3 bin öğrenci rehin

Polisin aldığını iddia ettiği bir ihbar ya da gizli tanık ifadesiyle öğrenciler tutuklanıyor. Gerçekçe hep aynı: ‘Terör örgütüne üye olmak.’ Oysa binlerce öğrenci sadece yürüyüş, basın açıklamasına katıldığı için cezaevinde.

04 Ağustos 2017 Cuma | Dizi


SUNA ALAN / LONDRA

 

Türk cezaevlerinde sadece milletvekilleri, gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, sanatçılar değil binlerce üniversite öğrencisi de trajikomik bahanelerle rehin tutuluyor. OHAL öncesinde de bu aynıydı; OHAL ile daha da kötüleşti. 

 Türk cezaevlerinde binlerce öğrenci tutuklu olarak bulunuyor. İHD ve sivil toplum örgütlerinin verilerine göre sayıları 3 bini aşkın olarak biliniyor, ancak rakam daha yüksek; çünkü bu alanda çalışma yürüten kurumlar tarafından kayıt altına alınamayan öğrenciler de var. Siyasi nedenlerle tutuklanan öğrenciler hakkında trajikomik suçlamalar bulunuyor. Kimisi devrimci liderlerin fotoğrafları ya da ücretsiz eğitim hakkı için pankart taşımak; kimisi müzik gruplarının konser biletlerini satmak; Marx’ın kitaplarını okumak; Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine katılmak gibi suçlamalardan ötürü tutuklu. F tipi cezaevlerinde tutuluyorlar, ceza almadan okuldan uzaklaştırılıyorlar, hüküm giydiklerinde ise tamamen üniversiteden atılıyorlar. OHAL’de cezaevlerindeki öğrencilerin okula kayıt yaptırmaları, sınava girmeleri de KHK ile yasaklandı.

Yirmi yıldır üniversite hocası, cezaevindeki üç öğrencinin vasisi olan öğretim görevlisi İpek Özel ve insan hakları avukatı Margaret Owen ile öğrencilerin tutuklanma gerekçeleri, hak ihlalleri, yapılabilecekler üzerine konuştuk.

 

Tutuklu öğrencilerle diyaloğunuz ilk nasıl başladı. Bu konuda bir aktivist olmanıza yol açan süreci bizimle paylaşır mısınız?

İpek Özel: Yaklaşık dört sene önce bir dergide cezaevindeki öğrencilerin bir kitap kampanyası başlattıklarını okumuştum. Dergiye onlara iletilmek üzere, kendi kitaplığımdan seçtiğim bir koli kitabı yollayıp, üzerine de küçük bir kart koydum. Kartta kısaca ‘bu yolladığım kitapların kütüphanemden olduğu, ben cezaevinde olsam ne okumak isterdim diye düşünerek edebiyat, sanat, biyografi, popüler bilim gibi farklı alanlardan seçildiği’ yazıyordu. Bir süre sonra dergi beni aradı, tutuklu öğrencilerin bana teşekkür etmek üzere adresimi istediğini iletti. Bir süre sonra da öğrencilerden bana bir mektup geldi. Hayatımda aldığım en sevgi dolu mektuplardan birisiydi. Sadece teşekkür etmiyorlar bana bir de bir insanın kütüphanesinde nasıl bu kadar çeşitli kitap olur, siz kaç yaşındasınız, ne iş yapıyorsunuz, bu kitaplarda altını çizdiğiniz bölümleri ne düşünerek çizdiniz gibi kişisel sorular soruyorlardı. Benim bu ilgi, merak ve sevgi dolu soruları cevaplamamla aramızda bir mektuplaşma başladı. İlk temas bu sayede kurulmuş oldu.

Sonrasında bu öğrencilerden bir tanesi (Ufuk) beni önce cezaevi görüşçüsü sonra da vasisi yaptı. Diğer öğrencilerden ikisinin daha vasisi oldum. Onlarla temasım ilerledikçe, onları cezaevinde görmeye başladıktan sonra dosyalarını inceledikçe ve de onlar beni cezaevinde anlatıp da tahliye olan öğrenciler de benimle temas kurmaya başlayınca öğrencilerin maruz kaldığı haksızlığın son derece ileri boyutlarda olduğunu farkettim. 20 yıldır öğretim görevlisi olarak çalışan birsi olarak da hem mesleki hem de insani bir sorumluluk duyup öğrencilerimize nasıl destek olabilirim diye çalışmaya başladım.

 

Tutuklu öğrencilerle ilgili nasıl bir tablo var. Siz bu konuyla ilgili neler yapıyorsunuz? 

İpek Özel: Öncelikle öğrencilerin hiç yargılanmamaları, daha bu genç yaşlarında yok yere yargıyla  karşı karşıya gelmemeleri için başta polis, yargı ve devlet yetkililerini bilinçlendirmeye çalışmak lazım aslında. Ancak ben tek başınayım, bir dernek ya da örgüt değilim yapabildiklerim bu sebeple çok bireysel çabalarımla sınırlı kalıyor. Bir defa etrafımdaki herkese üniversitedeki hocalara, gazetecilere, sıradan ama vicdanlı insanlara, önyargılı, katı kalpli insanlara, ulaşabildiğim herkese gençlerin yargıyla yok yere karşı karşıya kalmasının, onların gelişimi için ne kadar travmatik olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Bu konuda davet alırsam konferanslarda konuşmalar yapıyorum. Öğrenci duruşmalarına gidiyorum ve hâkimlere, heyetlere yargıladıkları kişilerin onların çocuğu yaşındaki, genç öğrenciler olduğunu hatırlatıyorum ve tutuksuz yargılanmaları için çaba göstermelerini rica ediyorum. 

Cezaevindeki vasisi olduğum öğrenciler için cezaevi yöneticileri, kurumda çalışan öğretmen ve psikologlarla konuşuyorum, öğrenciliklerini devam ettirebilmeleri için engellerin kaldırılmasının yollarını arıyorum. Elbette üniversiteleriyle de görüşüyor ve üniversitenin onların sınavlara girmesine engel olmamasını, derslerini uzaktan da olsa takip etmelerine destek vermesini sağlamaya çalışıyorum. Ve elbette onları cezaevinde ziyaret ediyorum, mektuplarına cevap veriyorum, onlara dergi, kitap yolluyorum. Şimdilik yapabildiklerim bunlarla sınırla maalesef. 

Ancak şurası bir gerçek ki ne yaparsak yapalım tutukluluk herkesin hayatında ama özellikle de genç insanların hayatında büyük bir travma. Bunun toplum olarak, üniversiteler olarak, yargı sistemi olarak, devletin yetkili kurumları olarak önüne geçmenin, öğrencilerin özgür bireyler olarak yetişmesine destek vermenin yollarını bulmalıyız. Asıl çabamız da bu olmalı.

 Bir de zaman zaman Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi (TÖDA) ile çalışıyoruz. TÖDA bu alanda çok değerli katkılar yapmış olan bir oluşum. Ağırlıklı olarak öğrencilerden oluşuyor ki bu da güzel bir şey. Ben kendi çalışmışlarımdan onları haberdar etmeye çalışıyorum. Onlar da zaman zaman benden destek istiyorlar.

 

Mevcut durumda Türkiye’de tutuklu yargılanan öğrenci sayısı konusunda bir bilginiz var mı? Öğrencilerin genel olarak tutuklanma gerekçeleri neler oluyor?

İpek Özel: Adalet Bakanlığı tüm girişimlerimize rağmen net bir sayı açıklamaktan kaçınıyor. Benim avukatlardan, medyadan, sosyal mecralardan, TÖDA’dan izleyebildiğim kadarıyla binlerce öğrenci cezaevinde tutuklu ya da hükümlü olarak bulunuyor. Bu sayı çok ama çok fazla bir sayı. Gençler, öğrenciler onların arkadaşları ve de aileleri adına çok ürkütücü.

Genel olarak siyasi sebeplerle tutuklanıyor ve Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında ‘örgüt üyesi olmak, örgüt adına propaganda yapmak ve /ya da örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek’ gibi sebeplerle de hüküm giyiyorlar. Tutuklanmaları polisin aldığını iddia ettiği bir ihbar ya da gizli tanık ifadesiyle ya da tamamen bir yürüyüş, basın açıklaması gibi sokaktaki protestolar esnasında oluyor. Gerçekçe hep aynı ‘terör örgütüne üye olmak, örgüt adına suç işlemek, devletin bölünmez bütünlüğünü bozmak, halkı kine nefrete sevketmek’ gibi klişe sebepler maalesef.

 

Eğitim haklarından mahrum kalıyorlar mı? Mesela sınavlara girmeleri önünde engeller var  mı?

İpek Özel: Maalesef en önemli sorunların başında eğitimden yararlanamamaları geliyor. OHAL öncesinde de bu aynıydı; OHAL ile daha da kötüleşti. Olan şu; tutuklanır tutuklanmaz daha mahkeme başlamadan, suçlu olup olmadıkları bile belli değil iken ilk etapta bir disiplin cezası alıp liseden ya da üniversiteden uzaklaştırılıyorlar. Hüküm giyince de tamamen okuldan atılıyorlar. Cezaevinde tekrar üniversite sınavına girip yeniden üniversite kazanıyorlar. Bu sefer de üniversite, kazanılmış haklarına rağmen sınavlara girmelerine müsaade etmiyor. Bu sefer vasi olan kişinin üniversiteye başvurup senatodan bir karar çıkartması gerekiyor ki bu neredeyse pek çok öğrenci için imkânsız, çünkü başta vasileri bunu yapabilecek eğitimlilikte ya da imkanlarda  kişiler olamayabiliyor. Ayrıca  senatoyu bu kararı almak için ikna etmek çok zor. Senato ikna olup da sınav hakkı tanırsa bu sefer de cezaevi üniversiteye, sınav salonuna naklini yapmakta;  güvenlik gerekçesiyle onlarca zorluk çıkarılıyor. OHAL’de zaten hepten cezaevlerindeki öğrencilerin okula kayıt yaptırmaları, sınava girmeleri KHK ile yasaklandı.

 

Türkiye cezaevlerinde başta Kürt olmak üzere binlerce üniversiteli öğrenci var. Erdoğan, bu politik ve eğitimli gençlerden neden bu çok kadar korkuyor sizce?

Margaret Owen: Genç Kürtlere, Türkiye’nin Kürt nüfusuna, üniversite öğrencilerine, hatta 12 yaşındaki küçük çocuklara saldırmak, onları yıllarca hapsetmek ve hatta mahkemeye çıkmaksızın içerde tutmak soykırımın bir özelliğidir. Erdoğan, gençliği kendi tiranlığına karşı gerçek bir tehdit olarak görüyor, özellikle yıllarca süren ayrımcılığa maruz kalmış ve buna rağmen halen üniversiteye girmeyi başaran en parlak kişileri... İnsanlığa karşı bu aşırı suçlar ile, genç Kürtlerin mesleki dünyada ve siyasette yer alacak nitelik ve eğitime sahip olmasını engellemeyi garantilemeyi ummaktadır. Ve hapishanelerdeki koşullar, Türkiye genelinde o kadar korkunç ki, fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kalıyorlar. 

Bu noktada insanı dehşete düşüren şey ise uluslararası toplumun sessizliğidir. Birleşmiş Milletlerin başta çocuk hakları olmak üzere pek çok sözleşmesinin ihlal edilmesine başta Birleşik Krallık olmak üzere uluslararası toplum sessiz ve kayıtsız kalmaktadır. Devleti bir yana bırakalım bu ülkenin en büyük kurumlarından biri olan Ulusal Öğrenci Birliği (NUS) ne duruş sergiliyor? Cezaevlerine konulan avukatlar, akademisyenler, gazeteciler, sendikacılar, belediye eşbaşkanları ve siyasetçilerin en azından güçlü konumda olan uluslararası sivil toplum örgütlerinin desteklerini arkalarında hissediyorlar ancak öğrencilerin kendilerini BM seviyesinde temsil edecek bir destekleri yok. Bu insanlar o kadar ıvır zıvır sebeplerden ve uydurulmuş hikayelerden dolayı yakalanıp cezaevlerine konuluyor ki, davaları da siyasi sebeplerle açılmış olduğu için çıkarıldıkları mahkemelerden adalet görmelerini beklemek mümkün değil. Tamamen saçma bir durum.

 

Üniversite öğrencilerinin eğitim hakkı cezaevlerine konuldukları için ellerinden alınıyor. Cezaevlerinde bulunan bu öğrencilerin yaşadığı ama çok da gündemleşmeyen dramına dikkat çekmek için uluslararası alanda ne yapılabilir?

Margaret Owen: Öğrencilerin yargılandığı davalara çok az sayıda gözlemci gidiyor. Davalar da genelde ülkenin ücra yerlerinde gerçekleştiriliyor. Yakın zamanda da mahkemeler bu gözlemcilerin duruşmalara girmesini yasaklamaya başladılar. Bu uygulamanın kendisi de uluslararası hukuka aykırıdır. Duruşmaların açık yapılması ve adil görülmesi gerekir.

Buradaki basına yayınlamaları için konuya dair yazı yazdım ama yayınlamadılar. Birleşik Krallıktaki basınımız ne kadar özgür o da tartışma konusu. Washington’da senatörlere Londra’da ise siyasetçilere hitap ettim. İngiltere Dışişleri Bakanlığı ile görüştüm, bağlı olduğum sivil toplum ağı ile milletvekilleri ve partilerin grup başkanlarıyla konuştum.  Genelde bu tür konuşmaları sessizce dinliyorlar. Türkiye ve Suriye’deki Kürtlerin durumunu gündeme getirdiğimde ise rahatsız olduklarını görüyorum. Genel olarak cezaevlerinde bulunanlara özelliklede HDP eşbaşkanlarına çok az destek verildiğini görüyoruz. Siyasi tutuklular kategorisinde değerlendirildiğinde öğrenciler, önem açısından listenin altlarında yeralıyorlar. Kaç tanesinin tutuklu olduğunu bilen insan sayısı çok azdır. Binlerce öğrenci cezaevlerindedir ve onlar için daha fazlasını yapmamız lazım. Bütün öğrencilerin, öğrenci derneklerinin, rektör ve dekanların, kabine ve gölge kabine bakanlarının tepkisini gösterip Türkiye’den bu suçlara BM İnsan Hakları Konseyi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi önünde cevap vermesini talep etmesi lazım. Ancak jeopolitik öncelikler bu girişimleri sürekli tıkamaktadır. 


En uzun tutuklu öğrenci Çomak

Şair İlhan Sami Çomak öğrenciyken gözaltına alındı ve şu anda Türkiye’de siyasi sebeplerle en uzun süre cezaevinde tutulan öğrenci durumunda. Şair Çomak’ın aynı zamanda görüşçüsüsünüz? Onun yaşadığı haksızlığa karşı da ülke içi ve dışında girişimleriniz oldu. Biraz bahseder misiniz?

 İpek Özel: Ben İlhan’ı hakikaten cezaevindeki en eski öğrenci olarak görüyorum. İlk tutuklandığında öğrenciydi, sonra 22 sene yargılandı ve müebbet hapse mahkûm edildi. Evet, bu 22 sene uğradığı onca haksızlık onun yaşamla bağlarını koparmadı, içindeki nezaketi ve sevgiyi öldürmedi hatta onun içindeki şairi dünyaya, insanlığa kazandırdı ancak onun hayatının en güzel yıllarını da çaldı.

İlhan Sami Çomak’ın uğradığı çok büyük bir haksızlık, adaletsizlik ve hukuksuzluktur. Öte yandan ona karşı olan önyargılar da bir o kadar büyük. Ben ve arkadaşlarımız başta yurtiçinde ve de yurtdışında İlhan’ı şair, insan, haksızlığa uğramış ancak asla mazlumu oynamayan onurlu insan kişiliğiyle anlatmaya, tanıtmaya, ona karşı olabilecek önyargıları kırmaya çalışıyoruz. İlhan son derece güçlü, dayanıklı, entelektüel ve ilham verici bir kişilik. İnsanların ondan öğrenecekleri, örnek alacakları çok fazla özelliği var. İlhan’ı evet bir mahpus olarak, ama ondan da öte şiir dünyasına pek çok değerli dize kazandırmış bir ozan, bir filozof olarak da anlatmak istiyoruz.

Ve aynı zamanda da elbette İlhan’ın uğradığı bu adaletsizliği dünyaya anlatıp onun yeniden özgürlüğüne kavuşması için her kesimden insanın desteğini rica ediyoruz. Dünyanın vicdanı olan insanları, hukukçuları, sanatçıları, aslında yüreği, güçlü ilkeleri olan her görüş ve kesimden insanı İlhan’ın özgürlük çığlığına ses vermeye çağırıyoruz.  Ancak bu şekilde İlhan’ın aleyhine olan bu müthiş haksız kararı alan otoritelere, üst mahkemelere sesimizi duyurabiliriz, onun özgürlüğünü er ya da geç kazanmasını sağlayabiliriz.

 

Şair İlhan Sami Çomak’ın İstanbul’daki duruşmasına Birleşik Krallık’tan gözlemci olarak katıldınız. Aynı zamanda onun mektup arkadaşı da oldunuz. Kendisinin yaşadığı hukuksuzluktan biraz bahsedebilir misiniz? Onun davasına uluslarası boyutta duyarlılık yaratabilmek için neler yapmak gerekir?

Margaret Owen: İlhan 20 yaşından bu yana cezaevinde. Ben İlhan’ı manevi torunum olarak görüyorum. Onun cesur ailesi ve arkadaşlarını tanıma şansım oldu. Özgürlüğünü kaybetmiş olmasına dair yaşadıklarını, kalpleri inciten en güzel dizelerle şiire döküyor. Şiirlerinde anılarını, umut ve ideallerini arıyor. Hücresinde başına gelen en küçük şeyi bile dokunaklı, hassas, sezgisel ve ıstırap içeren sözcüklerle ifade ediyor. Geçen ekim ayında mahkeme onu ömür boyu hapse mahkum etti. 51 yaşına gelene kadar cezaevinden çıkamayacak. Hayatında e-mail, cep telefonu facebook, twitter gibi şeyleri hiç tanıma imkanı olmadı. Cezaevinden çıkarsa tamamıyla farklı bir dünyanın içine girecek. Peki neler yapabiliriz? Erkek kardeşim Michael Baron emekli bir avukat olmanın yanısıra bir şair. O da benim gibi insan hakları meseleleriyle yakından ilgileniyor, özellikle de baskı altında olan yazar ve şairlerin durumuyla ilgileniyor. Şu ana kadar 4 şiir kitabı yayınlanmış olan İlhan’ın şiirlerini Birleşik Krallıkta İngilizce’ye çevirtip yayınlamak için uğraşıyor. İlhan’ın bana ve Michael’a yazdığı mektupları da çevirip büyük bir kitap tanıtım toplantısı yapmak istiyoruz.  İlhan soykırım meraklısı bir diktatörün kurbanı olan binlerce isimsiz gencin sembolüdür.



Margaret Owen kimdir?

Demokrasi Yoluyla Barış için Dullar (Widows for Peace through Democracy) kuruluşunun başkanı, insan hakları savunucusu, avukat.


İpek Özel kimdir?

20 yıldır öğretim görevlisi olarak çalışan İpek Özel, şu anda İstanbul Hukuk Fakültesi’nde ders vermektedir. Son beş yıldır cezaevlerinde bulunan tutuklu öğrencilere yönelik çalışmalarda bulunmaktadır.


597

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA