72 saat, 40 yıl oldu

Erdoğan iktidarı, Kenan Evren’in yarım bıraktığını, Turgut Özal’ın başarıya götürmek istediği ama başaramadığını yapmak istemektedir. Erdoğan ve Bahçeli faşist ittifakı, yarım bırakılan tasfiye ve soykırımı tamamlamak istemektedir.

04 Eylül 2017 Pazartesi | Dizi

Türk özel savaş - 1



15 Ağustos 1984 eylemleri sonrasında Kürt gerillasına önce 48 saat sonra 72 saat ömür biçilmişti. “Güneş harekâtı başlatıyoruz” diye saldırıya geçmişlerdi. Aradan 40 sene geçti. Ömür biçenlerin kendileri yok oldular. Ama Kürdistan gerillası Kürdistan’ın dört bir yanına yayıldı. KCK Yürütme Konseyi Eş başkanı Cemil Bayık, Duran Kalkan, Murat Karayılan, Zozan Çevlik, Bahoz Erdal, Kasım Engin;12 Eylül darbesinden günümüze Türk devletinin özel savaş politikasını değerlendirildi.

PKK’nin kurulduğu ilk günden itibaren, Türk Devlet’i her türlü özel savaş yöntemini kullanarak, binlerce defa PKK’yi bitirdiğinin veya bitireceğinin propagandasını yaptı. 72 saat ömür biçilen, “üç beş çapulcu” denen PKK, on binlerce militanı ile mücadelesinin 40’ıncı yılı içerisinde Ortadoğu’da en etkili gücüne ulaştı.

Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da Apocular ismi duyulduğu ilk andan itibaren, bir özel savaş rejimi olan Türk devleti Apoculara ve PKK’ye karşı ‘bitireceğiz’ politikasını uygulamaya başladı. 1980’li yıllara doğru, Türk özel savaş rejimi, hem fiziksel şiddeti hem de psikolojik işkence uygulamalarını doruk noktaya ulaştırdı. 15 Ağustos 1984’te Mahsum Korkmaz (Agit) öncülüğündeki gerilla grubunun Eruh’a baskın düzenlemesinin ardından, başta Kenan Evren olmak üzere Türk özel savaş rejimi yetkilileri “bunlar üç beş çapulcu 72 saat içerisinde bitireceğiz’’ dediler. Aynı özel savaş politikasını 1984’ten bugüne dek medya aracılığıyla sürdüren Türk devleti, binlerce kez PKK’nin öncü kadrolarının öldürüldüğünü ve PKK’nin birkaç ay içinde biteceğini iddia etmeye devam etti. 

80’li yıllardan bugüne Kenan Evren’den, Süleyman Demirel’e, Tansu Çiller’den Mesut Yılmaz’a, Necmettin Erbakan’dan Bülent Ecevit’e, Ahmet Davutoğlu’ndan Tayyip Erdoğan’a ‘PKK’yi bitireceğiz’ demeyen hiçbir siyasetçi, asker, devlet görevlisi kalmadı. 


Türk devleti özel savaşa göre kurgulandı

Türk devletinin ‘Bitireceğiz Politikasını’ ve PKK’nin ilk yıllarında bu politikanın uygulanma biçimlerini değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Eş başkanı Cemil Bayık, Türk devletinin özel savaş rejimine dayalı olarak kurulduğuna dikkat çekiyor.

Ulus devletlerin esasında özel savaş devletleri olduğunu ifade eden Bayık’ın değerlendirmeleri şöyle:

“Daha başlangıcında Kürtleri, Müslüman kesimi, sosyalistleri dışında tutarak, bu kesimler üzerinde baskı kurarak, Türk ulus devletini oluşturmak istemiştir. Sistemin dışında tuttuğu Kürtler, sosyalistler, Müslümanlar bu özel savaş rejimine karşı hep mücadele içerisinde olmuşlardır. Zaman zaman bu mücadelelerin bir kesimi öne çıkmış, mücadele etmiştir. Diğer kesimler ise buna dayanarak kendilerini örgütlemeye çalışmışlardır. Kürt halkının geliştirdiği özgürlük mücadelesi Türk özel savaş rejimini, oldukça sarsmış, ağır sorunlarla yüz yüze getirmiştir. Özel savaşın bütün yöntemlerini uygulayan Türk devleti, Kürt özgürlük mücadelesi karşısında istediği sonucu elde edememiştir, başarısız kalmıştır. Bu başarısızlığını gidermek için sosyalistleri ve Müslümanları sistem içerisine alarak Kürtleri, Kürt özgürlük hareketini yalnızlaştırıp bütün gücüyle Kürtlerle savaşarak Kürt soykırımını gerçekleştirmeyi amaçlamıştır. 


NATO Türkiye’yi siyasal İslam’a göre hazırladı

Bu temelde NATO siyasal İslam stratejisini hayata geçirirken Türk devleti, NATO’nun da bu stratejisinden yararlanarak sistem dışı bıraktığı güçleri sisteme alarak, NATO’nun stratejisiyle uyumlu bu hususu yerine getirerek Kürt soykırımını gerçekleştirmeyi amaçlamıştır. NATO Türkiye’yi siyasal İslam’a göre hazırlamak istemiştir. Türkiye’deki egemen güçler, sömürgeci güçler, soykırımcı güçler NATO’nun bu stratejisinden yararlanarak bunu kendileri için fırsat bilerek hemen Müslüman kesimi sisteme dahil etmiştir. Kenan Evren faşist darbesi bu temelde geliştirilen bir darbedir. Kenan Evren ile birlikte siyasi İslam sistem içerisinde yer edinmeye başlamış, giderek sistem tarafından güçlendirilmeye çalışılmıştır. NATO’nun ileri karakolu olan Türkiye bu temelde siyasi İslam stratejisine göre düzenlenmiştir. Kenan Evren tamamen bu stratejiye göre 12 Eylül darbesini gerçekleştirmiştir. Önce Turgut Özal, sonrasında ise Erdoğan bu darbenin sonucu olarak Türkiye’de iktidara gelişmiştir. Evren’in devamı iktidarlardır; başaramadıklarını, başarmak, tamamlamak isteyen iktidarlardır. 


‘ABD’ye özel savaşı bizden öğrenin’ çağrısı

Kenan Evren, Türkiye’yi bir açık cezaevi haline getirmiştir. Kenan Evren sadece Kürtlere, sol, demokrasi güçlerine karşı mücadele yürütmemiştir. Çeşitli güçlerin desteğini almak, özellikle de Kürt halkını yalnız bırakmak, Kürt halkına ve Türkiye’deki sosyalistlere karşı yürüttüğü mücadeleye desteği sağlamak için İsveç’te Olof Palmey’i katletmiştir. Yine Roma’da Papa’ya karşı suikast düzenlenmiştir. Bunların ardından Evren bizzat Amerika’ya çağrıda bulunarak ‘bizim yürüttüğümüz savaştan, bizim tecrübelerimizden Amerika yararlanmalıdır’ diyebilmiştir. Eğer özel savaş yürütülecekse bizden öğrenilmeli, yürütülmeli, deme cesaretini göstermiştir. 

O sıralar Avrupa’da olan Necmettin Erbakan bizzat darbeci generaller tarafından Türkiye’ye getirtilmiştir. Siyasi İslam bu dönemde Türkiye’de örgütlenmiştir. İmam hatip okullarının sayısı birkaç katına çıkmış, Suudi Arabistan ile ilişkiler güçlendirilmiş,  yine Sudilerin maddi desteği alınmış, Türkiye’de bir sermeye kesimi oluşturulmuştur. Kısaca bu dönemde siyasi İslam, Kenan Evren tarafından örgütlendirilmiştir.

Diyarbakır zindanı Kürtlerin ve PKK’nin mezarı olabilecek biçimde hazırlamıştır. Orada çok yoğun işkenceler yapılmıştır. Özel görevlendirmelerle bu işkenceler geliştirilmiştir. Esat Oktay Yıldıran Kıbrıs’tan getirtilerek bizzat o zindanın başına verilmiştir. Direkt Kenan Evren’in talimatları ile zindan politikasını yürütmüştür. Yürüttüğü işkence ile PKK’yi ve Kürt halkını orada mezara gömmek istemiştir. Buna karşı Mazlum Doğan’ın, Hayri Durmuş ve Kemal Pir’lerin öncülüğünde büyük bir direniş ortaya konmuştur. Bu direniş faşist rejimde ilk büyük gediği açmıştır.


‘Ayetli’ bildiriler

Daha sonra 15 Ağustos tarihi atılımı bu gediği daha da büyütmüş, Kenan Evren faşist diktatörlüğü önüne koyduğu amaçları gerçekleştirememiştir. 

Yine bu dönemde Kürt halkının dini duyguları suistimal edilmek istendi. Kenan Evren, helikopterlerle ayetler dağıtmıştır. Birçok yerde dinin propagandasını yapmıştır. Bu tarzda Kürt halkının dini duyguları kendi soykırım amaçlarına hizmet edecek tarzda yeniden yönlendirilmek istendi. Hareketimiz hakkında yoğun anti propagandalar geliştirildi. PKK’nin din düşmanı olduğu, Ermeni olduğu, başkalarının hizmetinde olduğu biçiminde yaygınlar yapıldı. Kürdistan’da dini örgütlenmeler geliştirilerek, bu örgütlenmelerle Kürt halkının özgürlük mücadelesi temelde tasfiye edilmek istendi. Bütün çabalarına rağmen başarılı olamadılar. 


Turgut Özal dönemi

Başarılı olamadıkları için daha sonra Turgut Özal iktidarı gündeme geldi. Turgut Özal, Kürt halkına ve hareketimize karşı yürütülen özel savaşı daha da bir üst düzeye tırmandırarak sonuç alabileceğini düşündü. Özellikle 15 Ağustos tarihi atılımı başladığında küçümsedi, “birkaç çapulcudur, yirmi dört saatte işini bitireceğiz” dedi. 24 saatte bitirilemeyince 48 saat, daha da bitirilemeyince sürekli zamanı uzatarak bitireceğini, kökünü kazıyacağını söyledi. 

Ama direnişin kökünü kurutmak şurada kalsın, sürekli geliştiğini görünce, özel savaşı daha üst düzeye tırmandırdı. Özel valilik, özel kolordu, olağanüstü hal, köy koruculuğu, köyleri boşaltma, toplu tutuklama ve  JİTEM’i devreye koydular. JİTEM aracılığı ile birçok yurtseveri katlettiler, topluma gözdağı verdiler. Bu tarzda sonuç alabileceklerin düşündüler. Turgut Özal, özel savaşı en üst düzeyde geliştirdi, ama sonuç alamadı. 

Bununla sonuç alamadığını gören Özal birtakım kişileri veya kurumları devreye koyarak hareketimizle ateşkesi sağlamak istedi. O dönemde Önder Apo için çok kötü şeyler söyleniyordu. Fakat Özal; “Öcalan, çok kötü şeyler yapmadı, iyi şeyler yaptı” demek zorunda kalmıştır. Hatta bunu bir mesaj biçiminde aracılık yapanlarla Önder Apo’ya kadar iletmiştir. Turgut Özal, özel savaşı en üst düzeyde yürüterek sonuç almak istedi, bununla sonuç alamayacağını görünce Kürtlerle sorunu bir biçimde çözmeyi hedefledi. Bunun için ateşkesi istedi. Çünkü bu sorunun artık özel savaşla, soykırımlarla gerçekleşemeyeceğini gördü ve bu sorunu çözmeden de Türkiye’nin gelişemeyeceğini, sürekli tehlikelerle karşı karşıya geleceğini gördü. 


92 savaşı

92’ savaşı da özel savaşın geliştirildiği bir savaştır. Bunun NATO’yla da bağı vardır. Çünkü hareket hem kırda, hem şehirde, hem askeri, hem siyasi olarak büyük bir gelişme gösteriyordu. Artık diğer parçaları da etkiliyordu. Bunun önlenmesi gerekiyordu. 92 savaşı ile PKK’nin geliştirdiği mücadele önlenmek istendi, sınırlanmak istendi. Özellikle Güney Kürdistan’daki gelişmeler önlenmek istendi. Özel savaşı en üst düzeye tırmandırarak, içeride, dışarıda, uluslararası alanda ve Güney Kürdistan’da 92 savaşı ile bunu taçlandırmak istedi. PKK’ye bazı zararları oldu ama PKK onun istediği gibi tasfiye edilmedi. Tam tersine PKK gelişimini sürdürdü. 


Darbe rejiminin ittifakı: Erdoğan ve Bahçeli

Daha sonra gelen iktidarlarda aslında Kenan Evren ve Özal hükümetlerinin devamıdır. Özellikle Erdoğan iktidarı Kenan Evren’in yarım bıraktığını, Turgut Özal’ın başarıya götürmek istediği ama başaramadığını yapmak istemektedir. Erdoğan ve Bahçeli faşist ittifakı, Evren’in yarım bıraktıklarını tamamlamak istemektedir, amacı budur. Onun için tüm imkânları kullanarak Kürt soykırımını gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Bunu için PKK’yi hedefliyorlar. Çünkü PKK’yi tasfiye etmeden Kürt soykırımını gerçekleştirmeleri mümkün değildir. Sürekli “kökünü kazıyacağız”, “artık hiç kimse Apo’nun, PKK’nin adını anmayacak”, “Kürt sorunu diye bir sorun kalmayacak, bunu kısa sürede başaracağız” diyerek, yoğun bir psikolojik ve özel savaş yürütüp toplumu, uluslararası güçleri buna inandırmaya çalışıyorlar.


Doğan Güreş üç darbe yaptı

Türk özel savaş rejiminin, ‘bitireceğiz politikası’ 90’lı yıllarda da tüm hızıyla sürdü. Gazete manşetleri ve televizyon haberlerinin vazgeçilmez manşeti; ‘bitireceğiz!’ idi. Özel savaş bir yandan medya ve iletişim araçlarıyla sürdürülürken, diğer yandan Kürdistan’da işlenen cinayetler ile desteklenmişti. 

1990’lı yıllarda Türk özel savaş rejimi nasıl bir politika izledi? Özel savaş hangi merkezlerden yönetildi? Devletin bu konsepti başarılı oldu mu?

PKK’nin Merkez Komite Üyesi Duran Kalkan bu soruları kapsamlı cevaplar verdi. Türkiye’de en büyük darbenin 1990 yılında yaşandığını söyleyen Kalkan şöyle konuştu: 

Bir kural var, diyorlardı ki; on yılda bir genel değişiklik olur. Dünyada da sanki öyle oldu. 60’ta 70’te 80’de darbeler gerçekleşti. 1990’da da bir darbe yaşandı aslında. Her ne kadar diğer darbelere benzemese de en büyük darbe aslında 1990’da oldu. Bu darbenin arkasındaki kişi Doğan Güreş’ti. Hem de iki defa darbe yaptı. Bir kez orduda darbe yaptı. Kendinden önceki Genelkurmay Başkanı’nı daha süresi dolmadan istifaya zorladı. Sonra ise kendisini genelkurmay başkanı yapacak imzayı Turgut Özal’a silah zoruyla imzalattı. Genelkurmayı ele geçirdi. Bu bir darbeydi. İkinci darbeyi de kendisi anlatıyor anılarında. Diyor ki; “toplantılara gidip geliyorduk, bakıyorduk siyasilerin hepsi acizler, bir şey yaptıkları yok. Bir toplantı öncesi çağırdık generalleri, ‘bu iş böyle olmaz ben duruma el koyacağım siz beni destekleyin’ dedim. Onlar da ‘evet’ dediler. Gelişecek tepkiyi kestiremiyorduk. Ben söz aldım, PKK’ye nasıl saldırmak gerekiyor sorusuna cevap verdim, topyekûn savaş konseptini ortaya attım. Tepki gelecek diye düşünürken konuşmamı bitirdim, hepsi beni alkışladı.’’ Milli Güvenlik Kurulu’nda o tutumu alkışlanınca bu sefer siyasete darbe yapmış oluyordu. Yönetimin etkinliğini eline almıştı. 


Özal öldü, ekipleri tamamlandı

Aslında üçüncüsünü de yaptı. Özal’ın ölümü ile birlikte Demirel’e, Çiller’e ve Mehmet Ağar’a yol açıldı. Ekip ondan sonra tamamlandı. Otopsi yapıldı, aslında Özal’ın zehirlenerek öldürüldüğü ortaya çıktı. Toplumdan bunu gizlediler. 

Özal’ı kim öldürdü? Bu Doğan Güreş’in üçüncü darbesidir. Arkasından bir çete ekibi kuruldu. Doğan Güreş, Çiller, Ağar, Demirel çete ekibi. Ama merkezde Doğan Güreş vardı. O bir kontrgerillaydı. Sözde amir Çiller’di. Genelkurmay başkanı da Çiller’in memuru. Bir sefer Çiller’i övüyor gibi gözükmek için “bir tabur kadar çalışıyor” dedi. Yani bir tabur komutanı gibi Çiller’i çalıştırdığını söyledi. Demirel, Özal’ın öldürüldüğünü biliyordu. Bu yüzden genelkurmay ve kontrgerilla ile karşı karşıya gelmemek için her şeyi yapıyordu. “Rutinin dışına çıkıyoruz” dedi. Kapıyı açtı imkân verdi. Çiller’in kim oldu hala belli değil. Amerika’dan geldi, Türkçeyi dahi doğru dürüst konuşamıyordu.


Topyekün savaş politikası

Bu dönemde gerçekleşen darbenin siyasal sorumluluğunu Tansu Çiller’e verdiler. “Kadın başbakanımız var” diye övündüler. Bu ekip faşist soykırım özel savaş konseptini Kürdistan’da uygulamaya koydu. Doğan Güreş Genelkurmay Başkanı olur olmaz bunun programını hazırladı. O zamanın başbakanına imzalattı. Ondan sonra 91 seçimine gidildi. Mesut Yılmaz’dı başbakan. Korkusundan imzaladı. Ama üstesinden gelemeyeceğini anlayınca seçime gitti, kaybetti ve kendisini kurtardı. Bu sefer de Demirel Başbakan oldu. Başbakan olur olmaz ilk söylediği şey “kimse bizden Tunceli kanunu beklemesin” ve “hükümet olduk ama hükümet kanununu masada hazır bulduk’’ dedi. 

Mesut Yılmaz’a zorla imzalattıkları o özel savaş planını zorla Demirel’e uygulattılar. Kürdistan’da 1990’dan 1995’e kadar hatta sonrasında da devam etti, gerçekten de tarihin en vahşi saldırılarını yürüttüler. Ordunun tümü harekete geçirildi. Deniz kuvvetleri Şırnak’a getirildi. Deniz, Kara, Hava kuvvetleri ve kontrgerilla en vahşi saldırılarını, katliamlarını Kürdistan’da uyguladılar. JİTEM ve Hizbulkontra kullanıldı. Devlet kendi kanunlarını hiçe sayarak her türlü kurumunu Kürt halkına karşı kullandı. İnsanları kaçırdılar, öldürdüler. O dönemde 17 bin faili meçhul cinayetten söz ediliyor. 3,5 milyon Kürt’ün evinden Kürdistan’dan göç ettirildiği MİT belgelerinde yazıyor. Yani tam bir soykırım, göçertme ve katliamlar uygulandı. Tansu Çiller diyordu ki; “cebimde listeler var, her türlü şeyi yaparım.’’ Amed’in en sevilen insanlarından biri olan Vedat Aydın şahsında o dönem katledilen, şehit düşürülen insanları saygı ve minnetle anmak gerekir.


Kendileri bittiler

Bütün bu uygulamalara rağmen ne oldu? Kürt halkı direndi ve Kürdistan’ı terk etmedi. Gençlik dağlara koştu, gerilla oldu, direndi. Kadın serhıldana kalktı, ulusal diriliş mücadelesini sergiledi. Kontrgerillanın sokak ortasında insanları katletmesine göğüs gerdi insanlar. Kahramanca direniş sergiledi insanlar. Tansu Çiller’in, Doğan Güreş’in şiarları “Ya bitecek ya bitecek!” idi. İki de bir bunu söylüyorlardı. Fakat kim bitti? Kendileri bittiler. Kürt halkı ayakta. Kürdistan özgürlük mücadelesi de daha büyük bir güç haline gelerek bugün mücadelesini sürdürmektedir. Ortadoğu halklarının ve insanlığın umudu haline gelmiştir. Hiç bir şeyi kıramadılar. Ne umudu kırdılar ne de inancı. Hiç bir geri adım attıramadılar. Halk direnişini sonuna kadar sürdürdü. Gerilla büyüdü. Bundan sonuç alamadıkları için  “uluslararası komployu” devreye koydular.


Faşizm zulmeder ama kalıcı olamaz

Şimdi bu gerçekleri iyi görmemiz lazım. Faşizm zalimdir, zulmeder ama hiçbir zaman kalıcı olamaz. Özel savaş ile her türlü vahşeti uygularlar ama en sonunda kendi döktükleri kanda boğulurlar. Nitekim böyle de oldu. Her türlü insanlık dışı katliam yapılmasına rağmen topluma geri adım attıramadılar, zayıf düşüremediler, mücadeleden vazgeçiremediler. Kürt halkı, kadınları ve gençleri Önder Apo’dan aldıkları bilinçle daha kararlı hale geldi, daha örgütlü oldu, mücadeleye daha çok aktı ve bu faşist soykırımcı topyekûn saldıran, çete yönetiminin bütün amaçlarını boşa çıkardı. Sonuçta kaybeden yok olan onlar oldular. Bir halkı kırımla yok edemezler. Zulümle, zalimlikle katliamlarla ortadan kaldıramazlar. Yeter ki o halk bilinçli olsun örgütlü olsun, gerçekleri bilsin, yaşamından, özgür yaşamından ısrarlı olsun. O kadar çok olay var ki o dönemde bunların hepsini söylemek mümkün değildir. Fakat 1 milyona yakın insan Vedat Aydın’ın cenaze töreninde yürüdü. Düşmanlar, alçakça cenaze töreninde yürüyen insanları taradı. 15’ten fazla insanı orada şehit düşürdüler, katlettiler. Lice’de yürüyen kadınlara saldırdılar onlarcasını katlettiler. O çete ekibi kendi generallerini de vurdu. Özal’dan başlayarak kendi içlerinde biraz insani yaklaşan, Kürt sorunu çözülsün diyen insanları da katliamlardan geçirdiler. Acımasız bir iç savaş yürüttüler. Komplo üzerine komplolar tezgâhladılar. Faşist soykırımcı sistemin topyekun özel savaşın önemli bir boyutu komplo oluyor zaten. PKK yapıyor diye sivil insanları katlettiler. Psikolojik savaş kapsamında hareketimizin üzerine attılar. “PKK eyleme geçmiş” diyerek mahalleleri sokakları taradılar. 1992 yazında güya Şırnak’ta ayaklanma oldu diye, Şırnak’ı yakıp yıktılar. Oysaki hepsi hileydi, oyundu. İnsanların dirençlerini kırmak için topyekûn özel savaş kapsamında geliştirilen bir saldırıydı. Böylece bir dizi komplolar yapıldı. İnsanlar sorguya götürülüyoruz diye evlerinden alındı, kaybedildi. En vahşi, zalim işkenceler yapıldı. 

Şimdiler de yine bazıları kalkmış Doğan Güreş’i taklit ediyorlar. Yeni bir çete ekibi kurmaya çalışıyorlar. Güya işte “yok edeceğiz, şunu edeceğiz, bunu edeceğiz” diyorlar. Bu 40 senedir böyle söyleniyor. 15 Ağustos 1984 eylemleri sonrasında Kürt gerillasına önce 48 saat sonra 72 saat ömür biçilmişti. “Güneş harekâtı başlatıyoruz” diye saldırıya geçmişlerdi. Aradan 33 sene geçti. Ömür biçenlerin kendileri yok oldular. Ama Kürdistan gerillası Kürdistan’ın dört bir yanına yayıldı. Şimdi çağımızın faşizmi karşısında özgür insanlığın umudu haline geldi. 


HABER MERKEZİ



671

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA