Halk meclisi olmak!

Fransa'da yeni bir yaşam alanı oluşturmuş ama göçmen olmanın sorunlarını yaşayan Kürtlerin ülkeleriyle bağları sürse de Fransa'da olmaktan doğru ihtiyaçları değişiyor. Kürt kurumları ise sürekli şiddetlenen savaşın getirdiği sonuçlara dair bir konumlanma içerisinde olmak durumunda kaldığı için toplumun göçle biriktirdiği sorunların yanıtı olmaktan uzak bir yerde.

02 Ekim 2017 Pazartesi | Dizi

SELMA AKKAYA - PARİS 


Avrupa’da yaşayan Kürtler on yıllardır kendi örgütlülük ağlarını oluşturmuş bulunuyor. Kültür sanat, din, yöre, politik sosyal ağlar, gençlik, kadın vb. birçok alanda ihtiyaçları doğrultusunda yaratılan örgütlenmeler, son 4 yıldır bütün bunların kendi ifadesini bulduğu halk meclisleri çatışı altında birleşiyor. 

Avrupa için geçerli olan bu örgütlenme modeli Fransa'da benzer bir profil seyretti. 1980'lerden bugüne Fransa'da örgütlülüğü bulunan Kürtler, 27 dernek, sayısız komün bunlara paralel, inanç kurumları, kadın ve  gençlik meclisleri bu örgütlenme ağı giderek büyüyor. Örgütlenme ağı büyürken, diğer taraftan kurumsallaşma ve sistematik bir örgütlülüğe neden kavuşulamıyor sorusu bütünüyle yanıt bulmuş değil ya da kurumlar istenilen düzeyde bir çalışma verimine kavuşmamış diyebiliriz!


İlk dalga 80'de!

Fransa'ya 80 darbesinden bu yana sistematik bir Kürt göçü mevcut. Fransa'da 300 bin civarındaki Kürt yaşıyor. Gelenlerin yüzde 90'nın politik iltica yoluyla oturum aldığı kesin. Ama bunun tamamı politik bir kitleden mi oluşuyordu sorusunun yanıtı ise biraz karmaşık. Son 40 yıla varan sistematik savaşın içerisinde politik görüşleri nedeniyle ülkeyi terk etmek durumunda kalmış on binlerin yanı sıra yine savaşın bir sonucu olan göç, yoksulluk ve yıkımla Fransa'ya gelmiş Kürtler, oturum alma konusunda politik bir aidiyet olmasa da Kürt halkının uğradığı baskı ve şiddet ortamının sonuçlarını yaşadığı için politik iltica temelinde oturum almış bulunuyor. Bu kitleler zaman içerisinde koşullarını oluşturduktan sonra bir kısmı Fransız vatandaşı olmuş, bir kısmı ise oturumunu işçi oturuma çevirmiş bulunuyor. Halen iltica statüsünde olan on binlerce Kürt mevcut. 


İlk kuşaklar politik eğilimini koruyor!

İlk Fransa'ya geldiklerinde neredeyse yüzde 90'nın yolu önce Paris'ten geçmiş. Bu anlamda Kürt dernekleriyle dirsek teması olmuş, eylemlerin ve Kürtlerin Fransa'da örgütlü yapılarının içerisinden bir biçimde geçmiş yüz elli binin üzerinde Kürt’ten bahsedebiliriz. Hal hazırda mevcut Kürt kurumları Cumhurbaşkanlığı, Haziran, 1 Kasım seçim sonuçları, Kürt kurumlarının üye profili ve eylemlere her yıl katılan kitle oranı düşünüldüğünde Kürt kurumlarının Fransa'nın neredeyse her kentinde direkt ya da dolaylı olarak Kürtler üzerinde hem otorite olma hem de aidiyet oluşturma konusunda bir problemi bulunmuyor. Ama Kürt kurumlarında aktif çalışma yürüten, her yaştan Kürtlerin yaş ortalaması, Fransa'ya geliş süreleri düşünüldüğünde bu kitle bağına denk düşmüyor. 

Peki bunun nedeni ne diye sorduğumuzda, karşımıza bir dizi soru çıkıyor: Kürtler ülkeden geldiği gibi aynı politik eğilimdeler mi? Ekonomik kültürel ve sosyal yapılar değişti mi? Fransa'ya entegre mi oldu?  Üçüncü kuşağın kültürel ve politik eğilimleri neler? Bu genç kuşaklar ne kadar Kürt kurumlarıyla ilişkili? Kürtlerin kendi kültürel, dil vb bağını koruma konusunda çabası ne düzeyde? 


Zor zamanlarda alanlarda!

Fransa'ya bugüne kadar gelen Kürtlerin büyük bir çoğunluğu bir biçimde politize olmuş Kürtlerden oluşuyor. Bu kitlenin büyük bölümü rutin etkinliklere katılım sağlamasa da, Kürt halkını ilgilendiren politik süreçleri takip ediyor. Kürtler için can damarı olan süreçlerde ise büyük meydanlarda yerini bulabiliyor. Örneğin 9 Ocak katliamının devamında Avrupa'nın değişik kentlerinden Kürdistanlılar Paris'e akın etse de günlerce 10. Paris bölgesinde Fransa'da yaşayan on binlerce Kürdistanlı adeta nöbet tuttu. Yine Kobanê süreci ve HDP milletvekillerinin tutuklanma sürecinde Fransa çapında gerçekleşen eylemlere toplamda 100 binin üzerinde Kürdistanlı katılım sağladı. Fransa'da yaşayan Kürtlerin büyük bir çoğunluğunun halen ülkeleriyle bağlarını koruduğunu, politik bir aidiyet sahibi olduğunu yaşanan gelişmelerden anlayabiliyoruz!


Yeni süreci kavrayamadı!

Kendi toplumsal aidiyetini koruyan bu kesimlerin yaşadığı bir  problem ise özellikle son yıllarda yaşanan gelişmeleri politik olarak analiz edemedi. Ya da onlara yeterince anlatılamadı demek daha doğru. Özellikle 7 Haziran öncesi süreçte "barış" etrafında kenetlenmiş geniş kitleler, 7 Haziran sonrası gelişen ne öz yönetim süreçlerini ne de devletin savaş konseptini kavrayamadı. Türk televizyon kanallarında yürütülen savaş psikolojisi, dün hangi temelde "barış" denildiğinin kavranmaması, öz yönetimlerin anlam ve önemi, Ortadoğu'da bir başka boyuta taşınan savaşın kapsam ve boyutlarını kavramamış geniş kitlelerde bir yanıyla umutsuzluk, diğer yanıyla devrimci olana karşı güvenin kırıldığı bir süreçte yaşandı denilebilir. Toplumun kafasındaki soruları elbette aydınlatacak en temel kurumlar Kürdistani kurumlardı. Bu anlamda Kürdistani kurumlar, mevcut çalışma rutini ve takvimi dışında gelenekseli kıran, toplumun bu anlamdaki ihtiyaçlarını, ideolojik kırılmasını gören bir perspektifle hareket eden bir çalışma pratiği sergileyemedi. Bu anlamda halen gözü kulağı Kürdistani kurumlarda olan bu kesime yeni sürecin kavratılması Kürt kurumları önünde büyük bir görev olarak duruyor!


Mülkle orantılı uzaklaşma!

Diğer taraftan politik alandan beklentileri bütünüyle kopmamış ama sosyal ve kültürel yaşam tarzı açısından kalın çizgileri olan birinci kuşak Kürtlerin dünden farklı olarak yaşam statüleri değişti. Ekonomik olarak Fransa'da yaşayan diğer göç topluluklarına göre daha refah bir hayat süren Kürtlerin ekonomik durum ve konumları değiştikçe, örgütlü alana olan mesafeleri, derneklere dair aktivitelere katılım düzeyi düştü diyebiliriz. Yaşam ve çalışma koşullarının getirdiği kimi kısıtlamalar olsa da asıl olarak mülk ve kapitalin büyümesiyle orantılı olarak bu kuşak politik fikrini değiştirmese de örgütlü yaşam ile arasına bir mesafe oluşturmuş bu durum etkili oldu. 


İkinci kuşak daha a-politik

İlk kuşakları takip eden Fransa'da ikinci kuşaklar mevcut. Kars, Mardin, Ağrı, Hakkari, Siirt, Elazığ, Bitlis vb bölgelerden gelen ailelerin büyüttüğü bu kuşağın çoğunluğu ailelerinin çabalarıyla ana dilleri biliyor. Bu durum Dersim, Malatya, Adıyaman ve Güney Batı Kürdistan için geçerli değil. Yeni kuşakların büyük bir çoğunluğu ana dilini bilmiyor. Diğer taraftan ikinci kuşağın aile ilişkileri, oturdukları semtlerde yoğunlaşan Kürt kitlesi, evlilik vb bağlar nedeniyle büyük bir kısmı yaşamasa da geldiği ülkeyle bir ilişki içinde duruyor. Ama aileleri kadar politik bir bilince sahip olduğunu söyleyemiyoruz!


Üçüncü kuşak büyüyor!

Gelinen süreç düşünüldüğünde Fransa'da artık üçüncü kuşak gençler büyüyor. Bu kuşak özellikle Kobanê sürecinden sonra Kürt kimliğiyle yeni bir ilişkilenme sürecine girdi diyebiliriz. Kimlik ve aidiyet anlamında soruları çoğalsa da Fransız gibi davranma eğilimi ise bir önceki kuşaklara göre daha belirgin. Dil konusunda sorunlu. Kültürünü çektiği halay, sosyal medya ağlarında takip ettiği siteler aracılığıyla öğrenebiliyor. İşin politik ve ideolojik tercih yönünden çok  kimliğine dair derme-çatma  bir ilişkileniş söz konusu diyebiliriz.  

Her üç kuşak kendi içerisinde farklı sosyal-psikolojik alt yapılara sahip. Kürt kimliğiyle ifadesini diğer ülkeler düşünüldüğünde daha rahat ifade ediyor. Kendi ülkelerine dair problemler bir biçimde gündemlerine giriyor. Fransa'ya bütünüyle bir entegrasyondan söz edemiyoruz. Kendi ülkesine dair politik süreçler konusunda ilgi halen canlıyken, Fransa'dakine de bir o kadar diğer toplumlara göre uzaklar. Fransa'daki siyasal yapılanmalar içerisinden bu anlamda parmakla sayılı düzeyde Kürt aktif olarak çalışma yürütüyor!


Toplumsal ihtiyaçlar karşılanamadı!

Kürt kurumlarının ilişkilendiği asıl kesimler ise yine ruhsal olarak yüzü ülkesine dönük olan birinci ve ikinci kuşakların bir kısmı. Ülkede yaşanan süreçlerin acısını ve stresini yaşayan, bir kaygısı olan bu kesimler dışında kurumsal yapılar, yeni kuşaklarla buluşamıyor. Dil erozyona uğradıkça kültürel ve sosyal yaşamda bir o kadar erozyona uğramış geniş kitlelerin sorunları ve ihtiyaçları artık dünden farklı olarak değişkenlik gösteriyor. Kürt kurumlarının çalışmaları ise yüzde 90 düzeyinde ülkede yürüyen savaş üzerinden şekilleniyor. Fransa'da yeni bir yaşam alanı oluşturmuş ama göçmen olmanın sorunlarını yaşayan diğer taraftan yeni kuşaklar yetiştiren ve bundan doğru  sorunlar yaşayan Kürtlerin ülkeleriyle bağları sürse de Fransa'da olmaktan doğru ihtiyaçları değişiyor. Kürt kurumları ise sürekli şiddetlenen savaşın getirdiği sonuçlara dair bir konumlanma içerisinde olmak durumunda kaldığı için toplumun göçle biriktirdiği sorunların yanıtı olmaktan uzak bir yerde. 


Kürtler bütünüyle entegre edilemedi!

Diğer göç topluluklarına baktığımızda Kürtler hem inanç hem de sosyal yapı olarak halen bir arada durmayı başaran bir yapıya sahip. Asimilasyon diğer adıyla entegre Kürtler açısından özellikle ilk iki kuşak açısından başarılabilmiş değil. Evlilik törenleri, cenaze, taziye, Kürdistani kurum ya da  inanç ve yöresel kimi kurumlarının organize ettiği sosyal ve kültürel etkinlikler halen toplum açısından oto-kontrol etkisine sahip. Diğer göç topluluklarında görülen, hırsızlık, uyuşturucu, aile bağlarının bütünüyle çözülme hali vb durumlar bu oto-kontrol sayesinde Kürtler açısından aynı tahribatı yaratmış bulunmuyor. Ama son yıllarda bu anlam da gözle görülür bir biçimde erozyonun başladığını ifade edebiliriz. Özellikle Kürtlerin yoğun yaşadığı metropollerdeki bazı semtlerde Kürt gençleri özel bir politikayla böylesi ağların içerisine çekiliyor. Fransa'da Kürt gençlik örgütlülüklerinin kalıcı kurumsal yapılarının olmayışından doğan boşluk, başka süreçlerin devreye girmesine vesile oldu da denilebilir. Fransa'nın göçmen politikası, yabancılara dönük uygulamalar, asimilasyon ve ötekileştirme siyasetinden Kürtler de bağımsız değil. Bu nedenle  Kürt gençleri içerisinde kendi kültürel, siyasal ve ideolojik perspektifiyle güçlü kurumsal bir çalışma ihtiyacı halen yakıcılığını koruyor. 


Görevler büyüyor!

Kürt kurumları daha önce daha merkezi alanlarda varlık gösterirken, özellikle son yıllarda yerel dernekler, inanç topluluklarının ihtiyaçları doğrultusunda merkezler, kadın komünleri, meclisleri giderek yaygınlaşıyor. Fransa çapında Kürtler örgütlülükleriyle kendine bir sistem oluşturmuş diyebiliriz. Halk Meclisleri bu sistemin lokomotifi olarak duruyor. Tabandan örgütlemeyi esas alan demokratik bir örgütlenme modeli olan Halk Meclisleri halen geniş kitlelerle ilişki kurma ve bunları örgütlü yapı etrafında toplama konusunda sorunlarını bütünüyle aşabilmiş değil. Hem her üç kuşak Kürt toplumunun ihtiyaçlarını gören hem de ülke ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir perspekifle çalışma yürütmesi gereken Kürdistani kurumların ve Meclislerin önünde bu anlamda büyük görevler duruyor!



Fransa'da Kürtlerin biriktirdiği izler: Pere Lachaise Mezarlığı!


Yılmaz Güney: Türkiye'de "çirkin kral" olarak ilk olarak gönüllerde yer etti. Ardından toplumsal gerçekliği sinemaya taşıyan devrimci sinemacı olarak birçok başarıya imza attı. Devrimci kimliğiyle yaşamda üreten Güney, 1974 yılında Yumurtalık Savcısı'nı öldürme suçundan, 18 yıla mahkum oldu. 1981 sonunda izin alarak ayrıldığı Isparta Cezaevi'ne dönmeyen Güney, daha sonra Fransa'ya sığındı. 9 Eylül 1984'te yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle Paris'te yaşamını yitirdi. Güney, Pere Lachaise mezarlığına  gömülen ilk Kürt oldu. 


Nazif Aktaş: Mustafa Nazif Aktaş, 12 Eylül karanlığından sonra Kürdistan’daki mücadeleyi yükseltmek için Filistine giden devrimcilerden biridir.  Filistin halkıyla omuz omuza savaşan   Nazif Aktaş arada eşir düşer. Ardından Filistinli yoldaşlarıyla 1 buçuk yıl zindanlarda direnir. Esaret sürecinden sonra Avrupa'ya gelen Akdaş, Paris'te kalır. Paris’te 1985 yılından itibaren Kürdistanlılar içerisinde çalışmaya başlar. Alçak gönüllü, fedakar devrimci Aktaş, Paris'te Kürdistanlıların öncüsü, can yoldaşı olmayı kısa sürede başaran bir sıra neferi olarak belleklerde yerini alır. 12 Eylül karanlığından kaçıp Avrupa’ya gelmiş ve devrim iddiasını yitirip devrimcilere karşı savaşır hale gelen çevrelerin, bu amaçsızlaşmayla yarattıkları provokasyon sonucu Nazif Aktaş’ı katlederler. Tarih 23 Aralık 1985 katledilen Aktaş'ın mezarı  tıpkı Güney gibi Pere Lachaise’de bulunuyor. 


Dr. Qasimlo: Kürt mücadelesinde izler bırakıp Paris'te yolculuğunu tamamlayan bir diğer isim ise Dr. Abdurrahman Qasimlo. 1970 yılında KDP-İ yönetimine girdi. Kısa bir süre sonra ise partinin genel sekreterliğine getirildi. 13 Temmuz 1989 yılında İranlı Hükümet yetkilileri ile görüşme yapmak üzere gittiği Avusturya’nın başkenti Viyana’da, İran ajanlarınca pusuya düşürülerek öldürüldü. 20 Temmuz günü, Paris'te düzenlenen bir törenle,  Dr. Qasimlo ve arkadaşları Pere Lachaise mezarlığında toprağa verildi.


Ahmet Kaya: Şarkılarıyla gönüllerde taht kurmuş Ahmet Kaya, 'sürgünde olmanın ağırlığına' kalbi dayanamadığı 16 Kasım 2000 yılında Paris'te öldü. Önce Yılmaz Güney, devamında Nazif Aktaş, Dr Qasimlo ve Arkadaşları ve en son olarak Ahmet Kaya, Paris'te yaşayan Kürtlerin Pere Lachaise mezarlığına uğurladığı Kürtler oldu. 


Uğurlananlar!

Paris'te 9 Ocak 2013 tarihinde  PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris Temsilcisi Fidan Doğan ve Leyla Söylemez katledildi. Ardından onbinlerce Kürt Paris'e akın etti. Üç Kürt devrimci kadının cenazeleri 15 Ocak 2013 tarihinde  sabah Quai de la Rapee’de bulunan adli tıp morgundan alınarak konvoy halinde Paris’in dışında yer alan Villiers-le-Bel banliyösüne getirilerek tören yapıldı. On binlerin katıldığı törenle Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez Diyarbakır'a "Sakine, Rojbin, Ronahi, jin jiyan azadi" sloganıyla uğurlandı!

Xalê Yusuf : Kürtlerin ilk Fransa'ya yerleştiği günlerden bugüne  Fransa'dan onlarca Kürt genci özgürlük alanlarına doğru yola çıktı. Sürgünde yaşamayı tercih etmeyip ülkeleri için yola çıkan genç kadın ve erkeklerin ölüm haberleri Fransa'da yaşayan ailelerine ulaştığında, Kürt kurumlarının duvarlarını; "şehit namirin" sloganları inletti. Şimdi Fransa'da bulunan birçok derneğin bir köşesi o kentten yola çıkıp "uğurlanan"lara ayrılmış bulunuyor. 

Fransa'da Kürt kurumlarının emektarları durumunda olan onlarca isim, sürgün yaşamın onlarda biriktirdikleri nedeniyle geri dönülmez sağlık sorunları sonucu yaşamını yitirdi. Yusuf Algünerhan, Heyva-Sor emektarı, yaşadığı kanser hastalığı nedeniyle Paris'te yaşamını yitirdiğinde o artık herkesin “Xalê Yusuf'uydu. Ülkeye en son İsmail Göksungur'u 2016 yılının Mayıs ayında uğurladı.


471

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA