyla çözüldüğünü vurguladı. 

Bu oturumda söz alan Özgürlükçü Hukukçular Platformu Eşsözcüsü Ümit Dede ise Kürt hukukçulara yönelik baskılarsa vurgu yaparak, Kürt halkına yönelik baskıların bir parçası olarak Kürt hukukçuların da baskılara maruz kaldığını vurguladı. 

Konferans, gazetemiz yayıma hazırlandığı sırada devam ediyordu. Sonuç bildirgesinin de yayınlanacağı konferanstan Strasbourg’ta Öcalan için başlatılacak kampanyaya da destek çıkması bekleniyordu.   


Y.ÖZGÜR POLİTİKA / NAPOLİ


269

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA