Başlangıçtaki gibi büyülüydün

Sadeliğin seçkinliğine erenlerin taşıdığı bir asalet, bir güzellikti seninkisi. Kelimelerin, kahkahaların, bakışın, yürüyüşün gerilla yaşamını anlatır gibiydi. Yerinde, zamanında, gerektiği kadar ve bir o kadar ustaca..

08 Ağustos 2017 Salı | Forum


Zilan DİYAR


Gurbet insanın biraz daha eksilmesidir, yalnız kalmasıdır. Kavuşamayacağını bilmemesidir. Şimdi nefes aldığın yer değil, yaşadığını hissettiğin yere döndüğünde geride bıraktıklarını bulamamasıdır. Giden değil, geride kalan olmaktır. Öyle bir acıdır ki bu, kelimeler ve gözyaşlarıyla sağaltmazsın. Susmak iyidir dersin, susarsın. Sonra bakarsın; sustukların zamanın doyumsuz, vefasız akışında bir belirsizliğe doğru gidiyor. Masalın sonu böyle bitmemeliydi diye hayıflanırsın.  Hani acılarla yüzleşecek zamanlar gelecekti, hani bizim dilimiz varacaktı bu asırlık acıları anlatmaya. Hani geride kalanlar bir sonbahar akşamına benzeyen ömürlerini birlikte geçirecekti. Anılara dalıp kah gülüp, kah ağlayacak sonra kalkıp bahçedeki çiçekleri sulayacaktı. Öyle görünüyor ki zulüm dilimizi lal etmeye, kolumuzu kanadımızı kırmaya, bizi daha da eksiltmeye yeminli. 

Anlatmak için bu kara bulutların dağılmasını beklemeyeceğim artık. Biliyorum, zincirlerini kırmış bu zulüm mutlak diz çökecek, halkımın ve onun en yiğit kadın ve erkeklerinin direncinin karşısında. ‘O büyük gün geldiğinde’ kimse aldığı nefesten utanmayacak, kimsenin içtiği su boğazında düğümlenmeyecek. Yaşam yaralanmış, yarım kalmışların verdikleri söze bağlılığın gereği olarak taşıdıkları bir yük olmayacak. Herkesin kelimeleri kanatlanacak, kimse gözünü kaçırmayacak birbirine bakarken, acısını gülüşünün ardında saklamak zorunda kalmayacak. Yitik nesillerin inandığı bu düş gerçek olacak elbet. 

O günlerin mutlak geleceğini biliyorum ama zamanını değil. Acılarımızın düşlerinizi gerçek yaptıkça sağalacağını biliyorum. Bu kavgada payımıza düşeni baş göz üstünde karşılamaya hazır olduğumu da biliyorum. Ama bilinç acıyı yenemiyor bu kez. Susmanın çaresizliğini, çürüten yanını gördüğüm için bu kez sana dair olanları zamanın insafına bırakmayacağım. Dilim döndüğünce anlatacağım. Bunu yapabilmek için senin kendinden emin, ne istediğini bilen hallerine ihtiyaç duyuyorum...


Mütevazi ve otoriter

Daha yeni bir gerilla iken tanımıştım seni. Zorlu bir kış geçirdik birlikte. Eğitim gördüğümüz vadiye yağan araziyi tanınmaz hale getiren kar, en büyük düşmanımızdı. Üzerimize düşen çığ, devrede aşılmaya çalışılan kişilik sorunları. Yeni olmana rağmen hiç tereddüt etmeden, tüm olasılıklara hazırlıklı bir duruşla karşıladın hepsini. Devrede manga komutanlığı görevini almıştın. Mutevazi olduğun kadar otoriter duruşun, karşıdakine yılların tecrübesini taşıyormuşsun hissi veriyordu. Tek acemi yanın arazi beyaza büründüğünden, okula girdiğinde etrafı sadece senin karanlık gördüğünü hesaplayamayışındı. Her gün okula girer ve bir kedi gibi bana sokulur, ‘üşüyorum’ derdin. Sonra herkesin seni gördüğünü fark eder, ciddi bir tavır takınarak yerine geçer, az önceki şefkat isteyen çocuk başkasıymış gibi davranırdın! Neyseki komutanlık karizman daha fazla çizilmeden devre bitti! Sen dağlara gelirken ardında bıraktıklarına bir daha tenezzül edenlerin kavgasından uzak durmayı seçtin. Bunun için en doğru mekanı, YJA STAR’ı seçtin. Doğduğun ve hiç yaşayamadığın memleketine en yakın yerdeydin. Uzun bir aradan sonra Serhat’a giriş yapan kadın gerilla olmanın gururunu yaşadın ve yaşattın. Yıldızlara en yakın yerden seyrettin memleketini, uçsuz bucaksız zozanlarını arşınladın. Terin ve soluğun toprağa karıştı. Soluğuna Serhat rüzgarları değdi. Yalnızlığını dayanılır kılan bu onuru taşımandı. Ve bize geri döndün Nûjin. Savaşta sınanmış bir komutan olarak..


Çok değişmiştin

ve hiç değişmemiştin...

 Ne güzeldi seni bir daha görmek. 13 yıl sonra bir daha karşılaşmak. Bu kez ben acemi, sen usta bir gerilla idin. Zamanın ve mekanın işlemediği bir ayrılıktı bizimkisi. Sanki zaman donmuştu, yüreğin gözlerinin ışıltısının sıcağı ısıttığına göre beni böyle olmalıydı. Çünkü kavuşmak umudu vardı. Unutmamak ve unutulmamanın verdiği haz başkaydı 

Çok değişmiştin ve hiç değişmemiştin. Başlangıçtaki gibiydin. En güzeli de buydu. Çünkü başlangıcın büyüsünü yitirmeyenler tarihe geçer. İnancını, ilkelerini, düşlerini, yaşama sevincini çağın aldatıcılığına kanmadan koruyanlar gerçek devrimcilerdir. Seni 13 yıl aradan sonra böyle gördüm. İlk günkü kadar heyecanlıydın... Savaşın acımasızlığının senden alıp götürmediği  bir incelikle,  birlikte Kuzey yolculuğuna gidecek arkadaşlarının eksikliklerini tamamlamaya çalışıyordun. İlk günkü gibi ilkeliydin... Ne bir minnet duygusu, ne sitem, ne pişmanlıklar, ne öfke. Payına düşeni almış kadar doygun. İlk günkü kadar cesurdun. Vedalaşırken ayrılırken ‘lütfen kendine dikkat et’ dediğimde; ‘ben ölmeye değil devrim yapmaya gidiyorum’ diyerek korkularımı bir anda silivermiştin. İlk günkü kadar güzeldin Nûjin.. Sadeliğin seçkinliğine erenlerin taşıdığı bir asalet, bir güzellikti seninkisi. Kelimelerin, kahkahaların, bakışın, yürüyüşün gerilla yaşamını anlatır gibiydi. Yerinde, zamanında, gerektiği kadar ve bir o kadar ustaca.. 

Hayatımın en güzel yıllarını sana borçluyum, senin gönderdiğin bir selamla örülen eşi bulunmaz yoldaşlığı sana borçluyum. Bizi ortak güzellikler kadar ortak acılar da birleştirdi. Hepsi için sana minnettarım ama gurbetteyim...



829

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA