15 Temmuz ve CHP’nin kontrollü muhalefeti!

Brusk BOTAN

17 Temmuz 2017 Pazartesi | Forum

Adalet Yürüyüşü tahmin edildiği gibi İstanbul/Maltepe’de sona erdi (CHP “Maltepe’de sona ermeyecek” demişti hatırlarsanız). Tabi Kılıçdaroğlu’ndan ve CHP’den bundan fazlasını beklemek hata olurdu. Kuruluşundan beri CHP’nin oynadığı rol sistemin koruyuculuğunu yapmaktır. Zaten kendisine verilen rolün gereğini layıkıyla da yapmaktadır. En kritik eşiklerde kendisinden etkin muhalefeti bir şekilde deşarj etmesi istenir. Kendisi de canla başla çalışarak bu görevini çalışkan talebe edasıyla yerine getirir. Bu dönemde de CHP’nin yaptığı şey farklı değildir. 

Anneler bebeklerinin gaz rahatsızlığını gidermek için bebeğin sırtlarını sıvazlarlar. “Ana” muhalefet olarak adlandırılan CHP’nin bu vazifeyi yaptığı oldukça açıktır. CHP sırtı sıvazlar, bir şekilde gazı alır ama asla patlama noktasına gelmiş bir topluluğun taleplerini karşılayacak ya da öncülük edecek bir gücü kendisinde görmez. Görse bile bunu yapacak değildir.

Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasından sonra ortalıkta adaletin kalmadığı “kafasına dank eden” Kılıçdaroğlu, adaletin sokaklarda halkın arasında olduğunu yeni fark etti. Adalet yürüyüşü birçok muhalif kesimin katılım sağladığı bir olaydı. Bu açıdan önemlidir. Ama Kılıçdaroğlu bunu böyle görmüş müdür? Pek sanmıyorum. Yine kerameti kendinden menkul şeyh edasıyla bakarak, yürüyen topluluğun sadece kendi taraftarı olduğunu zannederek büyük bir yanılgı içerisine girdi (referandum sonuçlarından bahsederken Kürt halkının adını ağzına bile almaması gibi). 

Önceden olacağı bilinen meşhur 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin yıl dönümü vesilesiyle, bildiğimiz CHP yine koşar adım iş başına geçti. Her konuşmasında “kontrollü darbe” terimini kullanan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, yarattığı “kontrollü muhalefet”le halkın patlama noktasına gelmiş durumunu biraz yumuşatmaya çalıştı. Ama ardından asıl görevi olan sistemin kurmay bekçiliğini de unutmayarak 15 Temmuz gecesi AKP-MHP faşist bloğunun tertiplediği sözde “darbe karşıtı” törenlere katılacağını açıkladı (Bu durumda aklımıza cumhurbaşkanlığı seçimleri için MHP ile yaptıkları ittifak geliyor). İlkesiz bir siyaset izleyen Kılıçdaroğlu’nun daha önce de bu tür tutumları sergilediğini gördük, o yüzden pek şaşırdık diyemeyiz.

Yüzlerce insanı vahşice katleden, işkencelerden geçiren, sakat bırakan; binlerce insanı yerinden yurdundan süren, işlerinden atan; demokratları, gençleri, kadınları, akademisyenleri, aydın-yazarları hapse atan; Kürt halkına ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı savaş ilan etmiş olan bu insanlık düşmanı faşist bloğa karşı bu tarz bir “Ana” muhalefet, erkek egemenlikli “Baba” iktidar karşısında varlık gösteremeyecek ve öncülük geliştiremeyecek denli zayıftır. Gerçek öncülükten bahsedilecekse,14 Temmuz Büyük Onur Direnişi’nin önderleri olan Kemal Pir’lerin, Mehmet Hayri Durmuş’ların, Akif Yılmaz’ların ve Ali Çiçek’lerin direniş önderliği ve öncülüğünden bahsedilmelidir. Zaferi getirecek olan direniş biçimi sonsuz bağlılığın sembolleri olan bu gerçek halk önderlerinin direnişleridir. Yoksa başka türlüsü, 15 Temmuz “darbe” karşıtlığına soyunmak gibi tarzda bir muhalefet, ancak iktidarın kontrolünde olan bir muhalefettir ki, bu da en büyük gaflettir. “Kontrollü Muhalefet” dediğimiz şey tam da budur.


93

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA