Şiyar BİNGÖL : Bu dağlarda bir ekoldür Serbest Kiçî

Bu dağlarda hemen herkesin tanıdığı ve bildiği bir isim. Evet, hemen herkesin tanıdığıdır Şehit Serbest. Çoğumuz dolaylı olarak tanır ve de biliriz O’nu. Doğrudan tanıyanlarımızsa “renkli” kişiliğinin, belki de “renkli” olmak zorunda kalmış kişiliğinin vurgularıyla daha bir tanırız.

01 Ağustos 2017 Salı | PolitikART

Mariana çukurundan Everest’e tırmanışın hikayesidir devrim!


Yaşarken hepimiz paylaşımlarımızda doğal bir son olarak bizi bekleyen şehadet sonrasına ilişkin bir şeyler belirtmişizdir. Ve çoğunluğumuzun devrimci sadeliğin bir ifadesi olarak belirttiği ‘Beni olduğu gibi anlatın’ tutumunu, istemini Serbest’ê Kiçî, devrimci yaşamıyla dayatan biri oldu. 

Onun yaşamı, olduğu gibi anlatılmazsa yarım kalacak ve yarım anlaşılacak biri. Zaten çoğunlukla şikayet ederek anlaşılmadığını- anlaşılamadığını söylerdi ama gerçekten çoğunlukla anlaşılmaz biriydi de. Ne yazık ki şehadetinin anlaşılması bile 4 ayı aldı. O nedenle Serbest Kiçî’yi anlaşılmazlığında anlamak- anlamaya çalışmak en doğrusu. Belki de anlaşılmazlığını anlaşılır kılan son sözü ve eylemi olarak şehadetiyle anlattıklarını tamamlamaya çalışacağız bu anlatımla.

 Bu tip yazılarda, anlatılmazlığın zorluğuna sığınılan bir kolaylık vardır hep. O kolaylığa girmeyeceğim. Böyle bir yazıya sığdıramazsak da anlatabileceklerimizi, Serbest Kiçî’yi anlatabilecek kadar tanıyor ve anlatılabileceğini biliyoruz. 

Yanlış olmayan ve daha fazlasını hak eden her şehidin ardından her zaman yapılagelen klasik övgüler dizmeyeceğim Serbest Kiçî’ye. Hak edilmiş salt güzellemeler de olmayacak ona ilişkin anlatımlarımız. Ama her şehit gibi tüm bunları da hak eden fakat sancılı ve zorlu bir yaratımın gerçekçi hikayesi olarak onu ama olduğu gibi onu anlatmaya çalışacağım. 


Delilik kabulüdür!

Gerçeğimizde, tahrip edilmiş sömürge insanının kendini yaratma sancısıdır devrim. Ve böyleyse devrim, Serbest Kiçî (Salih Gezer) devrimi en yoğun şekliyle yaşayanlarımızdandı. 

O sancıyı hep ve en derin şekliyle yaşadı. Her birimizde küllenmiş fakat bitirilememiş insanlığını kazanmaya yönelik o büyük ve dayanılmaz özlemin yakıcılığı ve Botan insanın direngenliği ile bu sancıyı güçlü bir yaratımın doğumuna da dönüştürebildi. 

Sömürgecilik, nasıl ki dondurulmuş toplumsal diyalektikse; devrim de canlı kılınmayla sınırlı kalmayan, bir yönüyle kışkırtılan toplumsal diyalektik demektir. Ve kışkırtılmış toplumsal diyalektik, her devrimcinin aynı zamanda dinamizmini de oluşturur. Bu dinamizmdir ki statik olan ve “akıl” ile ödüllendirilen her şeye meydan okuyan bir delilikle mahkum edilir. Delilik, kabulüdür o yüzden her devrimcinin. Yoksa nasıl açıklanabilir cümle dünyaya meydan okuyuş ve meydan okurken yaşanan o büyük coşku. Serbest Kiçî’nin hikayesi de ismi konulan bir delilik hikayesi ile başlar. Delilik devrimciliktendir ama Serbest Kiçî’nin deliliği devrimciliğe bile fazla gelir çoğunlukla. Ve deliliği hiç bitmez. Dedik ya deliliği yani devrimciliği ilk günden tescillenir. Beraber katıldığı arkadaşları fazlasıyla “akıllı” olduklarından daha ilk günlerden kaçmaya başlarlar. Arkadaşlar, Serbest Kiçî’nin de kaçmasını beklerler ama beklenen gerçekleşmez. Arkadaşlar kendilerinden bilirler ve hemen tespiti koyarlar “bu deli” diye. Sonraki 22 yıl bunun tescillendiği, her şekliyle sağlamasının yapıldığı zorlu ama bir o kadar da gururla yaşanan yıllardır. 


Coşkunun en belirgin ifadesi

Bu dağlarda hemen herkesin tanıdığı ve bildiği bir isim. Evet, hemen herkesin tanıdığıdır Şehit Serbest. Çoğumuz dolaylı olarak tanır ve biliriz O’nu. Doğrudan tanıyanlarımızsa “renkli” kişiliğinin, belki de “renkli” olmak zorunda kalmış kişiliğinin vurgularıyla daha bir tanırız. “Daha bir tanırız”dan kasıt, hepimizin onun o uzun ve gerçekten renkli gerilla yaşamına ilişkin bildiklerimizin zenginliğinedir. Bu yönüyle bu dağlarda bir ekoldür Serbest Kiçî. En başta gerillalığın gizemli romantizminin doruğunun tüm zorluklarıyla yaşandığı o ilk yılları günümüze taşıyan, taşımakla yetinmeyen, bunu ilk günkü tazeliği ile yaşayan bir gerilla hafızası ve ruhudur. 

Beraber yaşayanların çok iyi bildiği basit, belki de günlük yaşamımızdaki ufacık bir nüans, Serbest Kiçî’nin bu coşkusunun en belirgin ifadesidir. 

22 yıllık gerilla yaşamı, aynı yılları paylaşmış birçoklarını bu yaşamdan kopartan bir bıkkınlığa dönüşürken, Serbest Kiçî’de gerillalık tercih edilmiş bir yaşam ve kültür olarak günlük bir tazelik ve o tazeliğin coşkusudur. Serbest Kiçî’nin klam söylemeden ve kendisinden önce uyananın olduğu tek bir sabahı olmamıştır. Bu yönüyle o dağa henüz gelmiş ve dağın gizemini doyasıya yaşamaya çalışan -yeni denmesinde bile bir eskilik taşıyacağından- ilk gün gerillasıdır. Gerilla coşkusu açısından 22 yıla sığdırılmış bir günlük gerilladır o. 


Zorluklarla kutsanan HEVAL’liğimiz

Uzun yıllara sığdırılmış gerilla yaşamına kendinden eklediği özgün renkliliğin getirdiği biraz da sansasyonel tanınmış olma durumu her şeyi tartışırken aynı oranda da yol açar. Her şeyi tartışan ve her yönüyle tartışılmanın açmazıdır anlaşılmaz olmak. Ve bu açmaz yakasını bırakmaz Serbest’in. Tatsız bir olaydan dolayı kökten yitirdiğini sandığı ancak kısmen ve belirli bir dönem yitirdiği resmi siyasal geleceğinin boşluğunu, gerillalığın fiili gerçeğine sarılarak ve onu günlük yaşayarak doldurmaya çalışır. Neredeyse tüm bir geçmişi olan gerillalık geleceğinin de adı olur. Serbest Kiçî’de birçok imkansızlığın pençesinde kıvrıla kıvrıla ama gerillalığa olan sevdasından katlandığı bu zorlanmaya son vererek 1 Haziran hamlesini karşıladığı Mahsum Korkmaz Askeri Akademisi süreciyle bunun yoğunluğuna girer. 15 Ağustos’tan kısa bir süre önce katıldığı ve gerçek anlamda bir doğum olan gerillalığa ikinci bir hamle olarak 1 Haziran’la yeniden doğar. Öznesinin Serbest Kiçî olduğu bu farklı zamanların doğumunda mekan tektir; Botan’dır.

Dondurulmuş toplumsal diyalektik temeli üzerinde yükselen sömürgeciliğin mahkum ettiği, dondurulmuş düşünsel dünyaların kurbanıyız çoğumuz. Sömürge toplumu ve böyle bir toplumun üyelerinin yaşadığı düşünsel fukaralıkların, yani cehaletin mahkumu kılınmış kurbanlarıyız. Ve devrim, mahkumu edildiğimiz kurbanlıktan kurtulmanın, kendimizi her yönüyle ama en çok da düşünsel olarak yaratmanın yolu. Devrim, "Mariana çukurundan Everest’e tırmanışın hikayesidir" her birimiz için. Bu zorlu tırmanışlarda tanıdık birbirimizi. Bu tanışmalarda yarattık birbirimize yönelik tüm dillerdeki en güzel hitabı. “HEVAL”, dedik tırmanışçılar olarak birbirimize. HEVAL’liğimizle kutsadık bu zorlu yolculukta birbirimizi. Parçalanmış toplumsallığımızda bitirilmiş benliğimizin yaratımıydı HEVAL. 

Ve HEVAL, bu toplumsal yaratımın tüm manevi gücünün yoğunluğunda çoğunlukla birbirimize dilediğimiz başarı dileği ve bazen de esirgediğimiz dünyanın en korkunç cezası. Böyle bir cezanın korkunçluğunu hisseden yürek, daha fazla sarılır HEVAL’liğe, HEVAL olmaya. HEVAL var oluşsal bir ısrar, bir inattır artık. Ya HEVAL olup kendini yaratacaksın ya da HEVAL’likle birlikte kendini de yokluğa mahkum edeceksin. Bundandır ki HEVAL olmak- olabilmek aynı zamanda büyük bir kavgayı da gerektirir. O büyük kavgada yaratırsın en büyük uyumları ve uyumların en güzeli, en büyüğü olan HEVAL’liği. Serbest Kiçî işte böylesi bir HEVAL olma inadının, bu inadın büyük kavgasının sahibi ve sonunda HEVAL olmayı başarmış ve hak etmiş bir yaşamın sahibi.

HOŞGELDİN VE HOŞÇA KAL HEVAL SERBEST!


147

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA