Halkın teveccühüne layık olmaya çalışıyorum

İki dönemdir meclis eşbaşkanlığı görevini yürüten Türkan Gümüş: Zaman zaman ‘Ya yapamazsam, ya halkın beklentilerine cevap olamazsam’ diye tereddüt yaşadığım dönemler oldu. Geriye dönüp baktığımda iyi ki olmuşum diyorum. Kızım bile bendeki değişimin farkında. Bana ‘Sen her zaman derneğe git, çünkü sen orada çok mutlusun, dolu dolu gülebiliyorsun’ diyor.

10 Ağustos 2017 Perşembe | Kadın


MEHMET ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG


İki dönemdir Harburg Halk Meclisi Eşbaşkanlığını yürüten Türkan Gümüş, başta tereddüt yaşamış "acaba başarabilir miyim" diye ama geriye dönüp baktığında "iyi ki olmuşum" diyor. "Dünün suskun Türkan'ı gitti. Bazen ben bile kendimdeki değişime şaşırıyorum" diyen Gümüş, küçük kızı Rojîn’in de kendisindeki dönüşümün farkına vardığını söylüyor.  

Türkan Gümüş (50) evli ve üç çocuk annesi bir kadın. Çewlîk’in (Bingöl) Darahênî (Genç) ilçesi Kelaxsî (Doğanlı) köyünde doğan Gümüş, 1985’te köyünde tanık olduğu devlet zulmü ve katliamından sonra Kürt Özgürlük Mücadelesiyle tanışmış. Yaklaşık 20 yıldır yaşadığı Almanya’nın Hamburg kentinde Harburg Halk Meclisi Eşbaşkanlığı görevini yürütüyor. 


Tüm kızlar okuldan alındı

Okumaya hevesli olmasına rağmen toplumsal baskılar nedeniyle ancak ilkokul dördüncü sınıfa kadar okuyabilmiş. “‘Okuyup da ne yapacak’ anlayışı her yerde olduğu gibi bizim köyde de vardı. Kürt bir öğretmenimiz vardı. O okuldan ayrıldıktan sonra okula Türk asıllı bir öğretmen gelince bütün kızları okuldan aldılar" diye anlatıyor. 


Çewlîk, Xarpêt ve Köln

Henüz 16’sındayken nişanlanmış. Evlendikten sonra da Bingöl merkeze yerleşmişler ancak devletin eşini defalarca gözaltına alması ve baskıları nedeniyle Xarpêt’e (Elazığ) taşınmışlar. O dönem HADEP kadın kollarında faaliyet yürütmeye başlamış. Baskılar yoğunlaşınca 1999’da iki çocuğuyla birlikte Almanya’ya yerleşmiş. 


Çocukları eylemde büyüttük

Geldiği dönem Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uluslararası komployla esir alındığını aktaran Gümüş, o günleri şöyle anlatıyor: “Başkan yeni yakalanmıştı o sıralar, her taraf kızılca kıyametti. Eylemsiz gün geçmiyordu. Çocuğum küçük olmasına rağmen tüm eylemlerde yerimi alıyordum. O soğuk havalarda saatlerce dışarıda bekliyorduk. Çocuklarımızı eylemlerde büyüttük. Daha önce HADEP’te çalıştığım için kadın çalışmaları önerisini tereddütsüz kabul ettim. Böylesi bir zamanda çalışma yürütmeyecektim de ne zaman yürütecektim?”


Kadın çalışmalarından eşsözcülüğe

Kadın çalışmalarında gösterdiği özveri ardından eşbaşkanlık önerisi alan Gümüş, başta yaşadığı tereddüdü şöyle anlatıyor: "Açıkçası, böyle bir göreve layık mıyım diye kendimi sorguladığım oluyordu. ‘Ya yapamazsam, ya halkın beklentilerine cevap olamazsam’ diye kaygılanıyordum. Bir meclisin eşsözcüsü olmak tabii ki gurur verici. Vicdanımla baş başa kalınca bu görevden kaçamayacağımı anladım. Halkın teveccühüne layık olabilmek için kabul ettim."


‘Vicdan azabı yaşardım’

Eşinin ve çocuklarının her zaman kendisini desteklediğini anlatan Gümüş, şöyle devam ediyor: "Eşim Ubeydullah bana epey destek oldu. Çoğu zaman küçük kızım Rojîn'i eşime bırakıp faaliyet yürütüyorum. Eşim desteklemeseydi ikinci dönem eşbaşkanlık yapamayacaktım belki. Halktan gelen bu öneriyi reddetseydim, belki de bir ömür boyu vicdan azabı yaşardım. Dönüp geriye baktığımda iyi ki olmuşum diyorum."


Suskun Türkan yok artık

‘Eşbaşkanlık hayatınızı nasıl değiştirdi’ sorumuza Gümüş: "Her şeyden önce kendime olan özgüvenim gelişti mesela. Dünün suskun ve tartışmalara katılmayan Türkan'ı gitti, yerine tartışan, sorgulayan gerekirse hesap soran bir Türkan geldi. Bazen ben bile kendimdeki gelişmelere şaşırıyorum. Gündemi yakından takip etme şansı buldum. Zamanla siyasetin ve siyaset yapmanın hiç de o kadar zor olmadığını gördüm. İlkokul 4'e kadar okuyan sıradan bir kadının nelere kadir olduğunu gördüm mesela" diye cevap veriyor.


'Anne, her zaman derneğe git'

Kızının bile kendindeki değişimi farkettiğini söyleyen Gümüş, "Geçenlerde küçük kızım Rojin'le evde sohbet ediyorduk. Birden 'Anne, sen her zaman derneğe git, ben sana sorun çıkarmam' dedi. ‘Neden gideyim kızım’ dediğimde 'Çünkü sen orada çok mutlusun ve orada dolu dolu gülebiliyorsun. Ben de bunu hissedebiliyorum'" dediğini anlattı. 


Üç kardeşi de katlettiler

1985’te ilk çocuğuna hamileyken köylerine yapılan baskını anlatan Gümüş, o dönem rutinleşen devlet katliamlarını da teşhir ediyor: "Devlet güçleri, aralarında Sıddık Bilgin, Sait Bilgin ve abim Xeyri Bilin'in de olduğu birçok insanı askeri araçlara bağlayarak işkence ettiler. Öğretmen olan akrabamız Sıddık Bilgin yaşamını yitirdi. Cansız bedenini taradılar, 'dur' ihtarına uymadığı için vurduklarını söylediler. Oysa yapılan işkenceler sonucu yaşamını yitirdiğini hepimiz görmüştük. Cenazesini elbiseleriyle karakolun bahçesine açılan çukura gömdüler. Cenazesi buradan ancak 8-9 ay kaldıktan sonra çıkarıldı. Sıddık Bilgin’in kardeşi Lezgin ve Rodi de ilerleyen tarihlerde devlet güçleri tarafından katledildi. Özellikle Lezgîn Bilgin'in yaşamımda büyük etkileri var. Onun sayesinde bu mücadeleyi tanıdım” diye anlatıyor. 



1085

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA