14 Temmuz’un yolunda yürüyeceğiz

14 Temmuz çizgisi kahramanlığın ve insan iradesinin zirvesidir. En zor, kuşatılmış ve karanlıkların hâkim kılınmaya çalışıldığı zamanlara isyandır. Engel, zorluk ve yenilgiyi tanımamadır. Çarenin bittiği yerde çare olmadır. Çözümü ve çıkışı en kötü koşullarda kendinde yaratmadır. İrade ve inançla, yürekle tarihle, toplumla ve gelecekle buluşmadır.

18 Temmuz 2017 Salı | Dizi



Muzaffer Ayata


14 Temmuz büyük ölüm orucu şehitlerini, büyük yürek ve düşünce gücüne, insanüstü iradeye sahip kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyorum.

14 Temmuz halk ve parti tarihimizde çok önemli bir rol oynadı. Bir çok yönüyle tarihi sonuçları ortaya çıktı. Önder Apo bu tarihi eylemle ilgili çok kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Gerçek yoldaşlık, davaya bağlılık, kendini adanmışlık gibi çok yönlü değerlerin zirvesi olarak da ele alınabilir. Ama oynadığı rolün tarihselliği dönem açısından da belirgindir. Faşist cunta Kürtlük adına yeşeren ne varsa kurutmak, kökünü kazımak istiyordu. İçeride tüm direniş odakları bastırılmış, yurtdışına çıkanların da bir daha dönemez ve örgütlenemez hale getirilmesi için gerekenleri yapıyordu. 

Devrim adına yürümek ve yenilgiyi engellemek ve süreklilik sağlamak çok önemliydi. Türk devleti bu konularda çok deneyimliydi. Eski isyanların başına getirdikleri vardı, son olarak da 12 Mart askeri müdahalesiyle devrim önderlerini tasfiye edip hareketleri etkisizleştirmişlerdi. Aynı şeylerin tekrar etmemesi için Önder Apo büyük çaba sarf etmişti. Ancak darbe güç kullanarak her şeyi ve herkesi ezip geçmeye çalışıyordu. İşte 14 Temmuz mücadelede kopukluğu engellemiş ve bu karanlık, faşizmin azgın, saldırgan zamanlarında devime fiili öncülük yapmıştı.


PKK direnişi esas aldı


14 Temmuz yenilgi ve karanlığın hüküm sürmemesi için tarihi bir çıkıştı. Gelecek iddiası ve hayali olanların destanıydı. Özgürlük arayışı olanların da tutundukları, üzerinden geçtikleri köprüydü. Bu açıdan önder Apo'nun belirttikleri teslimiyeti aşma, özgürlüğe yürümede köprüydü belirlemesi çok önemlidir. Birkaç insanın ölüme yürümesi, herhangi bir eylem gibi ele alınması eylemin tarihselliğini tam anlatmış olmaz. Şimdi de çok sayıda arkadaşımız savaşıyor, kahramanca şehadete gidiyor. Ama bu eylemler 14 Temmuz gibi tarihi sonuçları ifade etmiyor. Ama 14 Temmuz'un sürekliliğini, günümüzde temsilini anlatıyor. İşte 14 Temmuz olmasaydı, şimdiki militanlık ve direnen bir halk olgusu ortaya çıkmazdı. Günümüz kahramanlığını ve direniş kültürünü 14 Temmuz'a borçluyuz. 14 Temmuz direnişe, ülkeye dönüşe, dağda gerillaya, serhildana ve dört parçada savaşan bir halk gerçeğine dönüştü.

14 Temmuz çizgisi kahramanlığın ve insan iradesinin zirvesidir. En zor, kuşatılmış ve karanlıkların hâkim kılınmaya çalışıldığı zamanlara isyandır. Engel, zorluk ve yenilgiyi tanımamadır. Çarenin bittiği yerde çare olmadır. Çözümü ve çıkışı en kötü koşullarda kendinde yaratmadır. İrade ve inançla, yürekle tarihle, toplumla ve gelecekle buluşmadır. PKK militanlığının, öncü ölçülerinin pratikte sınandığı ve kanıtlandığı düzeydir. 

O dönem zindanlarda sadece PKK'liler bulunmuyordu. Kürdistan'daki tüm örgütler ve militanları da Amed zindanında vardı. Neden onlar 14 Temmuz gibi bir sürece öncülük etmediler, farklı bir çıkışa damgalarını vuramadılar? Açık ki, bu süreçlerin ve sonraki gelişmelerin önderlik ve ideolojik yapılanmalarla ilgisi vardır. İçinde bulunduğumuz koşullar aynıydı. Ama tutum ve direnişler aynı olmadı. Demek ki, düşünce ve temsil, ruhi şekillenmeler arasında farklar vardı. 

PKK'yi farklı kılan en belirgin yan Önder Apo'nun varlığıydı. Apocu grubu oluşturan, örgütleyen ve şekillendiren Önder Apo'nun kendisiydi. Grup oluşumundan beri direnişçi çizgiyi esas aldı. Tüm yokluklara ve zorluklara karşı direniş çizgisinde yürüdü. Herhangi bir mazerete sığınmadı. Yaşamı direniş alanı olarak ele aldı. Düşmana karşı da her alanda, ruhi, zihni ve fiziki direnişi önüne koydu. İşkencede, mahkemede, çatışmamın tüm alanlarında direniş, dedi. Yaşama, devrime ve direnişe parçalı yaklaşmadı. Bu bütünlüğü Önder Apo kişiliğinde, yaşamında, arkadaşlarıyla ve düşmanlarıyla ilişkilerinde hep esas aldı. İşte bu eğitimden geçen Apocu militanlar 14 Temmuz'u yarattılar. 14 Temmuz direnişindeki ruh Apocu ruhtur. Bu ruhu yaratan önder Apo yurtdışında, İmralı'da aynı militanlıkla devrim yürüyüşünü sürdürdü.


İmralı kapanmayan bir yürek yarası


İmralı bizlerin kapanmayan yürek yarası. Acısı ve kaygısı hiç eksilmeyen, hep tazeliğini koruyan bir olgu. Ancak Önder Apo sağlık ve güvenlik tehdidine rağmen o dar ve tecrit koşullarında da devrime önderlik yapma görevlerini aksatmadı. Tüm hücreleriyle her an kendisini ayaklanma halinde tutarak devrime cevap olmaya çalıştı. Ada iklimi sağlık için çok olumsuz. Ağır nem, çürütücü rol oynar. Buna rağmen Önder Apo büyük bir irade ortaya koydu. Bunun yanında 24 saatini devrim sorunlarını çözmek ve çözüm yolları aramak için kafa patlatarak geçirdi. Muazzam bir yoğunlaşma, araştırma, yol bulma, yol açmayla zamanını dolu dolu geçirdi. Onlarca yıl devrimimizin ihtiyaçlarını karşılayacak teorik birikim oluşturup kaleme aldı. İçeride de devrimin stratejik önderliği için görevlerini fazlasıyla yerine getirdi. Ciltler dolusu yazıları halkın ve partinin hizmetine sundu. Kürdistan sorununa çözüm arayışlarını düşmanla olan diyalog ve görüşmelerinde sürdürdü. Hiçbir konuda temposunda bir düşüş görülmedi. Hem halkın hem de gerilla ve tüm kadroların güç ve moral kaynağı olmaya devam etti. Dünya yıkılsa da düşmana boyun eğmeyeceğini ortaya koydu.

14 Temmuz karanlık zamanları aydınlattı. Çıkış ve yol gösterdi. Direnişi yaşamsal kıldı. Partiye ve halka bağlılığı tartışmasız hale getirdi. PKK kanıtlanmış direniş ve militanlık oldu. İmralı bu çizginin devrimin öncülüğü boyutunda sürdürülmesi oldu. Önder Apo sadece Kürdistan'da değil fiili olarak da Ortadoğu devriminin öncülüğünü temsil etti. Etkisi Kürt dünyasında arttığı gibi Ortadoğu'da da artmaya devam ediyor. Dünyada daha çok dikkate alınmaya ve izlenmeye değer görülüyor.

14 Temmuz ve İmralı direnişleri birbirlerini tamamlayan ve bütünlüğü temsil eden tarihi sonuçlar ortaya çıkardı. Direniş alanları ve zamanları birbirlerinden ayrı ele alınamaz bir gerçeklik oldu. PKK, Önder Apo ve her koşulda direniş Kürt halkının varlığını ve kimliğini oluşturdu.


Zinar, Doğa, Arin, Çiyagerler…


En kuşatılmış daracık zindanlarda direniş oluyor ve ölümüne militanlık yapılıyorsa, dağlarda, elde silah özgür alanlarda neden yapılmasın? Kadro ve yurtseverlerin kendilerini sorgulamalarına ve ölçülerinin yükseltilmesine neden oldu. Militanlık ve yurtseverlik Kürdistan'da sıradan ve ucuz ele alınamaz. Ölçü ve düzeyi ortaya koydu. Bu nedenledir ki, bugün binlerce militan fedai bir ruhla savaşa katılıyor. Beritanların şahsında görüldü; kendilerini uçurumlardan atar, son mermisini ve bombasını kendisinde patlatır ama ihanete ve teslimiyete yol vermez.

Zinar, Doğa, Arin ve Çiyagerlerin ortaya çıkması tesadüf değildir. Yolu açan ve militanlığın ölçülerini belirleyen 14 Temmuz direniş ruhu oldu. Bugün Kürdistan'ın her tarafında Kürt gençleri mücadeleye katılıyor ve canlarını veriyorsa bu ruhun dışında başka neyle açıklayabiliriz ki? 

14 Temmuz sadece PKK kadroları ve gerilla güçlerinin direniş ruhunu belirlemedi. Serhildanlar da ruhunu 14 Temmuz'dan aldı. Halkın da kendilerini sorgulamalarına ve yurtseverlik duygularının güçlenmesinde belirleyici oldu. Bu cephede de ölçülerin yükseltilmesini sağladı. 

 

Direniş düşüncesi hep vardı


14 Temmuz direnişi olağanüstü koşullarda tartışıldı ve örgütlendi. Arkadaşlar aralarında yazıştılar, oturup tartıştılar biçiminde akla gelmesin. Ortam nefes almaya bile uygun değildi. Tüm ilişkiler yasaklanmış, müthiş bir tecrit sağlanmaya çalışılıyordu. Küçük bir not ulaştırmak büyük bir başarıydı. Mahkemelere giderken, bir anlık fırsat, bir fısıltı, bir bakış örgütlenmeye hizmet ediyordu. Büyük bir duyarlılıkla çaba harcanıyordu. 

Önemli olan direniş düşüncesinin olmasıydı. Buna inanmak, bunu zorunlu görmekti. Direniş düşüncesi ve iradesi olursa diğer engelleri aşmak imkansız değildir. Bizde de direniş düşüncesi hep vardı. İşkenceler artıkça, ihanet ve itirafçılık dayatıldıkça arayışlarımız ve tartışmalarımız da hız kazandı. Mevcut durum zaten hiç kabul edilmedi. Ruhen büyük bir sıkıntı içindeydik. Süreç giderek ağırlaşıyordu. Kendimizi kirlenmiş, lanetlenmiş gibi hissediyorduk. Direniş iddiası büyük bir hareketten geliyorduk. Militanlık iddiamız vardı. Ama düşman ihanet ve itirafçılığı dayatıyordu. Buna nasıl kayıtsız kalabilirdik? Direnmek kaçınılmazdı. Ama direnişin adı ölümdü. Direniş başka kapıya çıkmıyordu. Göze alamayan direneceğim diyemezdi. Bu konuda öncelikle ölüme hazır olmak ama en ağır ölüm biçimlerine.

Önceki deneyimlerimiz de ölüm orucu dışında başka eylem biçiminin sonuç almayacağını gösteriyordu. Bu temelde çabalar sürdü. Doğal olarak öncülüğü Mazlum doğan, Hayri Durmuş, Kemal Pir onlar yapıyordu. Bu arkadaşlar büyük bir sorumluluk bilinciyle hareket ediyorlardı. Tüm arkadaş yapımızın da gözü öncü kadrolar üzerindeydi. Arkadaşlar mahkemelere katılıyor ve PKK'yi kürsülerde savunuyorlardı. Tüm cezaevi bu durumu bildiği için atılacak adımlar onlardan bekleniliyordu.


Mazlum fazla beklemedi


Çok zaman alsa, zorluklar da çekilse ilgili arkadaşlar aralarında haberleşti. Direniş görüşü ortaya çıktı. Zamanlama konusunda sorunlar vardı. Mazlum gidişatın kötü olduğunu hemen başlanmasından yanaydı. Hayri ise savunmaları yapalım, diyordu. Mahkeme ve savunmaları Hayri çok önemsiyordu. Süre uzayınca Mazlum daha fazla beklemedi. 21 Mart 1982 Newroz gecesi hücresinde yaşamına son vererek direnişin fişeğini ateşledi. Tarih adeta yeniden canlanmıştı. Zalimlere, Dehaklara karşı çağdaş Kawa karanlığa yumruğunu indirmişti.

Bizim için artık söyleyecek bir şey kalmamıştı. Her şey anlamını yitirmişti. Mazlum ilke ve ideoloji adamıydı. Söz hükmünü yitirmiş veya gereği yapılmıyorsa konuşmanın ve yaşayıp yaşamanın da fazla anlamı kalmıyordu. Mazlum'un şehadeti bize çok çok ağır geldi. Bunun ardından Dörtlerin eylemi geldi. Düşman vahşete son vermedi. Bir gevşetse kurduğu sistemin çökeceğini biliyordu. Epey de yol almıştı. Ferhat Kurtay, Mahmut Zengin, Eşref Anyık ve Necmi Öner, Mazlum'un şehadetini duyunca biz de onu yalnız bırakmayalım, bu bir direniş çağrısıdır, biçiminde değerlendiriyorlar. 18 Mayıs'ta onlar da kendilerini karanlığa meşale yapıp ölümsüzleştiler.

Bu durumda eylem için uygun zaman yakalama dışında yapılacak ve söyleyecek bir şey kalmıyordu. Tartışmalarımızın yanında Mazlum ve Dörtlerin eylemi 14 Temmuz ölüm orucunu örgütlemiş oldu. 14 Temmuz'da mahkemede açıklama fırsatı doğdu ve Hayri gerekli açıklamaları yaparak eylemi başlattı.


Özü sözü bir olanlardı


Kemal ve Hayri gibi arkadaşları kısa yazılarla anlatabilmek çok zordur. İnsan tam anlatamadı mı, bir şeyi bozmuş, yanlış yapmış duygusuna kapılıyor. Onları halkımıza ve insanlığa anlatabilmek ve mal etmek gibi bir görevimiz de var. Halkımız ve yeni nesiller onları tanırsa yüksek bir moral ve güven kaynağına kavuşmuş olurlar. Yüksek bir ruh, yüksek bir adanmışlık ve insanlık temsilcileriydiler. Yüksek erdemlerle donatılmışlardı, asla bireysel kaygı ve hesaplar içine girmediler. Öğrenmek için çabalayan, öğrendiklerini yapmak için koşturan gerçek militan kişiliklerdi. Özü sözü bir olanlardı. Daha genç yaşta olan Ali Çiçek de Kemal'in iyi bir öğrencisi olmayı hedeflemişti. Daha önce cezaevinde birlikte kaldıkları için Kemal kendisiyle ilgilenmiş çok etkilemişti. Genç yaşına rağmen olgun, atılgan ve varlığını hissettiren biriydi. Rastgele hareketleriyle değil, yapıcı özellikleri ve disipliniyle, terbiye ölçüleriyle kendisini kabul ettiren ve sevdiren bir insandı. En genç olanlarımızdandı Ali. Ama insan herhangi bir görevi çok rahat kendisine verebilirdi. Bu olgunluğu gösteriyor ve güven veriyordu. En zor ölüm olan açlıkla aylarca cebelleşirken en ufak bir bıkkınlık, şikâyet ve moralsiz bir davranışı görülmedi.

Akif Yılmaz arkadaş yoksul bir aileden geliyordu. Serhatlı’ydı ama Diyarbakır'da faaliyet yürütürken yakalanmıştı. Her yönüyle kendisini mücadeleye katan, doğru temsil için çabalayan bir arkadaştı. Sakin, sabırlı, olgun ve sorumlulukla hareket eden biriydi. Kişilik olarak etrafına güven veren, sürekli göreve hazır ve etrafını pozitif etkileyen bir arkadaştı. O zor koşullarda kendisi için hiç kaygılanmadı, yakınmadı. Her zaman düşmana karşı sağlam durmaya ve hareketi temsil etmeye çalıştı. Onu görünce büyük bir adanmışlık ve yüksek bir ruhla karşı karşıya olduğun duygusuna kapılıyordun.

Kemal çok dinamik, hareketli birisiydi. Müthiş bir ajitatördü. Engel tanımaz, gözü kara bir eylemciydi. Teorik-ideolojik derinlik kadar eylemci yanlarıyla öne çıkmış ve kendisini bu özellikleriyle kabul ettirmişti. Kemal sıradan yaşamaz, kimse de ona sıradan yaklaşamazdı. Son derece doğal, sade ve özgürlük tutkunu zapt edilmez biriydi. Kimse ona inandıkları dışında bir şey dayatamazdı. Eleştirel ve akışkan bir militandı. Sıradanlık hiç mi hiç ona yakışmıyordu ve ona yanaşamadı. Karadeniz’den gelmiş Kürdistan'ın özgürlük ruhu olmuştu. Hiçbir zaman yokluktan ve zorluktan yakınmamış, onu yönlendiren ve coşkuyla yürüten hep özgürlük sevdası olmuştu. Kemal bir özgürlük sevdalısıydı.


Büyük sorumluluk duygusu


Hayri müthiş bir sorumluluk duygusuna sahipti. Öyle ki, Kemal, ‘’Hayri bizim yerimize de düşünür, onun söylemesi yeterlidir, bize sormanıza gerek yok’’ derdi. Hayri büyük bir uyum yeteneğine de sahipti. Gittiği bölgeye, ortama çok çabuk adapte olurdu.  Sağlam bir mantık yapısına sahipti. Pratik zekâsı çok gelişkindi. Olgunluğu çok belirgindi ve kendisini hemen hissettirirdi. Yaşça ondan büyük olanlarda da öyle bir saygı uyandırırdı ki onu ismen çağıramazlardı, Hayri abi diye hitap ederlerdi.

Arkadaşlarla ilişkilerinde son derece eşitlikçi ve doğaldı. Bireycilik, kendine görelik vb anlayışları ve bakışı yoktu. Herkes kendisini Hayri’nin yanında kendisini güvende hissederdi. Hayri yanında oldu mu, sırtını dağa dayamış gibi rahatlardın. O mutlaka sorunlara kafa yorar ve çözüm yolu bulurdu. İkna gücü yüksekti. Ruhunu, beynini tamamen mücadeleye, öğrenmeye ve işleri yürütmeye adamıştı. En belirgin yanlarından birisi de örgütçü olmasıydı.

PKK'nin ruhunu ve ideolojisini temsil eden Hayri, Kemal gibi öncü kadrolar, Akif ve Ali gibi militanlar olmasaydı mücadele ayakta kalmaz, bugünlere böyle gelemezdik. Bireycilikten, kişisel kurtuluştan arınmış, toplumsallaşmış ve devrimleşmiş militanların hareketi olarak PKK'yi onurlandırdılar.


Başkent neresi olacak


Anılarım ve tanışıklığım yukarıda anlattıklarımı tamamlama dışında bir yere varmaz. Hayri arkadaşla Önder Apo sayesinde tanıştım. İlginç olan Apocu grupla tanışmam ve katılmam direkt Önder Apo'yla oldu. Diğer arkadaşlarla tanışmam daha sonra oldu. Ankara'ya gittiğimde ben sorup Önder Apo'nun yanına gittim ve öyle tanıştık. Hayri, Kurtuluş'ta bir evde kalıyordu. Bir akşam evine gittik. Tanışmamız öyle oldu. Kişilik olarak kendime en yakın gördüğüm arkadaştı diyebilirim. 

Hayri, Siverek mücadelesi döneminde bazen gelirdi. Urfa bölgesine de bakıyordu. Sivereklilerin özelliklerini hemen çözmüştü. Bir gün zindanda sohbet ediyorduk. Birkaç arkadaş Kürdistan'ı kurarsak nereyi başkent yapalım, diye tartışıyordu. Bazıları doğal olarak Diyarbekir bazıları da coğrafik olarak Wan daha uygun diyorlardı. Wan'da ayrıca göl var, orası gelişir diye ısrarlı konuşuyorlardı. Meğer Hayri de arkadaş bizi dinliyor, araya girdi; ‘’Tev tev, boşuna konuşuyorsunuz. Siverekliler kabul etmez. Siverek ya başkent olacak ya da eyalet olmayı dayatacaklar’’ dedi. 

Kemal arkadaşı da Ankara'da tanıdım. Kürdistan'a dönüşten sonra onunla fazla görüşemedik. Arada Hayri’yle bölgede de görüşme şansım oluyordu. Her zaman bu arkadaşlarla olmayı bir şans olarak gördüm. Cazibeleri, çekici yanları olan arkadaşlardı. Karizmatik kişilikleri vardı. Hiçbir zaman sıradan olmadılar. Sıradan olmamak için hiç girişimleri yoktu. Şekli, kariyerist takılmalar vb yoktu.  Tüm çekicilikleri ve etkileyici kişilikleri doğallıklarından geliyordu. Kemal yanında oldu mu sana rahat yoktu. Mutlaka bir şeyler yapmak gerekiyordu. Davranışları ve söylemleriyle seni başka br dünyaya çekiyordu. Sanki dağ taş, ölü sağ her şey ve herkes ayağa kalkmış yürüyor. Devrim ha oldu ha olacak gibi bir havaya kapılıyordun.

Hayri daha sakin ve güven aşılayan bir insandı. Onun yanında da bu dünyada çözülmeyecek sorun, yapılamayacak iş yoktur duygusuna kapılırdın. Hem Kemal hem de Hayri devrim o kadar da zor bir iş değil, bu işi yapabiliriz, öyle çok uzak bir zamanda da değil inancını insana aşılıyorlardı. Akif ve Ali arkadaşla cezaevinde karşılaştım. Onlardaki sadelik ve doğallık hep tanışıyormuşuz ve birlikteymişiz gibi bir ortam yaratıyordu. Devrimci ilişki ve kişilikleri çok genç yaşta tarihimize ve tüm ilişkilerimize damgasını vurdu. Devrim ve halka bağlılıkları dışında hiçbir hesapları olmadı.

Kendim açısından tam ifade etmekte hala zorlanıyorum. Aradan uzun yıllar geçti. Tarihi sonuçlar ortaya çıktı. Birçok boyutuyla değerlendirildi. Sürekli de değerlendiriliyor. Ama ben de hep bir borçluluk ve eksiklik duygusu var. Çok duygusal olduğumu iddia edemem ama Mazlum, Kemal ve Hayri'nin adı geçti mi boğazım düğümlenir, tıkanırım. Ağır koşullarda onları yitirmenin yanında hareketimiz açısından da büyük kayıplar olduğunun bilinci de var. Hala bu arkadaşların yerinin doldurulamadığını söyleyebilirim. 

Bu arkadaşların şehadetiyle hep bir yanımı eksilmiş olarak duyumsadım. Onlara layık olmak, arkadaşlıklarının hakkını vermek ciddi bir sorumluluk insana yüklüyor. En önemlisi de halka ve yeni kuşaklara onları aktarmak, topluma mal etmek gerekiyor. Yaşadıkça da hep bir yanımız eksik kalacak gibi. Acıları ve bıraktıkları izler kapanmayacak. Onların yolunda yürümeye devam edeceğiz.


448

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA