Zîn KOÇER: Bir kitap oku yazarı gerilla olsun…

Dağların bir yamacında doğal koşullar içerisinde yaşamını yürüten ve yeni bir yaşam yaratmak için canlarını feda eden birilerinin olduğunu kendi gözleriyle görmek onları yazmak, onların yazdıklarını ise okumak ne güzel! Zifiri karanlıktaki ışık gibi.

01 Ağustos 2017 Salı | PolitikART

Yaprağın bile zar zor kımıldadığı bu saatlerde gerilla mekanlarının en yüksek tepesinde esen rüzgarın keyfini çıkarıyorum. 

Buralar oldukça serin. Araba sesi yok, telefon yok, facebook derdi hiç yok, derme çatma bir holik’in (çardak) altında üç gerillayla birlikte kitap okuyoruz. Nöbetçi hariç. Doçka tepesinin en uç noktasında bir taşın gölgesine sığınmış Şilan ve Viyan adındaki gerillalar hariç; diğerleri kitaplara gömülmüş…

Aza’nın getirdiği çayla kitap okumaya ara veriyoruz. Hemen herkes okuduğu kitaptan bahsediyor.

Okuduğumuz kitaplar mı merak ettiniz? Söyleyeyim: ‘Dağ Çocuklarının İzleri KARADENİZ’, ‘Dağlar Konuşsun’ ve ‘Ayıntep Üstünde Kızıl Bir Zaman’. Belli herkes okuduğu kitaplardan çok etkilenmiş. Aza’nın üç defa ”soğuyacak çaylar” demesine rağmen kitaplar elden bırakılamadı, konuşmalar dilden düşmedi. En son “tamam heval ben çayları götürüyorum başka zaman içersiniz” demesiyle herkes bardağını kaptı. 


Tekrardan gerilla olma isteği!

Güneşte hafif yanmış gerilla Beritan, çaydan bir yudumunu alır almaz “Yaa bizim arkadaşlar ne güzel yazıyorlar” dedikten sonra Dilan, “Hee ya gerçekten bir gerilla olmama rağmen hala da arkadaşların yazdıklarından etkileniyor, bir kere daha gerilla olmak için can atıyorum” demesiyle kahkaha koptu.

“Samimice söyleyin siz de gerilla arkadaşların Tv’de çıkan görüntülerini her gördüğünüzde tekrar tekrar izlemek isteyenlerden değil misiniz?” Gülüşlerin arasından sızarak bu sözlerini kendinden emin bir şekilde söyleyen Dilan, tek tek diğer arkadaşlarına bakarak onay almak istedi.

Haklıydı gerilla Dilan. Gerillanın dilinden, kaleminden hikaye dinlemek, okumak en azından benim için de öyle ve her birinin hazzı diğerinden daha fazla oluyor. Gerillanın kaleminden dökülen o harfler işte bizi bu yaşama kopmaz bağlarla bağlıyor.  


Zifiri karanlıktaki ışık

Teknoloji çağı tatminsizliğiyle dolu dizgin gönüllü bir esaretle milyonlarca insanı uyuşturmuşken, kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki şu an! Dağların bir yamacında doğal koşullar içerisinde yaşamını yürüten ve yeni bir yaşam yaratmak için canlarını feda eden birilerinin olduğunu kendi gözleriyle görmek onları yazmak, onların yazdıklarını okumak ne güzel! Zifiri karanlıktaki ışık gibi. 


Gerilla mütevazılığı

‘Ayıntab Üstünde Kızıl Bir Zaman’ kitabın yazarı da bir gerilla. Yazarımızın kendine has bir dili var. Gerilla arkadaşlarına ait anıları tarihe not etmiş bir sanatçı ustalığıyla. İnsana, o hikayelerinin içinde roller biçiyor ve okuyucu itirazsız kabul edip saniye saniye hikayenin aktörü gibi dahil oluyor kitaba… Mesela şu da epey etkiledi beni; yazarın kendisi de hikayelerin yolcularından ancak hiç dokunmamış kendi anılarına. Yaralanmış düşman içerisinde kalmış, kurtulmuş hiç bahsini bile etmemiş kendi hikayesinin. Birçok gerillanın kitabında olduğu gibi burada da karakteristik gerilla mütevazılığı ortaya çıkıyor. “Benden önce yoldaşlarım bilinsin, unutulmasın, hep fısıldansın tarihe” diyerek döktürmüş… Bir yerinde “Büyük aşkları başlatan yolculukları ve yolcuları yazmak istedim” demiş, ne güzel demiş, ne güzel yazmış…

***

Bir-iki yudum çayın ardından gözüm ikinci kez nöbetçi olan Şilan’a takıldı. Dolanıyor etrafta. Bir bu yana, bir karşıya bakıyor, tek bakmadığı bir yer var, o da bizim olduğumuz taraf. Ona da Viyan bakıyor. Viyan da biraz büyük bir taşın gölgesine sığınmış, siyah beyaz kefiyesiyle kendisine gölge yapıyor.


Yazarlık gerillaya ne çok yakışıyor

Gerillanın okuduğu diğer kitap ise ‘Dağlar Konuşsun’. Onu da Serbest Kiçî adlı gerilla yazmış. Yazar dağları dile getirmiş adeta. Kitap anıdan çok roman tarzında kaleme alınmış. Gerillanın kaleme aldığı kitaplardan ne zaman yenisini görsem ve bir göz gezdirmeyle bile yazarlığın gerillaya ne kadar yakıştığına tekrar tekrar ikna oluyorum. 

Kitapta ilk gerilla taktiklerinden gerilla kıyafetlerine, cesaret ve kahramanlıklara tanıklık ediliyor. Komutanlığa giden fedailik eşikleri anlatılırken acılara, özlemlere de dokunulmuş. Ve gerillanın kitabında teslimiyetin asla olmadığı net anlatılmış. Anlatmış dağları, gerçekten de ‘Dağlar Konuşsun’ ismine uymuş. Dağları konuşturmuş…


88 günlük yürüyüşü anlatan Karadeniz kitabı

Öbür kitabı mı merak ettiniz: ‘Dağ Çocuklarının İzleri KARADENİZ’ Pertekli Şiyar Dersim isimli gerillaya ait. Gerilla kitaplarını okurken şunu çok net görebilirsiniz ‘kendine has’lık hiçbir zaman yitirilmiyor. Aynı amaca farklı mecralardan akan edebiyatçıları var gerillanın. 

KARADENİZ kitabı; Karadeniz’de gerilla haraketliliğini paralel iki konuda ele oluyor: Celal Başkale (Mahir Koç) ve Muzlum Volkan (Yakup Tokay)’ın adım adım yaşamları…

Karadeniz’in gerillaya açılmasında, Karadeniz’de gerillanın etkinlik kurmasında büyük emekleri olan Celal Başkale’nin azimli mücadelesi…

Ve Muzlum Volkan adında bir gerillanın olağanüstü koşullarda amansız 88 günlük yolculuğunu. Kastamonu’dan Dersim’e süren 88 günlük yürüyüş tek başına nasıl yaşanılır? Gerillada yoldaşlık, yol arkadaşlığı, o yol arkadaşları için irade sınırlarını ne kadar zorlayabilir, inancını nasıl diri tutar ve başarma azmini nasıl kamçılarsın tüm bunları öyle mükemmel anlatmış ki okunası ve mutlaka okunmalı…  


Sanal dünyanın mutluluğu!!!

Sevgili okuyucu; karşıdaki yamaçta veya daha ileride o kocaman dağların arasında yüreği atan ve yeni bir yaşamın mimarı, özgürlük diyarının bekçileri olduğunu unutmadan yaşamalı…

Zira; herkesin eline yapışan küçük bir tenekenin yarattığı sanal dünyanın peşine takılıp gittiği demleri yaşıyoruz veya  yaşatılıyor. İnstagramın, facebook ve de isimlerini bilmediğim bolca programın, sanal beğenilmelerin mutluluğuyla yetinenlerle dolu hayatlar… 

Sevgili okuyucu; Bir kitap oku, gerilla kitabı olsun! O zaman nefes ve yaşamın nelere kadir olacağını duyumsayacaksın… Ve önemli hatırlatma: Bu günlere geldiysek bedelini birileri canlarıyla ödediği içindir. 

***

Holik’in (çardak) altına geri dönersek, çaylar içildikten ve kısa sohbetler yapıldıktan sonra tekrar gerilla kitaplarındaki bize ayrılan hikayelerimize geri döndük… 


287

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA