Dünyada bir yer bulamayan halk: Domlar

Dünyanın değişik coğrafyalarında 'Roman' ya da ‘Çingene’ olarak tanımlanan halka Ortadoğu coğrafyasında ise Dom deniliyor. Sürekli dışlanan Domlarda komünal bir yaşam biçimi hakim. Suriye iç savaşından kaçan 300 bin Dom, şimdi çoğu Avrupa ülkelerinde yaşama tutunmaya çalışıyor.

08 Ağustos 2017 Salı | Toplum-Yaşam


SELMA AKKAYA/PARİS 


Metro istasyonları, büyük garlar, Paris’i çevreleyen küçük kentlere açılan büyük yolların kenarları, banliyölerin girişlerinde ellerinde ‘SOS-Help (yardım) Suriyeli aile’, ‘Suriye, Suriye’, ‘Suriyeli aileye yardım’ Arapça, Fransızca, İngilizce pankart taşıyan yüzlerce kadın ve yanında her yaştan çocuk görmeniz mümkün. Yüzleri ve mimikleri giydikleri kara-çarşafa rağmen Suriye Araplarına benzemiyor. 

Fransa, özellikle Romanya’nın AB’ye girişinden sonra akın eden Roman dilencilerden illallah etmiş bir toplumsal yapıya sahipken, uzanan bu ellerin yüzlerine bakan onları Suriyeli değil Roman olduğunu düşündüğü için sürekli kandırıldığı duygusuna kapılıyor. Toplumun bu algısı hem yanlış hem de doğruydu aslında. Evet doğruydu Roman, Suriyelilerin tabiriyle Dom’dular ama Romanyalı değil ve Suriye’den 2014’ten bu yana savaştan kaçan 300 bin insandan biriydiler. 


Sağ kalmayı başaranlar, göç yollarına

Olivier Peyroux Suriye göçü üzerine çalışan bir sosyolog. Konuya dair hazırladığı çalışma raporunda Domları ele almış. Suriye iç savaşı ve göç ile paramparça olduğunda yollara 300-400 bin arası Dom’un çıktığını ve bunların bazılarının Türkiye, asıl çoğunluğunun ise Almanya, Belçika, Fransa ve İspanya’ya geldiklerini ifade ediyor. 

Dünyanın değişik coğrafyalarında ‘Çingene’ ya da ‘Roman’ olarak tanımlanan halka Suriye, Mısır, Irak, Ürdün ve diğer Ortadoğu coğrafyasında Dom deniliyor. Suriye’den gelenlerin büyük bir kısmı Abdal denilen Alevi inancına sahip. Farklı dini inançlara sahip olanları da var. Suriye’de ilk çatışma başladığında Domlar hem rejimin hem de diğer çete grupların hedefi haline geliyor. Bu aşamadan sonra sağ kalmayı başaranlar, göç yollarına düşüyor. 


Asimile olmama direnci komünal yaşamdan

Peyroux, savaş öncesi Domların yaşam biçimleri üzerine de geniş yer verdiği raporunda, komünal bir yaşam biçiminin hakim olduğunu ve sürekli dışlanan, yok sayılan bir toplum oldukları için birbirlerini koruyan, kalkan olan bir toplumsal yapı hakim imiş. Savaş ise onların bu sıkı birlikteliğini tuzla buz etmiş. 

Raporda bu durum şöyle ifade ediliyor: “Suriye’de bulundukları süreçte aralarında mülk ilişkisi hiç olmamış. Ailede örneğin anne-babaya bir şey olması durumunda, birbirini çevreleyen 10-15 aile olarak yaşandığı için bu yokluğun grup içinde telafisi, özellikle kadınların ve çocukların korunması esas alınmış. Suriye’de, Lübnan’da diğer halkların onlara karşı yarattığı toplumsal, ekonomik sisteme karşı var olabilmek ve de yüzlerce yıldır asimile olmama direnci bu komünal yaşamdan kaynaklanmaktadır.”


‘Buralarda Kürtleri, Çingeneleri, dinsizleri bırakmayacağız’

Üzerlerindeki giyim biçimlerinin özellikle kadınlarda kara-çarşaf olmasının ise göç yollarında yaşadıklarının sonucu olduğunu ifade eden Peyroux; „Tıpkı Irak’ta yaşayan Kürt Êzîdîler gibi onlarda bölgede „kafir“ olarak tanımlanıyorlardı. İlk göç durakları Türkiye’de AFAD koşullarından yararlanma, sokakta kendilerini koruyabilmeleri için bir koruma yöntemi olarak kadınlar kara çarşaf, erkekler ise Arap toplumunun giyim tarzına bürünmüş. Ortadoğu coğrafyasında hayvandan daha aşağı bir pozisyonda görülüyorlar. Savaş koşulları başlar başlamaz önce Arap komşuları onlara saldırmış; „Müslüman değilmişiz, kadınlarımız yoldan çıkmış, yabancı erkeklerle konuşuyorlarmış. Bize en çok da Arap komşularımız saldırdı, onlar da sakal bırakıp silahlanmışlardı. ‘Buralarda Kürtleri, Çingeneleri, dinsizleri bırakmayacağız’ diyorlardı. Biz de her şeyi onlara bırakıp kaçıp geldik, canımızı kurtardık” cümlelerini neredeyse araştırma boyunca görüştüğü herkesten dinlediğini ifade ediyor. 


Dedelerinin göç yolunu izlemişler

Suriye’de yaşadıklarında toplumun en alt tabakası olan Domlar peki Avrupa’ya kadar hangi şebekeler aracılığıyla geldi sorusunu soran Peyroux; Büyük bir çoğunluğunun kendi başlarına geldiğini iddia ediyor. Özellikle Osmanlının yıkıldığı döneme kadar geleneksel göç yollarıyla sürekli yer değiştiren Dom kabilelerinin I. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye, Irak, Suriye, Ürdün olmak üzere birbirinden koparıldığını ifade ediyor. Dedelerinden dinledikleri göç yollarını izleyerek yol almaya çalıştıklarını belirten Peyroux; „Dom toplulukları sınırı kaçak geçip yüzyıl önce dedelerinin konakladığı aynı göç yolunu izlemişler“ ifadesini kullanıyor.  


Kimlikleri yok işlemleri de

Fransa’da sokaklarda sadece Paris çevresinde 20 bin civarında Dom bulunuyor. Bunların geldikleri coğrafyada herhangi bir kimlik kaydı bulunmadığı için resmi olarak oturum başvurusu gibi işlemler yürütmesi ise neredeyse imkansız. Öncelikle kimliğini belgelemesi gereken Domlar sokaklarda üç-beş aile biçiminde köprü altlarında, yol kenarlarında buldukları banklar üzerinde sabahlıyorlar. Karınlarını doyurmak için gün içerisinde özellikle kadın ve çocuklar dileniyor. Çoğunlukla kendilerini Arap olarak tanıtıyorlar. Çünkü başka türlü yemek bulamayacaklarını düşünüyorlar. 


Türkiye’de çadırları yakılmış

İlk göç yolları olan Türkiye’de geçici bazı belgelerle farklı kentlerde tutulmuşlar. Mevsimlik işçi, hurda toplayıcılığı benzeri şekilde günlük 5 liraya çalıştıklarını ama çoğu zamanda çalıştırılıp paralarını alamamışlar. Birçok kentte kurdukları çadırlar; „Burada çingene istemiyoruz“ diyerek ateşe verilmiş. Raporda halen Türkiye’de 50 bin civarında Dom’un bulunduğu ifade ediliyor. Şimdi Paris’te, Brüksel’de ve Avrupa’nın değişik kentlerinde açlıkla, yoklukla geçirdikleri son üç yıllarının sürekli bedelini ödüyorlar. Önce inançları ve milliyetleri nedeniyle yaşadıkları coğrafyalardaki halkların daha sonra savaşın yeterinde acımasız davrandığı Domların kadınları ve çocukları her köşe başında ellerini uzatıp bir ekmek parası istediğinde dünya ve insanlık bir kez daha kendisinden utanmalı!


284

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA