Almanya’nın yaklaşımı facia!

Alman insan hakları savunucuları, akademisyenler, sanatçılar ve politikacılar Alman hükümetinin Türk devletinin şantaj politikalarına karşı tutumundan rahatsız. Almanya’nın Türkiye’deki vahim duruma karşı tutumunu eksik bulan aydınlar yaptırım kararlının tavizsiz bir şekilde sürdürülmesinden yana.

11 Ağustos 2017 Cuma | Dünya


FEHMİ KATAR/BERLİN 


Almanya’daki insan hakları savunucuları, akademisyenler, sanatçılar ve politikacılara Türkiye’deki gidişat, Erdoğan başkanlığındaki AKP hükümetinin politikaları karşısında Almanya’nın tutumunu sorduk. “Merkel hükümeti Erdoğan ve AKP’ye karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz, nasıl tavır alınmalı” sorumuza akademi, sanat ve sivil toplum camiasından isimlerin verdikleri cevaplar şöyle:


İlk sırada ekonomik yaptırımlar var

Prof. Dr. Birgit Ammann (Potsdam Üniversitesi Rektör Yardımcısı): Türkiye’deki siyasal gelişmeleri birçok açıdan, özellikle de insan hakları konusunda korkunç ve tehlikeli buluyorum. Almanya hükümeti ve Avrupa Komisyonu’nun bu gelişmeler karşısında nasıl bir politika yürütmesi gerektiği konusunda ikilemdeyim. Ağır yaptırımlar uygulanmaya başlandığı takdirde, Türk cumhurbaşkanının şuanda yansıttığı kişilik yapısından, elinde bulundurduğu, kapsamı daha tam olarak tamanlanacak olan, aşırı yoğunluktaki güçten dolayı, bana göre gerginlikten, uluslararası çatışmalı bir münakaşaya kadar olabilecekler göz ardı edilmemeli. Ayrıca uygulanacak olan yaptırımlardan, şu anki yönetimi desteklemeyen, ona karşı duran ve hali hazırda hükümetin yönelimine maruz kalan kesim de, daha resmi söylersek halkın yarısı, ama kesinlikle yarısından çok fazlası olan bu kesim de yaptırımlardan etkilenecek. 

Öte yandan bu kadar gerici olan, şeffaf olmayan baskıcı hatta bunun da ötesinde, kısmi olarak suçları kanıtlanmış  rejimlerle herhangi bir bağlamda ortaklaşmak hiçbir şekilde kabul edilemez. Diplomasi ve saygı sabırlıca tüketildi, süregelen medeni olmayan ağır hakaretlere katlanıldı. Bana göre ilk sırada belirleyici olabilecek ekonomik yaptırımlar gelmelidir. Türk hükümetinin mevcut ekonomik başarıları zaten içi boş kamışların üzerinde duruyor. Ekonomik başarılar, yandaşları Erdoğan ve AKP’ye bağlayan onemli bir faktördür. Bu araç ellerinden alındığında, içeride demokratik ve meşru yeni bir düzeni mümkün kılacak bir fırsat oluşacak.


Şili ve Arjantin’i hatırlatıyor

Werner Lutz (Unruhe Stiften Sanatçılar İnisiyatifi Sözcüsü, söz yazarı ve komedyen): Erdoğan’ın Türkiye’yi nasıl tehlikeli bir duruma soktuğu ve sokmaya devam etiği oldukça sarsıcı. Ben şahsen kendim büyük bir Türkiye seveniyim, en çok sevdiğim şehir İstanbul. Ama, orada ortalıkta devamlı olarak panzerlerin görünüyor olması, sürekli sol ve muhalif insanların sokaklarda gözaltına alınıyor olması gerçeği, Şili ve Arjantin’deki 70’li yılları hatırlatıyor. Ben Türkiye’de direnen, pes etmeyen bütün insanlara büyük saygı duyuyorum.

Almanya bu olanlara anlayışla yaklaşıyor, bu bir faciadır!

Almanya Erdoğan hükümetinin uygulamalarını açıkça kınamalı ve Türk hükümetine karşı ekonomik ve siyasi yaptırımlarda bulunmalıdır.


Türkiye’nin NATO üyeliği sona ermeli

Dr. Kemal Sido (Tehlikedeki Halklar Toplumu Ortadoğu Masası Sorumlusu): Biz tehlike altındaki halklar toplumu olarak, Türkiye’deki gelişmeleri büyük bir endişe ile takip ediyoruz, özelikle de başarısız darbe girişiminden sonra olanları; Tayyip Erdoğan ve partisi bu darbe girişimini, darbe ile ilgisi olmayan bütün muhaliflere yönelmek için bahane olarak kulandı. Erdoğan, Fetullah Gülen’i darbe organizasyonunun arkasında olduğunu söylüyor ama Gülen hareketi ile hiçbir ilgisi olmayan Kürtlere, Alevilere, Ermenilere, Süryanilere yöneliyor. Özellikle Kürt halkına karşı yürütülen savaş durmaksızın devam ettiriliyor. 

Erdoğan sadece Türkiye’de değil Irak ve Suriye’de de Kürt’lere saldırıyor. Efrîn neredeyse her gün saldırıya uğruyor, yine Irak Kürdistanı’nın bazı bölgeleri Türk devletinin saldırısına uğruyor. Erdoğan Kürtlere karşı İslamcı örgütlerle ortaklık yapıyor daha önce de DAİŞ‘i tolere etti. Hatta direkt destekledi. Bugün Suriye’deki moderatör İslamcılar ile birlik kuruyor ama aynı amacı takip ediyor; Kürtler, diğer azınlıklar ve demokrasi hareketini ezmek. Şimdi artık, Avrupa Birliği’nin ve NATO ülkelerinin, Erdoğan’a yaptıkları eleştirilerde samimi olmalılar ve insan haklarını hiçe sayan Türk hükümetine karşı pratik bazı adımlar atmalılar, yaptırımlar uygulamalılar. Yine Türkiye’nin NATO üyeliği tekrardan düşünülmeli, ki bizce Türkiye NATO üyeliği sona erdirilmelidir. 


Sivil toplum yalnız bırakılmamalı

Klaus Jetz (LSVD Lezbiyen ve Gay Birliği yöneticisi): Biz büyük bir endişe ile Türkiye’de demokrasinin Erdoğan yönetimi ile oldukça büyük bir tehlike ile yüz yüze olduğunu görüyoruz. Düşünce özgürlüğü ve basın özgürlüğü son derece kısıtlanmış durumda, yargının bağımsız olarak çalışması engelleniyor, kolluk kuvvetleri temizlenerek yerlerine rejime itaat edenler getiriliyor. Sadece idam cezasının tekrardan geri getirilmek istenmesi bile insan haklarının çok daha geniş bir biçimde ihlal edildiği ve bu hakların ortadan kaldırıldığını gösteriyor. Türkiye’deki LGBTİ topluluğunu durumu bizi oldukça endişelendiriyor. Bizim görüşümüze göre, AB ve ulusal hükümetler Türkiye’deki sivil toplumla ilişkileri kesmemelidir ve oradaki LGBTİ projeleri desteklemeye devam etmelidir. Türkiye eleştirisi yapılırken, LGBTİ topluluğunun da yaşadıkları göz önünde bulundurulmalıdır, dilendirilmelidir. 



503

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA