Bizler rüzgarız, eğilmeyiz

Eğer ‘benim şiirimden Gülü çıkarırlarsa yılımın bir mevsimi ölür şiirimden Sevgiyi çıkarırlarsa iki mevsimim ölür Ekmeği çıkarırlarsa üç mevsimim ölür Özgürlüğü çıkarırlarsa bütün yılım ölür, bende ölürüm’ diyen şairdir, Şêrko Bêkes

07 Ağustos 2017 Pazartesi | Kültür-Sanat


Şêrko Bêkes, “Bir kelebeğin rüyasını gördüm. Ağlamıyorum ve gözüm Diyarbakır’da” diyen, gülün, ekmeğin, devrimin ve mücadelenin şairi 4 Ağustos 2013’te, ardında 41 koca eser bıraktıktan sonra aramızdan ayrıldı. 

2 Mayıs 1940’te Silêmanî’de şair ve edebiyatçı Faîq Bêkes’in çocuğu olarak dünyaya gelir. Babasının siyasi ve edebiyatçı kimliğinden dolayı siyaset ve edebiyatın başat olduğu bir ortamda büyüyen ve büyüdüğü ortamı, “Evimizde çıra ve mum yoktu, şiirle aydınlanıyorduk” sözleriyle tanımlıyordu Şêrko.


Şêrko bir komünist

Babasının ölümünden sonra zorlu bir gençlik dönemi yaşadı ve 15 yaşındayken Komünist Parti’de siyasi faaliyetlere başladı. Ancak onun deyimiyle, edebiyat ve şiir, “Her zaman hem birinci hem de ikinci sırada” geliyordu. “Eğer üç gözüm olsaydı üçüncüsünü de şiire / eğer üç elim olsaydı üçüncüsünü de yine yoksulluğun bedenine / eğer üç kulağım olsaydı, üçüncüsünü de yine müzik ve strana verirdim” diyecek kadar şiire tutkuyla bağlı olan Şêrko, şiiri de salt şiir için ele almadı hiçbir zaman.

Şair bir yandan da siyasi faaliyetlerin içinde oldu. Bêkes, ulusal mücadeleyi hiçbir zaman sadece partilerin işi olarak görmeyip 1964’teki Eylül Devrimi ve 1975’teki Şoreşî Nû’da (Yeni Devrim) bir pêşmerge ve bir basıncı olarak aktif yer aldı. 1965’li yıllarda Balekiyati’deki “Dengê Şoreşê” (Devrimin sesi) radyosundan yükselen “Lêre dengê şoreşê ye” (Burası devrimin sesidir), Şêrko’ya aitti.


Dağ yollarında bir şair

“Tanrının topu”nun düştüğü Kürdistan’ın çocuğu olan Şêrko, 1974’te savaşın yeniden başlamasıyla da yine dağların yolunu tuttu. Ancak 1975’te KDP tarafından alınan “aş betal” (devrime son) kararından sonra Silêmanî’ye döndü ve Irak’ın güneyine sürgün edildi.

Şiirleriyle Saddam’ı bile etkileyen ve Saddam tarafından kendisine verilmek istenen Kaddisiye Ödülü’nü reddeden Şêrko, yine dağların yolunu tutar ve 1986’ya kadar dağda kalır. Ardından İsveç’e giden Şêrko, burada, 1987 yılında Kurt Tuckholsky Ödülü’nü dönemin İsveç başbakanı Ingvar Carlson’ın elinden alır.


Dağ bir stranını kaybetti

Şiirlerinde toplumsal olaylara ve kadın cinayetlerine de bigane kalmayan Şêrko’nun, bir şiirinden şu mısralar dökülüyordu: “Bir şahinin kanadını kırdılar / gökyüzü bir kanat çırpmasını kaybetti / Bir ceylanın gözünü kör ettiler / ovanın hissesinden bir bakış eksildi / bir kekliğin boğazına bir mermi saplandığında / dağ bir stranını (ezgi) kaybetti / bir gülü ezdiklerinde / bülbül bir nefes kaybetti / ama bir kadını öldürdüklerinde / bütün dünyanın hesabından bir sevda eksildi.”


Ve Dersim’in gözeleri

Şêrko, sonraki yıllarda hiç görmediği halde şiirinin dizginlerini Kuzey Kürdistan’a çeviriyordu ve kaleminden şu mısralar yankılanıyordu, Dersim gözelerinde: ”Kuzeye doğru / Gidiyor şiirim / Ateştir ve gidiyor / Hüzündür ve gidiyor / Ta Van üzerinde duruyor ve bükülüyor / Şafağın turuncu penceresi üzerine yağıyor / Ve Dersim’in gözelerinde eriyor. (...)”


O kadın kendini yaktığında

Zekiye Alkan’ın bedenini ateşe vermesinden sonra ise Kürdistan’ın en büyük söz ve eylem ustalarından Şêrko Bêkes’in kalemi, bu kez şu ağıdı yakıyordu: ”Bir ağaç yandığında, onun dumanı / gözü yaşlı bir şiir yazdı, bağa / bir bağ yandığında, onun dumanı / acılı bir hikaye yazdı, dağa / Bir dağ yandığında, onun dumanı / gözü yaşlı bir nesir yazdı, köye / bir köy yandığında, onun dumanı / trajik bir tiyatro yazdı kente / Kentte de bir kadın vardı / Ağaç, dağ, köy ve kentin güzelliğini / Yüreği, gözleri ve endamında saklıyordu / O kadın özgürlük için kendini yaktığında / Onun dumanı / Sonu gelmemiş bir destan yazdı, baştan başa ülkem için.” 


Gül ve Stran

2010 yılında Şirîn Elemhûlî, Ferzad Kemanger, Elî Heyderiyan ve Ferhad Wekîlî, İran İslam Cumhuriyeti’nde idam sehpasına yürürken, Şêrko’nun yüreği ve şiiri onlarla birlikteydi. Ve Şêrko 4 devrimci için yazdığı şiirinde, adeta 1936 yılında İspanya iç savaşında faşistlerce kuşuna dizilmeden önce ”Özgür olmayan insan nedir? / Söyle bana, Mariana / Söyle seni nasıl sevebilirim / Özgür olmazsam? / Sana nasıl kalbimi açabilirim / Bu yürek benim değilse?” diyerek son şiirini okuyan ünlü İspanyol şair Federico Garcia Lorca’ya, şu mısralarla nazire yapıyordu:

”Biz dağız, yer değiştirmeyiz / Biz şiiriz kurumayız / Bizler rüzgarız eğilmeyiz / Bizler doğum sancılarıyız, sonumuz gelmez / Bizler yaşamın kendisiyiz, erimeyiz. Rojhilat’tan Rojava’ya, Yukarı’dan Aşağı’ya / Dar ağaçları bugüne kadar devrimimizden ne eksiltti. İdam sehpaları gözümüzü mü korkuttu? / Dağlarımızı eğebildiler mi? / Pîremegrun’a çöktürebildiler mi? (...) İran idam rejimi hep ihtiyar / Ama bizler her daim genç (...) Bugün Sinê’nin en büyük caddesi Ferzad Kemanger oldu / Bu sabahtan sonra Mahabad’ın en büyük bahçesi Şirin Elemhulî oldu / Bu şafakta doğan tüm çocuklara Ferhad Wekili adı verildi / Bu şafakta Elî Heyderiyan Kirmanşan’ın Taxwestan’ı oldu / Hadi buyurun Sinê’yi darağacına götürün! (...) Bugünden sonra Şirin Elemhuli’nin gözlerinin aşığıyım / Bugün kaç tane şiirim varsa hepsini Şirîn Elemhuli’ye gül ve stran (ezgi) yapıyorum / Bundan sonra ben onun saçının bir teliyim / Bundan sonra ben onun tırnağıyım / Bundan sonra ben onun son defa giyip idama gittiği ayakkabısıyım / Bundan sonra Şirîn Elemhuli’nin geride bıraktığı bileziğim (...)


 ERSİN ÇAKSU/SİLÊMANÎ-ANF


293

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA