Rêger AZAD: Zap’ta bir eylem vakti…

İbrahim’in mevzilere vurduğu roket sesi ile başladı eylem. Ardı ardına bütün savunma grubu Koordine Tepesini 5 koldan vuruyordu. Gecenin karanlığı, sessizliği yerini silah seslerine ve mermi izlerine bırakmıştı.

01 Ağustos 2017 Salı | PolitikART

Derin bir vadide ilerlerken yakınlardan mermi sesleri duymuştuk. Yanımdaki gerilla,“Burası Kürdistan dağlarıdır normaldir. Gerillalar bir şeyler deniyor olmalı” diyerek bu sesi hemen tanımlamıştı. 

Havanın kararmasına yakın vakitlerdi. Öğle sıcağının ardından serinleyen havayla savaşın bütün yoğunluğu ile devam ettiği Ertuş dağlarına doğru, (Çukurca sınır hattı) yol arkadaşım gerilla Şoreş ile birlikte yürüyorduk. Şoreş burada yalnız kalmamam için bana yardımcı olan keyifli sohbeti ile de her anı değerli kılan, konuşkan bir gerilla. Yürüdüğümüz patika boyunca; nerede, ne zaman, ne yaşadığını her şeyi anlatır durur. Ben de hep dinlerim, güzel hikayeler çıkınca onları da not alırım. Yürümeye devam ediyorduk ki, birkaç patlama sesi daha gelince gerillaların ne yaptıklarını merak ederek; “Bir bakalım mı, neler oluyor, hem de geceyi de orada geçirmiş oluruz” deyip seslerin geldiği patikaya doğru yol aldık.

Gerilla kampına vardığımızda bir taraftan silahlarını, bir taraftan raxlarını hazırlayan bir taraftan da grup halinde tartışan gerillalar vardı. Cephaneler, hazırlanmak üzere boşaltılan çantalar ve nişan ayarları yapılan silahlar. Her halinden belliydi ki gerillalar bir eylem hazırlığındaydılar. 


Silah ustaları...

Bizi ilk karşılayan Gerilla Bahoz’du. Zayıf ve uzun boylu. Bu esmer gerilla bizi görünce “Kaç gündür, ne eksik diye düşünüyorduk, basıncımız eksikti. Şimdi tamamlandı” dedi. Bizi samimi bir şekilde selamladıktan sonra diğer gerillalar ile tanıştırıp, birer bardak soğuk su ikram etti. Bahoz; Colemêrg’in Sümbül Dağı köylerindenken, devletin baskısı karşısında dağlara, gerillaya katılmış. 4 yıldır dağlarda. Oldukça deneyim sahibi olduğu konuşmalarından, hal ve hareketlerinden anlaşılıyordu. “Gördüğün gibi hazırlık içerisindeyiz. Sürece etkili katılım sağlamak gerekiyor. Bir eylem düzenleyeceğiz, gelmeniz iyi oldu” diyerek memnuniyetini ifade ediyordu. 

İlk defa bir eylem hazırlığında olan gerilla grubunu görmüştüm. Hazırlıkların ne kadar titizlikle, özenle yapıldığını, burada çok daha net bir şekilde görebiliyordum. Silahını temizleyen bir gerilla oldukça dikkatimi çekmişti. Silahını kavrayışı, temizleme yönteminde ki ustalığı bu silaha ne kadar da hakim olduğunu gösteriyordu. Ona baktığımı fark etmiş olacak ki bir anda bana bakarak “Bak işte, dağlar da olmak böyledir. Bir yer belirlersin, oraya gideceğim dersin yola koyulduktan sonra artık gideceğin yeri; o yol belirler. Sen de böyle bir yere, bir eylem grubuna geleceğini hiç tahmin etmemişsindir değil mi?” dedi. Evet, dedim, “tahmin etmezdim ama alıştım artık.” Gülerek “iyi” dedi. Kimdi bu gerilla ve neden böyle bir giriş yapmıştı konuşmasına? Sonradan tanıdığım bu gerilla 7 yılını sadece Zap dağlarında geçirmiş, neredeyse Zap dağlarının yaşayan tanıklarından biriydi. 

Gerilla Agid daha küçük yaşlarda gerillaya katılmış. Kısa sürede büyük gelişmeler göstermiş, şimdi genç yaşına rağmen gerillada birlik komutanı. Birliğinde yer alan gerillalar ile birlikte hazırlıkları tartışmaya koyulduğunda ben de uzaktan dikkatle onları izliyor, hal ve hareketlerinden ne kadar da heyecanlı olduklarını anlayabiliyordum.


Serhildan’ın eylemleri

Karanlık çökmüştü artık. Akşam yemeklerimizi yemiş, közün üzerinde hala sıcaklığını koruyan kara çaydanda sıcak çaylarımızı yudumluyorduk. Akşam kalmamız için bize ayrılan boş bir çadıra geçtik. 3 kişilik bu çadırda Şoreş ve önceden tanıdığım gerilla Serhildan’la kaldık. 

Serhildan gerillaya katılalı çok uzun zaman olmamış, dağa ilk geldiği günlerden tanıdığım genç bir gerilla. Amed’de, bir maden ocağı işçisiyken emeğin sömürüsünü kabul etmemiş ve çözümü gerilla saflarında bulup dağlara gelmiş. Şimdi aldığı eğitimlerden sonra uzman sabotajcı. Bu eyleme katılmasının nedeni eylem alanını iyi biliyor olması. Bundan öncede Çukurca sınır hattında bulunan Türk asker birliklerine yönelik sabotaj eylemlerinde bulunmuş. Bir kaç etkili eylemde yer edinmiş. Ş. Zeki tepesini bize anlatıyordu. Orada asker mevziisine nasıl fark edilmeden tuzak yerleştirdiğini ve bu mayını nasıl patlattığını anlatıyordu. Dağa ilk geldiği günlerde, henüz çok daha acemiyken tanıdığım Serhildan; şimdi yıllardır dağdaymış gibi yaptığı eylemleri anlatıyor. Ne kadar da hızlı geliştiğini kanıtlıyordu. 

Dağ böyle bir şey. Çok kısa zamanda normalden çok daha fazla gelişir ve olgunlaşırsın, bunu birçok gerillada fark edebilmiştim. Dağın, savaşın, mücadelenin yaşamın zorluklarında pişmek; normalden çok daha hızlı geliştiriyordu insanı. Etrafımda ki bu dağ insanları, yaşamın ne kadar önemli ve savaşmaya değer olduğunu kanıtlıyordu. Serhildan’ın yaşam maceralarını dinlerken günün yorgunluğundan kaynaklı olsa, bir anda kendimden geçmiş ve uyuya kalmıştım. Sabah, rojbaş ile uyandığımızda ise Serhildan durumu fark ettiğini, ama bozuntuya vermediğini söyleyerek biraz da utandırmıştı beni. 


 Kadın savaşçılar...

Kampın yakınlarından akan serin suda bir avuç su yüzümüze çalarken, bu subaşında, iki kadın gerilla ile karşılaştım. Beritan ve Vejin. Eylem grubunun kadın gerillaları. Gerillada birçok alanı gezebildiğim için tanıdıkları arkadaşlarından bir kaçının ismini sorarak söze başladı Vejin. Tanıdık arkadaşları sorarak, beni soru yağmuruna tutmuştu. Sorduğu gerillalardan sadece birini tanıyordum. Onu da söylemekten çekindim. Ben bunun tereddüdünü yaşarken, Beritan araya girip Vejin’e “Heval sabah sabah ne kadar da çok soru sordun, nerden tanısın, binlerce arkadaş var. O kadar isimi akılda tutmak kolay mı” demiş, beni de bu zor ikilemden kurtarmıştı.

 Beritan Avrupa’dayken yaşamın özünü bulma arayışlarına girer ve bu yol onu Kürdistan dağlarına kadar getirir. Şimdi uzun zamandır gerilla. O kadar çok uyum sağlayabilmiş ki gerillaya hiçbir Avrupa yaşam alışkanlığı, tarzı göremezsin onda. O da kadın gerillaların birlik komutanıydı. Kahvaltımızı yaptıktan sonra eylem düzenlemelerinin ve planlamasının alınması üzere bütün gerillalar bir araya gelmiş büyük bir heyecanla bu eylemde nerede hangi rolde olacağının heyacanı içerisindeydiler. Kimi gerillalarda biraz kaygı hissedebiliyordum. Sorduğumda öğreniyorum, o gerillalar eylem düzenlemesi içerisine alınmamışlar. Bu eyleme katılım için herkesin çok istekli olduğunu görebiliyordum. 


Mütevazi Komutan: Ali Piling

Toplantı başladı. Toplantıyı bir ömür bu dağlarda yaşamış, savaşmış, her türlü zorluk içerisinde bugüne gelmiş, Komutan Ali Piling yapıyordu. Onun sade, içten, açık ve net, mütevazı duruşu bütün gerillalara moral ve güç veriyordu. Toplantıda neden savaşılması gerektiği ile başlamıştı konuşmasına: “Zap dağlarındayız. Bu dağlar tarihi boyunca büyük direnişlere şahitlik etti. Büyük savaşımlar, kahramanlıklar yazıldı dünden bugüne bizlere kalan görkemli bir direniş, mücadele mirasıdır. Bugünde burada büyük bir eylemin hazırlıklarının son aşamasındayız. Düşman çok da uzağımızda değil. Her gün uçakları, tankları ve toplarıyla dağlarımızı vuruyor, Kürdistan coğrafyasını yakıp yıkıyor. Halkımıza yönelik sürekli bir saldırı ve her fırsatında katliam, yıkım, soykırım içerisinde. Bizlerin, Kürdistan özgürlük gerillalarının; bütün bu saldırılara cevapsız olmadığını göstermek en temel devrimci sorumluluğumuz ve varlık nedenimizdir. Zap’ın Ertuş dağlarında, Koordine Tepesinde onlara en ağır darbeyi vuracak, yaşamın her anını onlara çekilmez kılacağız. Nasıl ki uçakları ile yoldaşlarımızı vurdularsa, bizler de onlara en ağır şekilde karşılık vereceğiz. Herkes kendini en zor koşullara göre hazırlamalı. Yılın büyük eylemlerinin ilk adımını atacağız...” 

Gerilla komutanı Ali Piling konuşmasına devam ederken, herkesin bir anını bile kaçırmamak için büyük bir heyacanla, dikkatle onu dinlediğini, her kelimesinden güç ve moral aldıklarını görebiliyordum. 


Seyid’in ısrarı

Eylem planlamasına geçilirken keşif grubu bir kaç önemli ayrıntıyı belirtmek için eylem alanının keşif görüntülerini izletiyor, yorumlar yapıyorlardı. Ardından düzenlemelere geçilmiş bazı gerillalar eylemde saldırı grubuna, bazıları takviye, bazıları savunma, bazıları da doktor yardımcısı ve kamera çekimi için düzenlenmişti. Burada en çok dikkatimi çeken Seyid idi. Seyid’in katıldığı ilk eylemdi bu. Arkadaşları ilk eylemi olduğu için saldırı grubunda olmaması gerektiğini söylerken o ısrarla buna hazır olduğunu, eğitimlerde de bu konuda başarılı olduğunu belirterek, saldırı grubuna dahil olmaya çalışıyordu. Araziyi iyi tanıdığını çok faydalı olabileceğini dayatıyordu. Kim ne yaptıysa da Seyid’i kararından vazgeçirememişti. Ortak kararın saldırı grubunun takviye ekibinde yer alması olarak çıkmasına rağmen bunu ilk başta kabul etmemiş ama sonradan ikna olmuştu. 


Yol uzun, çanta ağır...

Düzenlemelerinin son bulması ile birlikte gruplar yavaş yavaş yola koyulmaya başlamışlardı. Çantasına roketleri sığdırmaya çalışan bir gerillanın çantanın ağırlığını önemsememesi çantanın her boş kalan yerine de roketleri sığdırmaya çalışması herkesin dikkatini çekmişti. Arkadaşları; “Yeter İbrahim bu kadar roketi nasıl kaldıracaksın, yolumuz uzun, çok yorma kendini” söylemlerine rağmen; İbrahim ısrarla “Bu mevziiler için, bu helikopter için, bu tank için diyerek” roketlerin hiçbirinin fazla olmadığını, gerekli olduğunu söylüyordu. 

İbrahim her eylemde roketatar silahı kullanan, hedefi hiç şaşmayan uzman roketçiydi. Gerillaların İbrahim hakkındaki sohbetlerinden duymuştum bunları. Onun her rokete ayrı hedefler, roller belirlemesi uzman yönünü de ifade ediyordu aslında. Onunla bir röportaj yapmak istemiştim ama şimdi geç kaldığını eylemden sonra sana daha iyi olacağını söyleyip, ağır çantasını da sırtlayarak düşmüştü o da, eylem grubunun peşine.


Eylem zamanı

Eylem vakti yaklaştığında biz uzaklarda yüksek bir tepenin zirvesinden olacakları izlemeye koyulmuştuk. İbrahim’in mevziilere vurduğu roket sesi ile başladı eylem. Ardı ardına bütün savunma grubu Koordine Tepesini 5 koldan vuruyordu. Gecenin karanlığı, sessizliği yerini silah seslerine ve mermi izlerine bırakmıştı. Çok uzaktan bile bu tepenin çok yoğun ateş altında olduğu anlaşılabiliyordu. Saldırı grubu tepeye girince savunma grubu durmuş saldırının ilerlemesi için ara ara uzaktan destek atışları yapıyordu. O an tepede olan bitenleri merak etmemek elde değildi. 

Türk askerleri eylemin başlamasıyla birlikte şok olmuş olacaklar ki, eylem grubunun ilk birkaç mevziiyi düşürmesi ardından karşılık verebilmişlerdi. Tepeden rastgele etrafa saçılan, mermi izlerinden anlayabiliyorduk askerlerin karşılık vermeye başladıklarını. Tepede gittikçe büyüyen bir ateş etrafını aydınlatmış dikkatleri üzerine çekmişti. Telsiz seslerinden bir konteynirin ateşe verildiğini anlamıştık. Ardından ateşi Seyid’in yaktığı söyleyen başka bir gerilla; hiç durmadan defalarca telsizden Seyid’i çağırıyordu. Seyid eylemin başlamasıyla takviye grubundan ayrılmış, düşürdüğü ilk mevziinin ardından, bulduğu ilk konteynırı ateşe vermişti. Aslında Seyid’in böyle bir şey yapacağı önceden anlaşılabilirdi. Eyleme gitmeden önce arkadaşlarına tepeyi yakacağını söylemişti. Arkadaşları ise espiriyle geçiştirmişti Seyid’in bu sözlerini. Seyid dediğini yapmış tepede büyük bir direniş ateşi yakmıştı. 


Kobra eylem alanını terk ediyordu

Koordine Tepesinin etrafı gerillalar tarafından kuşatılmış tepe adeta hedef tahtasına dönmüştü. Roket atışları, taramalı otomatik silahlar, uçaksavar mermilerinin gür sesi dur durak bilmiyordu. Ardından askerlere destek amaçlı Kobra tipi helikopterlerin sesi gelmeye başladı. Alana giren helikopter çok geçmeden gerilla namlularını üzerine çekmişti. Telsizden “Yılmaz kobrayı vur” diye ardı ardına çağrılar yapılıyordu. Yılmaz bu duruma karşılık vermiş olacak ki Kobra ani hareketlerle hedefe girmemeye çalışıyordu. Bu durumda aklıma ilk gelen İbrahim’di. Bir roketini de helikopter için götürmüştü. İbrahim’in bu roketi bunca yol taşıdıktan sonra, emeğinin karşılığı olarak helikopteri görmesine sevincini ve soğuk kanlılığını da koruyarak roketini hazırlandığı ve hedefine odaklandığı gözlerimin önünde canlanmıştı adeta. Herkes İbrahim’in bu helikopteri vurmasını bekliyordu. Bir an büyük bir suskunluk kapladı her yeri. Sadece, hızlı hareket etmeye çalışan helikopter sesini alabiliyorduk. Mermi seslerinin durması herkesin İbrahim’i bekliyor olduğunu ifade ediyordu. Suskunluğun ortasında bir roket sesi... İbrahim roketini fırlatmıştı. Kobra bu durumu fark etmiş olacak ki roket daha atılmadan bir an öncesinde alandan uzaklaşmıştı. O gün o eylemde, tepede; büyük yıkım, tahribat oluşmuştu. 


Hikayenin, üç ismi... 

Eylemin sonlarına doğru gelirken telsizden hala Seyid çağrılıyordu. Tepedeki bazı mevziiler düşürüldükten sonra artık geri çekilme zamanı gelmişti. Bütün gerillalara geri çekilme anonsu yapıldığında İbrahim roketlerini bitirmiş bir grupla mevzii mevzii ilerlemekteydi. Biz bütün olan biteni uzaktan görebildiğimiz ve telsizden duyabildiğimiz kadarıyla takip ediyorduk. Hemen hemen bütün gruplar tepeden çekilmiş geride İbrahim, Seyid ve Beritan kalmıştı. Seyid; yaktığı konteynırda arkasına bile bakmadan mevziilere ilerlemiş, düşürdüğü bir mevzide son nefesine kadar savaşmıştı. İbrahim; roketleri bitince Seyid’e doğru gidip onun cansız bedenini çıkarmak isterken düşmüştü toprağa. 


Beritan’ın direnişi…

Beritan ise; eylemin kadın grubunu başarılı bir şekilde, eylemin içinde koordine etmiş, grubunun hepsinin geri çekilmesinden emin olana dek tepede savaşmıştı. Beritan da bu eylemde son mermisine kadar savaşanlardandı. Beritan’ın hikayesini Mervan anlatmıştı bize. O gece geri çekilmede hava saldırısı gerçekleşmiş ve Beritan bu saldırıda bir bacağını kaybetmişti. Yoldaşlarına engel olmamak, onları yavaşlatmamak için kimseye bir şey dememiş, olduğu yerde oturmuş ve beklemişti. Mervan; Beritan’ın gelmediğini farkedince, henüz çok daha yakınken onu bulmaya gitmiş ve Beritan’ın oturmuş beklemekte olduğunu görmüştü. Ne olduğunu sorunca da büyük bir soğuk kanlılıkla Beritan; “Ben bacağımı kaybettim yeterince de kan kaybı var sizi yavaşlatmak istemiyorum. El bombanı ver bana ve git” demiş. Mervan o an Beritan’ın bu soğukkanlılığından çok etkilenmiş ve onu orada bırakmayacağını söyleyerek sırtlayıp o yüksek Koordine Tepesinin yamacından vadiye kadar ilerlemişti. Beritan, ilk saatler çok kan kaybetmiş olacak ki sürekli üşüdüğünü söylüyor ve Mervan’a kendisini bırakmasını, gitmesini istiyordu. Mervan ise asla onu bırakmayacağını, iyileşeceğini söyleyerek, telsizden doktorun gelmesini söylemişti o gün. Çok yoğun savaş uçağı bombardımanları içinde Doktor; sadece Beritan’a ulaşma düşüncesiyle yürümüştü, ta uzakta ki o vadiye kadar. Oraya vardığında ise Beritan çoktan gözlerini kapatmıştı artık. 

Beritan, Seyid ve İbrahim bu direnişin başrolleri olarak tarihe geçtiler. Hiç bir zaman unutamayacak kahramanlık örneği oldular. Seyid’in saldırıda ki ısrarı, İbrahim’in roketlerinin bitmesiyle mevziilere girmesi, Beritan’ın ise grubunu sağlam bir şekilde çıkarıp adeta kendini yoldaşlarına siper etmesi... O günden sonra nereye, hangi gerilla birliğine gitsem, bu hikayenin 3 isminden bahsediliyordu. 

 Seyid, İbrahim, Beritan...


284

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA