Tarifi yok bu yaşananların!

“Biz sadece kültürümüzü, dilimizi kendi topraklarımızda yaşamak istiyoruz. İnsanların kendi topraklarında özgürce yaşamak istemeleri zülme gerekçe yapılıyor!”

07 Eylül 2017 Perşembe | Toplum-Yaşam


AZİZ OĞUR/HEWLÊR


Ülkesinde sürgün yaşamak zorunda kalan oğlunu senede bir ziyaret etmek için Şırnak’tan Hewlêr’e gelen Abdulhekim İke, Türk devletinin zülmünün tanığı. Şırnak’ın durumunu soruyorum ona, “Yaşananları anlatmak mümkün değil evler, mahaller, şehir yerle bir edildi” diyor. Kürtlerin dillerini, kültürlerini kendi toprakları üzerinde özgürce yasamasının emsali görülmemiş bir zülme gerekçe edildiğini söyleyen İke, devletin halkı zülüm ile sürgün arasında tercihe zorladığını söylüyor. 

İlk, Hewlêr otobüs garajında gördüm Abdulhekim İke amcayı. Sabahın köründe eşi Sakine ile birlikte Şırnak’tan yola çıkmış. Uzun süren gümrük kontrolleri ve kötü yollardan ötürü akşama doğru saat 16:00’da varmışlar Hewlêr’e. Geliş sebebi de KCK davasından ötürü aranan ve Güney Kürdistan’a geçerek zindana atılmaktan kurtulan oğulları Abid İke’yi (HDP Hewlêr Temsilcisi) ziyaret etmek. Özlemiştir diye otlu peynirden tutalım akla gelebilecek herşeyden azar azar doldurmuşlar torbaya.

Yolculuğun yorucu geçtiği belli. Ancak yine de bir yıl sonra oğullarını görme heyecanı gözlerinden okunuyor. Yaşlı olmasına rağmen elindeki bastonun yardımıyla ve çevik hareketlerle arabaya biniyor. Oğlu Abid İke’nin evinin önüne vardığımızda ise getirdikleri eşyaları ve bizimle vedalaşmayı dahi unutturan bir heyecanla direkt yukarı çıkıyor. 

İki gün sonra tekrar kaşılaşıyorum Abdulhekim amcayla. Almanya ile ilgili bir dolu soru soruyor bana. Yaşam tarzı, devletin politikası, ordaki Kürtlerin durumuyla ilgili. ‘Kürtsün diye orda baskı yapıyorlar mı?’ gibi sorular geliyor ardı sıra. Soruları bitince bu sefer ben fırsatı değerlendiriyorum ve öyküsünü anlatmasını istiyorum...


Güzellikleri burnumuzdan getiren devlet

‘Çocukluğun Besta gibi güzel bir yerde geçmiş, nasıl bir yaşam geçirdin o güzel günleri anlatabilir misin Abdulhekim Amca’ diye soruyorum ve ilk cevabı adeta tüm yaşadıklarının özeti oluyor; “Ne kadar güzel şeyler yaşadıysak, burnumuzdan getirdi devlet” diyor ve iki avcunu bir birine sürttükten sonra sol avucuna üfleyerek, “Evler, mahaller, şehir yerle bir edildi” diye ekliyor. Şırnak’ta devletin son iki yıldır sürdürdüğü terörü ayrıntılarıyla anlatıyor. ‘Anlatılmaz’ diyor, yaşananı anlatmasının mümkün olmadığı, hiçbir örneği olmadığını söylüyor arada bir. Kelimeler yetersiz kalıyor bazen ve iç çekişleri, mimikleri yaşananları anlamamıza yardımcı oluyor.


1989’da köyümüzü gözlerimizin önünde yaktılar

Yaşam öyküsünü ısrarla sorunca anlatmaya başlıyor: “Şırnak’ın Besta bölgesinde Bacrik (Dikilitaş) köyünde yaşıyorduk. Yaşamımız güzeldi, ziraat ve hayvancılıkla uğraşıyorduk, mutluyduk. Çok güzel bir bölge ve köydü. Ancak devletin baskılarından nasibini alan ilk köylerden biri bizim köy oldu. 1989’da devlet güçleri çevreden bir kaç köyü boşalttı. Ama bizim köyü gözlerimizin önünde yakıtılar. Şırnak’ın yerlisiydik, uzun yıllar önce oradan köye yerleşmiştik. Şırnak’a dönünce ordaki arazileri ektik. Ziraat ve hayvancılığı burda sürdürmeye çalıştık. Köy gibi olmuyordu ama yine de halimizden memnunduk.”


Hayvancılık savaş kurbanı

Şırnak merkezde hayvancılığı tüm zorluklarına rağmen sürdürmeye çalıştıklarına dikkat çeken Abdulhekim amca, AKP iktidarının savaş politikalarının nerdeyse hayvancılığı bitirdiğini söylüyor. Yasak bölge ilanları, sokağa çıkma yasaklarının yanısıra gittikleri bölgelerde devlet güçlerinin izin alınmadığını gerekçe göstererek hayvanlarını telef ettiğini hatırlatıyor. 


Kapıları kırıyorlar, eşyalarımızı yakıyorlar

Abdulhekim amcanın ailesinin yurtsever olması Şırnak’ta da rahat bırakılmamaları için devlet güçlerine gerekçe oluyor. Oğlu Abid, BDP Şırnak İl Başkanı’yken KCK operasyonları kapsamında devlet güçlerinin hedefi oluyor. Abid İke’nin Güney Kürdistan’a yerleşmesinden sonra bu sefer de devlet güçlerinin keyfi saldırı ve baskınlarının hedefi oluyorlar. “Canları istedikçe evimizi basıyorlardı” diyen Abdulhekim amca, her seferinde kapılarının kırıldığını, eşlaranının tahrip edildiğini, yatak ve elbiselerinin yakıldığını söylüyor. 


Toplu konuta mahkum ediyorlar

Şırnak’taki yıkımı uzun uzun anlatıyor Abdulhekim amca. Kederleniyor, elleri titriyor ve gözleri doluyor anlatırken: “7,8 katlı binaları yerle bir ettiler, mahalleler düm düz edildi!” 

Devletin toplu konut projeleriyle de mağdur ettiği insanlar üzerinden rant elde etmeye çalıştığını söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Birçok mahale yıkıldı, bizimkine de sıra gelecek. Şimdi paket gibi binaları yan yana dikerek insanları buralarda yaşamaya zorluyorlar. Evsiz kalan insanlar çevre ilçe ve illere göç etti. Hemen hemen kimse metropollere göç etmedi. Hepsinin umudu ve beklentisi var; bir gün Şırnak’a dönüp yaşamlarına devam etmek.”


Çok şey istemedik

Kürtlerin devletin zülmüne maruz kalmalarının nedeni konusunda ise Abdulhekim İke, ”bu zülmü reva görmelerini gerektirecek bir şey yapmadık. Biz sadece kültürümüzü, dilimizi kendi topraklarımızda yaşamak istiyoruz. İnsanların kendi topraklarında özgürce yaşamak istemeleri böyle bir zülme gerekçe yapılıyor. Şırnak’ta halkı göçertmeye çalışıyorlar. Adeta yaşamı zindan etmişler. Bize dayatılan, baskıya katlanmak ile gurbete, sürgüne gitmek arasında tercih yapmamız” diyor. 


Kürtler birlik olursa

Yaşanan bunca acı ve gözyaşına rağmen umudunu da koruyor Abdulhekim amca. Çözümün yolunu da Kürtlerin birliği olarak gösteriyor. Ne olursa olsun yurtlarını terketmeyeceklerini söyleyen Abdulhekim amca “Eğer Kürtlerin ittifakı-birliği olsaydı durum çok farklı olurdu. Mesela Şırnak’ta korucular olmasaydı eminim ki devlet bu kadar pervasızca saldırmazdı. Kürtlere saldıranlar Kürtlerin dağılmışlığından, birlik olmamasından cesaret alıyor. Türk devleti ile bir çözümün geleceğine inanmıyorum ve umudum yok. Tek umudum Kürtlerin kendi birliklerini oluşturmaları. Kürtler birlik olursa tüm dünya onlara saygı duyar ve haklarını elde etmeleri önünde tüm engeller ortadan kalkar.” 



446

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA