Gülsen GÜNER: Duvar ve Berlin

Kentsel dönüşüm ya da daha doğru bir tanımlamayla yoksul ve Alman olmayanların yaşadığı semtleri “mutenalaştırma-soylulaştırma” projesi, Berlin’de özellikle 1989’da duvarın yıkılmasıyla kendini ortaya koydu. Batı Berlin’in duvar dönemindeki ahalisi olan göçmenler, duvarın en çok da kendi yaşam alanlarının üzerine yıkıldığı fikrinde.

30 Ağustos 2017 Çarşamba | PolitikART

Doğu Berlin İkinci Paylaşım Savaşı'nda, Almanya’nın yenilgisi sonrası 1949 yılında, Sovyetler Birliği’nin katkılarıyla kurulan Demokratik Almanya Cumhuriyeti sınırları içinde kalırken Batı Berlin, ABD, İngiltere ve Fransa tarafından 1990 yılına kadar dönüşümlü olarak yönetildi. Almanya’nın düzen partileri SPD ve CDU şehrin belediye başkanlığına sırayla talip oluyorlardı. 


Duvarın çevrelediği “ada” olarak Batı Berlin

Bugün göçmenlerin yoğun yaşadığı “Batı Berlin”, 1961’de bu kenti ikiye bölen duvarın inşasıyla beraber, Demokratik Almanya Cumhuriyeti sınırları içerisinde kaldı. 

Batı Berlin 1949-1990 arasında somut olarak Federal Almanya Cumhuriyeti'nin bir eyaleti olmasına rağmen bu yıllarda şehrin kendine özgü bir “ada” kimliği de oluştu. Bunun için birileri “her kim ki bir adada yaşıyor, denizi kendine düşman etmemelidir” diye nasihat etti. Batı Almanya’dan oldukça uzak, Doğu Almanya toprakları içindeki “mutlular adası”nda yaşamak, şehirdeki yoksullara “özerk” ve “otonom” olma gururu da verdi belki, kimbilir(1)...

Çünkü Demokratik Almanya Cumhuriyeti içinde kalmış duvarlarla çevrili bir “ada” haline gelen Batı Berlin’de yaşamak istemeyen burjuvalar, “soğuk savaş” yıllarında başlarına her an düşebilecek bir bomba korkusuyla bu şehirden kaçarak, Almanya’nın kendileri açısından daha güvenlikli bölgelerine yerleşti. Berlin’i ortak yöneten “ittifak devletleri” ve Almanya’nın düzen partilerinden seçilen belediye başkanları ise şehrin yoksulları için orada yaşamayı “cazip” kılacak çeşitli önlemler almak zorunda kaldı. Böylece de Batı Berlin’in hayli renkli ahalisinin oluşumuna istemeden de olsa katkıda bulundular.

Burada yaşayan ve çalışmaya gelenlere “Berlin teşviki” verildi. Böylece Kürt, Türk, Yunan, İtalyan göçmen işçiler de istihdam yaratımı çerçevesinde verilen teşvikle derme çatma kurulmuş işyerlerinde vasıf gerektirmeyen işlerde çalışmak için şehrin ahalisine dahil oldu. Bunun yanında Berlin’de askerlik yapma zorunluluğunun olmamasından ötürü 1960’lı yılların sonuna doğru politik atmosferin devrimcileşmesiyle birlikte devlete askerlik yapmak istemeyenler, toplumun geneline ters düşen “alternatif” yaşamı seçenler ve militan öğrenciler, kısacası sistemin kenarlarında yaşayanlar Berlin’i mekân tuttu. 

Devrimci öğrenciler, 2 Haziran 1967’de Batı Berlin’de İran Şahı’nın ziyaretini protesto eden büyük bir gösteri örgütledi. 

Bu gösteride polis, öğrenci liderlerinden Benno Ohnesorg’u öldürdü. Devletin bu cinayeti sonrası devrimci öğrenciler, “eylemsiz sol gevezelik” yapanlarla yollarını ayırdı ve bu memleketin şimdiye kadar gördüğü tek devrimci örgüt olan Kızıl Ordu Fraksiyonu’nu (RAF) kurdu. Almanya’da yoğun olarak mevcut olan reformizm batağının “sol gevezeleri”ni, tek işleri olan “sokak eğlenceleri”nde kendi hallerine bırakan RAF militanları, bu “yalaka sol”un devletten aşağı kalmayan ideolojik saldırılarının da hedefi oldu böylece! Çünkü diğer ‘günahlarına’ ek olarak RAF, kuruluş bildirgesinde bütün ezilen kesimlerin yanında, sözde “bilimsel komünist” özde reformistlerin tiksindikleri ve bilhassa “zinhar uzak durun” diye uyardıkları “lümpen proletarya”ya da, hak edenlerin “suratına tokat” atması için çağrı yapıyordu.(2)


Duvar sonrası Berlin

Kentsel dönüşüm ya da daha doğru bir tanımlamayla yoksul ve Alman olmayanların yaşadığı semtleri “mutenalaştırma-soylulaştırma” projesi, Berlin’de özellikle 1989’da duvarın yıkılmasıyla kendini ortaya koydu. Batı Berlin’in duvar dönemindeki ahalisi olan göçmenler, duvarın en çok da kendi yaşam alanlarının üzerine yıkıldığı fikrinde. 

Çünkü siyasi iktidarın duvarın yıkılması sonrası Berlin politikasını değiştirmesiyle birlikte işyerlerini teşvik politikası da son buldu. Fabrikaların “ucuz işçi cenneti” bulacakları diyarlara taşınmasından sonra bu fabrikalarda yıllarca “vasıfsız” işçi olarak çalışan göçmenler, birden bire işsiz kaldı. Yabancılar dairesinin o yıllarda yaptığı bir araştırmaya göre göçmenler arasındaki işsizlik oranı, duvarın yıkıldığı yıl yüzde 11 civarındayken, bu yılı takip eden iki yıl içinde yüzde 20’nin üstüne çıkıyor. Buna paralel olarak göçmenler, siyası iktidarın iletişim, enerji, sağlık, eğitim ve kira hukukunda yaptığı özelleştirmeler yoluyla ve fiyat artışı politikaları sonucu daha da yoksullaştı. 

Ayrıca duvarın yıkılmasıyla beraber, göçmenlerin uzun yıllardır yaşadıkları işçi semtleri olan Wedding, Kreuzberg ve Neukölln, birdenbire merkez semtler, dolayısıyla özelleştirmelerin ve kira artırımlarının en yoğun yaşandığı semtler haline geldi. 

Örneğin 1970'lerde Batı Berlin'in en uç noktasında, duvarın hemen kenarındaki işçi semti Kreuzberg, duvarın yıkılmasıyla birlikte kentin merkezi haline geldi.


Kira artışı göçmenleri evinden etti

Bu durum, Kreuzberg’de konut fiatlarını fırlattı. Bir araştırma şirketinin son yıllardaki bir raporuna göre Almanya’nın genelinde kiralar yüzde 7 artarken, bu oran Kreuzberg’de yüzde 67 oldu. Kreuzberg’deki konut fiyatlarının astronomik yükselişi, uzun yıllar boyu burada yaşamış olan birçok semt sakini göçmeni evinden etti. Çünkü işsiz kalan ve yaşam seviyesi düşen göçmenler, restore edilen ve özelleştirilen binaların yükselen kiralarını ödeyemediklerinden zorunlu tahliyelerle karşı karşıya kaldı ve yıllardır oturduğu mahalleleri terke zorlandılar. 

Burjuvalar için ise Berlin, artık kendilerinin bombalanma korkusu duymadan oturacakları ve sermayelerini yığacakları güvenli bir yer haline geldi. Devletin, duvarın yıkılması sonrasında Berlin’in tarihini endüstri haline getirme ve bundan ticari kazanç sağlama planı gereği, şehirde turizm ve eğlence sektörü gelişti. Oteller, tiyatrolar, müzikaller, eğlence atraksiyonları ve mekanları mantar gibi çoğaldı. 

Örneğin daha önce varlığına rastlanmayan e-ticaret firmaları, dünya standartlarında gece kulüpleri ve sanat galerileri Kreuzberg’te arzı endam ediyor artık. 

Berlin’in 3.5 milyon nüfusunun yanına, yılda 30 milyon turist eklendi fakat aynı zamanda şehirdeki göçmenlerin yaşadığı semtlerin sokak ve meydanları da işsiz ve yoksul gençlerle doldu. 

Bu sokak ve meydanlarda “o kadar çok göçmen, o kadar çok Müslüman” gören Alman orta sınıfı dehşet ve korkuya kapılıyor. Orta sınıfın yoksullaşma, yoksul sınıfın ise elindekileri kaybetme ya da göçmenlere kaptırma korkusu bu kesimleri, devletin ve NAZİ heveslisi politik çevrelerin yabancı düşmanı propagandalarına açık hale getiriyor çünkü bu politik çevrelerin ırkçı propagandalarına karşı duracak ve ezilenleri onlara karşı etkili biçimde örgütleyecek politik bir güç odağı mevcut değil...


***

(1) http://www.berliner-zeitung.de/west-berlin-war-zu-zeiten-der-teilung-etwas-besonderes---einwohner-bekamen-behelfsmaessige-ausweise-und-durften-den-bundestag-nicht-waehlen--die-insel-der-gluecklichen--15883548

(2) http://www.birgun.net/haber-detay/ulrike-vicdanli-ama-ofkeli-18310.html


455

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA