Zafere mahkum olan Kürtlerin ‘son savaşı’ ve...

Aziz TUNÇ

11 Ağustos 2017 Cuma | Forum


Kürdistan’ın merkezinde olduğu bir savaş sürüyor. Bir tarafında IŞİD ile Türk devletinin, diğer tarafından da Kürtlerin de içinde olduğu çeşitli güçlerin yer aldığı bu savaşın yaygınlaşarak ve karakter değiştirerek devam edeceği görülmektedir.

Savaşın şiddetlenmesini ve yaygınlaşmasını isteyen ve bunu sağlamaya çalışan Erdoğan’dır. Kürdistan’ın doğuyor olması ve bu gerçeğin daha çok görünür hale gelmesi Erdoğan’ın bu savaşı büyütmesine yol açmaktadır.

Öte yandan Erdoğan, bu savaşı kaybetmekte olduğunun da farkındadır. O nedenle, son bir çırpınışla, bu savaşı Kürdistan’ın üç parçasına, Türkiye, Irak ve Suriye’ye yaymaya, derinleştirerek ve büyüterek, kendisine bir çıkış yaratmaya çalışmaktadır. Savaşın geleceğini öngörebilmek için, mevcut durumun anlaşılması önemlidir.

Buna göre Türk devleti, savaşı başlatan ve sürdüren taraf olmanın avantajıyla hazırlıklıdır, güçlerinin tamamını savaşa göre şekillendirmiştir. Bilindiği gibi Türkiye içinde bütün araç, güç ve olanaklarla bu savaşı, boyutlandırarak sürdürmektedir. Erdoğan bunlarla yetinmemektedir. Kabusu olan Rojava’yı taciz etmekte, kapsamlı saldırı hazırlıkları için provokasyonlar yapmaktadır. ABD ve Avrupa ile yarattığı gerilim, iç politikada kadınlara, laikliğe ve tutsaklara yönelik tasarlanan saldırılar ve daha birçok hak gasplarının tümü, Kürtlere karşı sürdürülen bu savaşın birer parçası ve sonucudurlar.

Kürtlere yapılan saldırılar K. Kürdistan ve Rojava ile sınırlı değildir. Erdoğan, Kürtleri aldatmak amacıyla, ‘sözde’ dostluk gösterdiği Barzani’ye de saldırmaya hazırlanmaktadır. Yapılması kararlaştırılan bağımsızlık referandumunu bir saldırı nedeni sayacakları, Kerkük ve Musul’a girecekleri tehditlerini bu nedenle savurmaktadır. Anlaşılan o ki Erdoğan, referandum kararını fırsata çevirerek, G. Kürdistanı da işgal etmeye niyetlenmektedir.

Bütün bunlara karşın Kürtler, daha büyük imkan ve avantajlara sahiptirler. Herşeyden önce güçlü bir örgütlülükleri, büyük bir halk desteği ve kuvvetli bir uluslararası meşruiyetleri bulunmaktadır.

Sorun da tam bu noktadadır. Kürt halkı içinde bulunduğu bu avantajlı durumu yeterince bilince çıkartabilmiş midir? Bu gerçek içselleştirilmiş, etkili bir tarzda görünür kılınmakta mıdır? Elbette çok büyük değerler üretilmekte, elbette çok anlamlı ve başarılı pratikler yaratılmaktadır. Yine de bu sorular sorulmalı ve bu sorulardan geliştirici ve ilerletici bir enerji üretilebilinir. Bunun için gerekli motivasyon bulunmaktadır.

Yıllar önce yok sayılan Kürt halkının evlatları, varlıklarını duyurmak ve ispat etmek amacıyla sömürgecilere karşı bir savaş başlatmışlardı. O günün temel motivasyonu, bu başkaldırının yapılmış ve sürdürülüyor olmasıydı. Ancak şimdi bir halk, topyekün olarak ve askerileşmiş bir örgütlülükle, çok yaklaştıkları nihai hedefleri olan ülkelerini işgalden kurtarmak ve özgürlüklerine kavuşmak için, savaşıyorlar.

Bugün eski motivasyon araçlarına değil, yeni bir motivasyon argümanına ihtiyaç vardır. Bugünün motivasyonu, ‘kazanmaya yaklaşılmış’ olunmasıdır. Çünkü Kürtler, tarihlerinden ilk defa, ‘kazanmaya en yakın’ noktada bulunmaktadırlar.

Zaten bunu bilen devlet, güneş gibi parlayan bu gerçeği görünmez kılmaya çalışmakta, bu amaçla gerçeğe aykırı, sahte algılar oluşturmaktadır. Sayısız yalan üretim araçlarıyla, mücadeleyi yakında bitireceklerini yayarak, sürdürülen başarılı direnişin halkları motive etmesini engellemek istemektedirler.

Halbuki kitleleri harekete geçirecek en güçlü, en etkili ve en heyecan verici argüman, ‘kazanmaya yaklaşılmış’ olunması gerçekliğidir. Motivasyon açısında çok güçlü bir argüman olan ve dünyada sadece Kürtlerin sahip olduğu bu gerçek, yeterince ve uygun bir biçimde değerlendirilmelidir.

Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin bu gün yapması gereken ilk iş, rutin zamanlarda olunmadığının bilince çıkartılmasıdır. Sıradışı bir dönemden, sıradışı gelişmeler yaşanmaktadır. Bütün zorbalıklara, ihanetlere, tuzak ve komplolara rağmen Kürtler, tarihlerinin en güçlü, özgürlüğe en yakın oldukları bir dönemi yaşamaktadırlar. Bu gerçek ne kadar çok bilince çıkartılırsa, o kadar çok maddi bir güce dönüşecektir.

Kürtler, mihnetini ödedikleri bu ‘son savaşın’ dönemsel zorluklarından karamsarlık, kararsızlık ve umutsuzluk yaymanın gerekçesinin üretilmesine izin vermeyeceklerdir. Yaşanan savaş gerçekliğine denk düşen, topyekün ve eşgüdümlü bir direnişi yaratmaya mahkum olduklarını bilenler, dönemin sorunlarını aşabilecek gücü ve basireti ortaya koyacaklardır. Kazanmanın bir diğer koşulu ise ulusal birliğin yaratılmasıdır. Bu amaçla başlatılmış olan çalışmaların sonuca ulaştırılması için, hiç kimsenin, hiç bir fedakarlıktan kaçınma hakkı da, lüksü de yoktur.

Son olarak Erdoğan’ın savaşçı ve yayılmacı ve katliamcı politikalarına karşı Türkiye, Kürdistan ve bölge halklarıyla birlikte, Avrupa halklarının da içinde yer alacağı bir mücadele cephesinin yaratılması, kazanmayı kolaylaştıracak, mutlak zaferi yakınlaştıracaktır.


363

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA