Yap izle, gör sil !

RUHİ KARADAĞ

09 Ağustos 2017 Çarşamba | Forum

Her gün yüzlerce kadın, sokakta, caddede, evde, iş yerinde, parkta, aklınıza neresi gelirse orada sözlü ya da cinsel tacize uğruyor ya da şiddet görüyor. Hal böyleyken siyasi iktidarın “dindar toplum yaratma düşüncesi” de toplumun bir kesiminde karşılığını da buluyor.

Kadının yerini ve alanını iktidarın bu politikası belli ölçülerde değiştirdi, erozyona uğrattı. Tabii ki geriye koca bir yıkım bırakarak, kof ve içi boş.

İktidarın kadını hiçe sayan, “büyük kültür politikası” sürdükçe kaçınılmaz olanı da yakından görüyoruz. Meydanlarda, mitinglerde, konferanslarda yapılan konuşmalarla çocuk sayısına kadar her şeyi belirlemeye çalışan anlayış, kadını yok saymayı da görevi bildi. 

Dini devlet kurgulanması bu değil mi?

Siz din simsarlığınızla kalın! 

Su akar yatağını bulur…

Tecavüzü ve cinsel tacizi sıradan gören bu “resmi anlayış“ birçok kere kendisini gösterdi; Doktor-siyasetçi ve eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Selma Ramazanoğlu, Ensar Vakfın da tecavüze uğrayan 45 çocuk için, “Bir kere yaşanmış bir olay” diyerek, bu aşağılık olayın üstünü örtmeye çalıştı. 

AKP iktidarı, devletin bakanının verdiği bu desteği katlayarak sürdürdü. Ensar Vakfı o günden sonra devletin sevimli kollarında korumaya alındı. Vakıf, hükümetle olan ilişkisini de taçlandırdı. Millî Eğitim Bakanlığı ile ‘5 yıl süreyle, çeşitli eğitim, seminer ve sosyal etkinliklerin düzenlenmesine dair işbirliğine’ imza attı. 

Peki, bu tecavüz ile suçlanan vakıf çocuklarla ne yapacak? Sanatsal, sosyal, kültürel, bilimsel ve teknolojik gelişimi desteklemeye yönelik eğitimler verecek.

Şıracının şahidi bozacı… Ensar Vakfı devlet protokolünde, devletin himayesi ile tüm hızıyla yoluna devem ederken, iktidara kalan kocaman “bir yüz karası” oldu. 

Bir daha AKP iktidarının anlından çıkmayacak kara bir leke. 

Sil sil çıkmaz…

Hangi gazeteye baksan, hangi televizyonu dinlesen, “şiddet, taciz, tecavüz…” tuhaf bir ülke olduk. Hastalıklı ve anlamsız…  İktidarın medyaya uyguladığı, “olumsuz haber” ambargosuna rağmen yapılan haberler bu kadarsa, ambargo olmadan yapılacak haberleri bir de siz düşünün. 

Düşünmeseniz daha iyi olur.

Zihniniz kirlenir.

Üniversite öğrencisi Melisa Sağlam’ın şort giydiği için İstanbul Pendik’te bindiği minibüste tacize ve şiddete uğraması gündeme gelmişti. Saldırgan Ercan Kızılateş tutuklama talebiyle sevk edildiği mahkeme tarafında serbest bırakıldı sonra itiraz üzerine yeniden tutuklandı.

AKP’nin kadın politikası yaz-boz tahtası gibi… Yap izle! Gör sil!

Burdur İl Milli Eğitim Müdürü Mahmut Bayram, “Bir kadın evinden süslenip çıkıp tekrar evine gelene kadar kaç erkeğin şehvetini tahrik etmişse o kadar erkekle zina yapmış gibidir” diye buyurdu. Bu adamın idare ettiği kurumda yüzlerce kadın çalışan da var. Müdürü beye ve onu o makama getiren yöneticilerin fütursuzluğuna ne demeli? Gerisini Türkiye Cumhuriyeti yargısı düşünsün.

Konya’nın Akşehir ilçesi Mescit Cami’nin 46 yaşındaki imamı M. F.’nin, kuran kursu öğrencisi 11 yaşındaki kız çocuğunu taciz etmesi,

Almanya da yaşayan, yaz aylarında Bodrum’a gelen 40 yaşındaki master atlet S.K.A’nın, antrenman yaparken otomobilinde cinsel tacize uğraması,

Konya da 14 yaşındaki erkek çocuğunu taciz eden bisiklet tamircisi E. G.’nin tutuklanması, 

Üç gün içinde, meydana gelen cinsel taciz olaylarında medya yer bulan haberler.

Mahkemelerde binlerce cinsel taciz, taciz ve şiddet davaları bulunmaktadır. Bu davalar her geçen gün artarken, mahkûmiyetler de o kadar azalıyor.

Memleketin hali pür meali maalesef bu! 

Adaleti gören varsa, anlatsın.

Adaleti bilen varsa, konuşsun.

Adaleti duyan varsa paylaşsın. 

Cinsel taciz birileri için normalleştiriliyor ve sıradanlaştırılıyor.

AKP’nin kadın politikası konusunda yaptıkları ve söylediklerine her gün bir yenisi ekleniyor.

Hiç durmuyor ki!

Kütahya Belediye Başkan Hasan Çalışkan’ın savunduğu, “Kocası için süslenmeyen ve ona itaat etmeyen kadın dövülür. Çok eşlilik yararlıdır” söyleminin ruh hali “adalet”in ruh hali umarım aynı değildir.

İktidarın kadın politikasına, başkan yeni perspektif getiriyor. 

Başkan Çalışkan ile çalışan kadınları düşünün, vah ki vah vah!

AKP’nin kadınlar üzerinde uygulamaya çalıştığı politikaların karşısında duran ve her daim direnen yine kadınlar oluyor.

Örgütlü ve direnen kadınlar sesini yüklettikçe AKP de bir o kadar gerçek yüzünü gösteriyor. 

Vicdanını yitiriyor…

Aklını yitiriyor…

Adaletini yitiriyor…

İnsanlığı çıldırtan bir yok oluş…

Cezaevinde büyüyen çocuklar,

Cezaevinde cinsel tacize uğrayan çocuklar,

Ve şimdi de anaları kelepçe ve demir parmaklıklara götüren süreç. Zulüm...

OHAL ilanından bugüne 25 kadın doğumdan hemen sonra gözaltına alınmış. 

CHP Milletvekili Gamze İlgediz bu kadınların izini sürmüş ve bir rapor hazırlamış: “Bazı kadınların sedyeye kelepçelendiği, bazılarının yeni doğan bebekleriyle içeri alındığı, bir annenin tutulduğu nezarethanede tek başına doğum yaptığı, kiminin kuvözde hasta bebek bıraktığı bu süreçte, Nurhayat Yıldız ikizlerini kaybetmiş ve bebeklerin naaşları da ailelerine verilmemiş.”

Kadınlar üzerinde oynanan bu akıldışı uygulamaların yaşanılması ve izlenilmesi iktidarın “ruh halinin” tam bir göstergesidir. Hal böyleyken, bu uygulamaların sahipleri tarihin neresinde nasıl bir hesap verecek bırakın onu da direnen kadınlar belirlesin.


Kadın ve AKP İslamiyeti 

Avukat-Yazar Ömer Tuğrul İnançer, devletin yayın organı TRT de canlı yayınlanan Ramazan programında, “hamilelerin sokağa çıkması terbiyesizliktir” açıklamasını yaptı. 

Hatta daha da ileri giderek çalışan kadınlara dil uzatmış “kadının ekonomik özgürlüğü aldatmaca, çalışan kadın yuvasını dağıtıyor” demiş. Oysa kızı büyük bir şirkette kurumsal iletişim direktörü. “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” demeyin. Oluyormuş… 

 

Bu kez kadının yaşam alanına direk müdahalenin, resmi kanalda, resmi açıklaması dayanılmaz “bir ruh hali” telaffuzu oldu. Cinsel tacizi bu seferlik, bu kadarıyla uygun bulmuş köyün serbest gezeni Ömer Tuğrul efendi.

Memleket de olup biten bu “haller” mizah değil, kara mizah hiç değil, tam bir yaşanılması ve dayanılması mümkün olmayan dram. Korku ötesi… Kâbus…

Bir türlü bitmek bilmeyen bir kadın politikası, AKP’li erkeklerin elinde tuzla-buz olan bu vazo daha ne kadar parçalanacak? 

Daha ne kadarına izin verilecek? 

Kim bu vazoyu tamir edecek ve düzeltecek? 

Kim? 

Kimler?

Kadın sorununu hiç mi hiç duymak ve görmek istemeyen AKP iktidarı, her türlü kötülüklerini ve becerisizliklerini de yine kadınlara yıkıyor. Tuhaf ve anlamsız bu tavırlarına da her geçen gün bir yenisini eklemeyi de görev biliyor.

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, “Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek” diyerek, işsizlik sorununun temel nedenini buldu. Bakan bey böylece ekonomi literatürüne kimsenin aklına gelemeyecek bir katkıda bulunmuş oldu.

Bu nasıl bir iş, bir bilen bir gören anlatsın,

Bu nasıl bir iş, bir duyan, bir susana anlatsın,

Bu nasıl bir iş, bir gelen, bir gidene anlatsın…

 Kadın hareketi cinsel tacize karşı örgütleniyor…

Tüm bunlar yaşanırken 29 Temmuz da İstanbul Kadıköy’de binlerce kadın, “Kıyafetime Karışma, Kadın için adalet” yürüyüşü düzenledi. 

Cinsel tacize karşı hiçbir şey yapamayan/yapmayan iktidara seslerini duyurmak istediler. Ama bu yürüyüşün sesi daha karşı tepeden duyulmadan boğazın diğer yakasında başka bir taciz olayı yaşandı.

Olay yeri; Maçka Demokrasi Parkı.

Zaman; Gün batımı.

Olay kişi; Kamu adına güvenliği sağlayan, özel güvenlik görevlisi.

Suç; Sözlü taciz ve şiddet. 

Çağla Kara ve Burcu Şentürk, parkta özel güvenlik görevlilerinin müdahalesine maruz kalır.

Bir tanesi “parkta bu kıyafetle dolaşmana izin vermiyorum, memelerini açamazsın” diyerek sözlü tacizde bulunur.

Olaya başkaları da müdahil olunca bir diğer güvenlik görevlisi, “Burada bir tecavüz olayı olsa siz mi kurtaracaksınız?” diyerek içindeki zehiri kusar. Ve olay yerine polis gelir, sadece dinler müdahale etmez. O kadar…

Şimdiye kadar iktidardan ne bir ses ne bir yazılı açıklama geldi. Sadece özel güvenlik firması iki gün sonra çalışanın iş akdinin feshedildiğini açıkladı.

Bu rezaletleri daha ne kadar yaşatacaklar, mahalle baskısı dedikleri şey tam da bu değil mi? Şehrin orta yerinde dimdik karşımızda, dağ gibi duruyor.

Bu ruh hastalarının, adaletin gerçek yüzünün görme zamanı gelmedi mi? 

Yetmez mi?


102

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA