Bağnaz demokrasiler

Erdoğan, İslam’ın insan haklarından önce geldiğine, Orban “Hıristiyan medeniyetine,” Putin “Rus maneviyatına,” Maduro ise “Bolivarcı devrime” inanıyor.

31 Temmuz 2017 Pazartesi | Dizi

Branko Milanovic


“Bağnaz demokrasi” kavramını sanırım ilk kez Ferit Zekeriya kullandı. Yeni nesil Doğu Avrupalı reformcuların sabık poster çocuğu olan ama daha sonra kendine yeni bir sayfa açan Macaristan Başbakanı Viktor Orban tarafından onur nişanı olarak kullanıldı. Daha güncel olarak ise bu kavram, Türkiye’de Erdoğan’ın ya da Rusya’da Putin’inki gibi rejimleri adlandırmak ve açıklamak için popülerlik kazanmış durumda. Venezuella da aynı kategoriye sokulabilir belki.

“Bağnaz demokrasiden” kasıt, serbest seçimler, az çok özgür veya en azından farklı görüşlere yer veren bir medya, toplanma özgürlüğü vb. olması anlamında demokratik olduğu ama rejimin bağnaz “değerler” benimsediği. Erdoğan, İslam’ın insan haklarından önce geldiğine, Orban “Hıristiyan medeniyetine,” Putin “Rus maneviyatına,” Maduro ise “Bolivarcı devrime” inanıyor. 

“Bağnaz” aynı zamanda, sistemin, “devredilemez” belirli hakların seçimle geri alınabilmesi anlamında, çoğunlukçu olmasını ifade ediyor. En uç durumlarda çoğunluk azınlığın belirli haklarını (örneğin ifade özgürlüğü) tanımayabiliyor.


Ganimet paylaşımı

Bu tanım bence bu rejimlerin “değer” kısmını abartıyor. Bu yeni tür yarı/sözde demokratik rejimlerin temel veya arzu edilen amacı, yalnızca tek bir partinin kazanabileceği bir çok-particilik. Rusya, görünürde bir demokrasinin, çok partinin vb. olduğu ama oyunun kurallarının yalnızca bir partinin kazanmasına izin verdiği ve diğerlerinin uysallıklarına ve “iktidar partisine” yakınlıklarına göre ancak ganimet paylaşımına katılmalarına müsaade edildiği bir “seçim mühendisliği” yolunda epey mesafe kat etmiş durumda.

Bu rejimlerin en kritik özelliği esasında “ganimet paylaşımı.” Bazı yorumcuların inandığı gibi ortak özellikleri Batılı liberal değerlerin antitezi olan “değerler” değil. Bundan ziyade, bu farklı değerler, iktidar partisinin gerçek amacı doğrudan (kamu bütçesinden veya devlet işletmeleri üzerinden) ya da dolaylı olarak (özel sektördeki yolsuzluk üzerinden veya parasını verene göre çıkarılan yasalar ve mevzuatlarla) çalabilmek için devleti kontrol etmek olmasına rağmen, seçmenlerde gerçekten de “milli,” “yerli,” “kozmopolit olmayan” farklı bir programa oy verdikleri hissi uyandırmak için uydurulmuş değerler.


Organize hırsızlık

Dolayısıyla iktidar partisinin varoluşu özünde organize hırsızlık; ayakta kalmak ve zenginleşmek için belirli “değerleri” savunuyormuş gibi görünmesi ve en önemlisi de destekçilerine mali faydalar sağlamaya devam edebilmesi gerekiyor. Bu nedenle sistem tamamen patronaja dayanıyor. Mobutu’nun Zaire’sine benzer şekilde işliyor (Michala Wrong’un “In the Footsteps of Mr. Kurtz: Living on the Brink of Disaster in Mobutu’s Congo” kitabında çok iyi anlatılıyor). Tepedeki adamlar (Erdoğan ve oğlu; Putin, Rotenberg ve diğer oligarklar), tıpkı Mobutu gibi, pastadan en büyük payı alıyorlar ama her şeyden önce, paranın çeşitli fraksiyonlar arasında bölüştürülmesinde hakem vazifesi görüyorlar. 

Wrong’un Zaire ile ilgili kitabını okuduğunuzda, Mobutu’nun piramidin tepesinde olduğunu görüyorsunuz ama başıboş bir diktatör değildi. İktidarda kalabilmek için para peşinde birbiriyle yarışan çeşitli gruplardan aldığı desteği korumak zorundaydı. Putin de iktidarını bu şekilde sürdürüyor: Stalin tarzı bir diktatör olarak değil; daha ziyade, aniden iktidardan düşmesi, muhtemelen bir iç savaşın ardından genel kabul gören yeni bir hakem ortaya çıkana dek sistemi tamamen dengesizleştirecek olan vazgeçilmez bir hakem olarak.


Özel egemenlik tarzı

Bu yaz Sırbistan ve Karadağ’da geçirdiğim süre boyunca, kritik özelliğin “liberal” değerlere muhalefet değil, patronaja dayalı bu özel egemenlik tarzı olduğunu anladım. Karadağ 30 yıldır tek adam tarafından yönetiliyor: Djukanoviċ. Bu zaman zarfında Putin gibi o da birçok makam değiştirdi; partisinin başkanı, başbakan, başkan oldu. Dahası, Djukanoviċ’in egemenliği, eşcinsel hakları, çevre, serbest piyasa vb. alanlarda Batılı liberal “değerlerle” büyük oranda uyumluydu. Karadağ’ı Avrupa Birliği’nin eşiğine kadar getirdi ve NATO’ya üye yaptı. Ama egemenliğinin yapısı Putin’inkine denk; çalmak için hükümeti kontrol etmek ve kazanımlarını destekçilerine (ve elbette kendisine ve kendi kliğine) dağıtmak.


Sonsuza dek seçimleri kazanmak

Böyle bir sistemin ayakta kalabilmesi için sürekli, ideal olarak da sonsuza dek seçimleri kazanması gerekiyor. Benzer sistemlerin başı olan Bin Ali (Tunus) ve Mübarek (Mısır) nihayetinde başarısız oldular. Ama Djukanoviċ, Lukashenko, Erdoğan, Putin ve Orban henüz başarısız olmadılar. 

Ve Rusya bu konuda yine başı çekiyor. Seçim kazanmak için her yol mubah: Devlet sektörü çalışanlarına “doğru” aday veya “doğru” partiye oy vermeleri şiddetle “tavsiye ediliyor,” insanlara oylarının fotoğrafını çekmeleri için cep telefonu veriliyor, “doğru” oy verdilerse telefon onlarda kalıyor (Karadağ bu yöntemi on yıldan uzun süredir kullanıyor), oylar doğrudan satın alınıyor veya karmaşa yaratmak için sahte oy pusulaları ekleniyor. Toplam sayıları çarpıtarak doğrudan oy çalınması son çare olarak tutuluyor. Rusya’da bu gibi çarpıtmalar büyük şehirlerde zor veya imkânsız ama “doğru” aday için oyların yüzde 90’lara çıktığı küçük kasabalar ile uzak bölgelerde çok kolay.


Parayı bastırana yasa

Fakat bu rejimleri Batılı liberal rejimlerden başka bir tür olarak değerlendirmenin de hatalı olduğunu düşünüyorum. Bunlar aslında “gelişmiş” demokrasilerde mevcut olan bazı özellikleri abartmaktan başka bir şey yapmıyorlar: İki türde de parayı bastırana yasa ve mevzuat çıkarılıyor ama “yeni” rejimlerde bu daha açıktan ve kabaca yapılıyor; Rusya’da ikinci bir partinin ortaya çıkması ABD’de üçüncü bir partinin ortaya çıkması kadar zor; seçmenlerin bastırılması (oy kullanmalarının bir şekilde engellenmesi) sadece biraz daha ileri götürülmüş. Demokrasilerin olumsuz yönlerini bazen grotesk bir şekilde abartıyorlar ve olumlu yönlerini neredeyse tamamen bastırıyorlar.

Ama yeni rejimlerin en temel özelliği yalnızca tek bir partinin kazanabileceği çok partili seçim kleptokrasileri olmaları.


Çeviren: Serap Şen

Kaynak: Global Inequality


736

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA