Sana sarılmak memleketimize sarılmak gibi

Berfin BAĞDU

11 Ağustos 2017 Cuma | Forum


Destan Temmuz (Ayşe Deniz Karacagil) anısına…


Gitmek nedir ki sence? En uzak ütopyalara, yaşamın devam ettiği, yaşanmışlıkların hatıralarıyla hayallerinin diyarlarına gitmek… İşte senin gidişin tam da bu tarifini ettiğim gibidir. Gitmek böyle olmalı demeden geçemiyorum. O kadar uzakken, bir o kadar da yakın olabilen bir varlıktı seninki. Nefes alışlarını her an hissetsen bile özlediğin bir varoluş… Her zaman varoluş güçlendirmezmiş insanı, bazen onurluca gitmek de insanı dirençli kılıyormuş, onu anladım. 

Yalnızlığın sinesine çekilmiş sözcüklerim bir bir arınıyor sanki dilimden. Saklı kalmışlıklarımdan utanıyor artık gözlerim; onları olduğu gibi toprağa düşürüyor. Üşür ellerim kavurucu Haziran’ın orta yerinde bile. Ben senin sesini her almış gibi olduğumda, parmaklarımı titrek bir heyecan sarmaya başlar. Üşürüm yani. Ama ben senin gözbebeklerinde uyumak isterdim, üşümemek için. Bir nebze ısıtıyorsa tek bir kelimen bile üşüyen şu bedenimi, sözlerim o an tükenmiş yüreğim yazmaya başlamıştır. 

Yüreğe dokunmanın soyut bir şey olduğu sanılır, ama bilmiyorlar ki sen benim yüreğime bin defa dokunmuşsun. 14 Ekimlerde kollarını yüreğimde hissetmişim her defasında. Bu hissi kim benden soyutlayabilir? Bende yarattığın maneviyatı kim benden alabilir?

Şimdi ben yalın ayaklarla durmadan seni arıyorum. Güneşe sorsam dolunay küsecek, yeryüzünde arasam gökyüzü kıskanacak, ne yapsam ve nereye sorsam seni! Kırmızıya sorsam bulur muydum o zaman yarım gülüşlerinin altında o silinmez özlemlerini? Sorsam seni, nasıl anlatacaklar o bana benden de yakın benliğimi söyle! 

Özlemlerimiz vardı, dağlar gibi sarp ve yerinden oynamaz ve senle kavuşacaktık bunlara… Hani çocukluğumuzda yitirdiklerimizi ortaklaştırarak koşacaktık onlara ve ellerimizle dokunacaktık yitirilmek istenen o masumiyete. Hani anlar vardı ve o anları değerli kılan yaşanmışlıklarımız… Anların içinde boğulan yarım kalmışlıklarımıza sarılacaktık mevsimin sonbaharında, hem de yapraklar yeni sararmaya karar kılmışken. İnadına sevmem için sonbaharları, yarım kalmışlıklarıma götürecektin beni. Güneşimsi saçlarının kokusunu rüzgârlar getirirdi o kızgın sonbahar aylarında. Hani sonbaharlardan ben nefret eder, sen severdin… Bu kez yanılttın sonbaharları, baharın en güzel ayında gittin. Sonbaharlara kızardım benden çaldıklarını düşününce. Ama bir bakmışım baharda çalıyor. Demek ki gitmenin vakti yokmuş, sende anladım bunu. 

Bir mevsimin Haziran’ında tutundum damarlarına. Ağacın dallarında salınan yaprakların damarlarında buldum seni. Ellerindeki damarlara benzettim yapraktaki damarları. Tozlanmış bir yaprak sildim, suretini gördüm. İşte o an Tanrı çıldırmışçasına yağmur yağdırıyordu üzerimize. Bir baktım yağmur al al yanaklarını ıslatmış. O kadar susamışsın ki alnından damlayan yağmur tanelerinden içmişsin suyunu. Tadını aldın yağmurun, belki de ılıktı. Ben yağmur damlalarında gözlerini arıyordum o an.

‘Haziran’da ölmek zordur’ be yoldaşım. Vakitsiz demeyeceğim, vakit diye tanımladığımız nedir? Vakitsiz demeyeceğim, ama erken değil miydi? Ama gitmek de vakit dinlemiyor ki! Heybende taşıdığın özlemlerine yolcu olmanın coşkusu, seni üzerinde sağlam adımlarla yürüyeceğin yol yaptı. 

Sen Gezi’nin, sen Suruç’un, sen Rakkalı çocukların intikamı olmadın mı? Sözünün eri olup faşizme meydan okumadın mı? Korkakları, çaresizleri utandırmadın mı? Bak, yine bize yazmak düştü. Yanı başımda ‘yazmak yüreğin kaleme yansımasıdır’ demeni anımsıyorum. Şayet kalemin kudreti yetseydi, yüreğinin güzelliğini en sade, en muhteşem biçimde yazmak isterdim. Olsun ben muhteşem kelimelerin peşinde koşsam da tarih seni çoktan yazıyor.

Kaybedilmek istenen cennetin peşinden amansız koşanı… İşte cennettesin! İşte cennet sensin! İnan bu cennet senin güzelliklerine bürünmekten büyük onur duyuyor. Kaybettiğin yerde aradın gerçeğini, doğrusu da buydu zaten. İşte cennetimiz sensin, cennetimiz gerçeğini aramanın anlamı. Biz sana sarıldık, biz o anlama sarıldık. 


545

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA