Musul’un kaybedenleri: Türkiye, KDP ve DAİŞ

Hüseyin AKDAĞ

13 Temmuz 2017 Perşembe | Forum

10 Haziran 2014’te DAİŞ’in işgali altına giren, Güney Kürdistan ve Irak açısından son derece hayati öneme sahip Musul’un çetelerden tümüyle temizlendiğini bizzat Irak Başbakanı Haydar El Ebadi ilan etti. Bu açıklamayı 9 Temmuz’da yapan Ebadi, aynı gün Musul’a giderek operasyonda görev alan askerleri kutladı. 

Öncelikle Musul’un DAİŞ işgali öncesi durumuyla, şu anki durumunu birlikte ele almak gerekiyor. 

Musul’un çetelerden temizlenmesinin hem bölgeye, hem de Kürdistan’a etkilerini bir bütün olarak ele almakta fayda var. Bu kıyaslamanın çok önemli olduğunu zira bundan sonraki gelişmelerin ip uçlarının da bağrında taşıdığını düşünüyorum.  

İşgalden önce Musul büyük oranda, Sünni güçlerin elindeydi. Özellikle Nuceyfi ailesi hem Irak Parlamentosu’nda çok etkiliydi hem de Musul Valiliği onların elindeydi. 

Bundan dışında Musul’un merkez mahallelerinin yüzde 50’sinden fazlasına o dönemde Irak güçleri çok fazla müdahale edemiyor, giremiyordu. Kent, bir nevi El Kaide ve DAİŞ’in doğumuna ebelik eden güçlerin elindeydi.

Hem Suriye’deki olaylar hem de Ortadoğu’daki genel gelişmeler, Türkiye, KDP ve diğer güçlerin özellikle Ürdün toplantısında yeni bir planlamayla Irak’taki Sünnileri daha fazla etkin kılma girişimi gerçekleşti. Bu temelde hem Türkiye’nin, hem Sünni güçlerin, hem de KDP’nin planı çerçevesinde Musul, DAİŞ’e adeta teslim edildi. Buradan beklenti, güç dengesinin Şiiler aleyhine bozulmasıydı. Bu beklentiyle işgal planı pratiğe geçirildi. 

O dönem Irak ordusuna baktığımızda, Musul operasyonu öncesi bölük pörçük bir güç vardı. Örneğin Musul’un etrafında kırsal bölgelerde özellikle Şengal’in güneyinde operasyonlara katılan Heşdi Şabi o dönemde yoktu. Irak ordusu da organize ve örgütlü bir güç değildi. DAİŞ işgalinden bu yana 3 yıllık aradan sonra çok farklı ve yeni bir durumla  karşı karşıyayız. 

Musul’u gözü kapalı bir şekilde DAİŞ’e teslim edenlerin aleyhine yeni bir denklemin ortaya çıktığı görülüyor. Musul operasyonu öncesi Irak ordusunun çok ciddi bir gücü yok ama şu anda muazzam bir güce kavuştu. Şu an milis sayısı 700- 800 bini  bulan bir Heşdi Şabi gücü var. Bu arada Irak ordusu, Irak güvenlik güçlerinin Musul merkezde giremediği bir sokak kalmadı. Kenti yeniden ele geçirme gibi bir durum ortaya çıktı. 

Yine eskiden Nuceyfi Ailesi merkezde çok aktifti. Bu aileye mensup etkili kişiler herşeye hükmedebileceğini düşünebiliyordu ancak şu anda sıfıra yakın bir durumda.  

İşgal olayının diğer bir kaybedeni ise KDP’dir. KDP daha önce Musul’da çok etkindi. Musul’un yanı sıra Şengal ve çevresinde çok ciddi bir gücü vardı. Şu anda Şengal’de yüzde 20 bir gücü var. Musul merkezde çok etkin değil. Daha önce KDP’nin elinde bulunan alanlardaysa şu anda Irak ordusu hakim. 

Üçüncü bir durum olarak da şu anda Musul ve çevresini DAİŞ’ten temizleyen çok güçlü bir merkezi hükümet var.  Hem ordu düzeyinde, hem de milis gücü Heşdi Şabi güçlerinde  düzeyinde... Örneğin bunların Kerkük’e yaklaşımları nasıl olacak. Güney Kürdistan’da bir referandum tartışması var. Bu referanduma Irak hükümetinin yaklaşımları nasıl olacak? Referanduma fiili olarak bir müdahalede bulunmak isteyecekler mi? Yine Türkiye, hem Güney Kürdistan hem de Irak’ta çok büyük bir varlık gösteremeyecek. Çünkü merkezi hükümet güçlenmiş olacak. Bu anlamda Türkiye’nin geri adım atacağını, yeni bir durumun ortaya çıkabileceğini düşünüyorum. Türkiye’yi de en fazla kaybeden bir güç olarak görmek mümkün.

Yine olayın diğer kaybedeni KDP’nin şahsında Kürtler açısından hazin bir durum ortaya çıktı. Eğer, Musul operasyonu başlamadan önce Güney yönetimi ciddi bir pazarlık içine girmiş olsaydı, farklı sonuçlar almak mümkün olacaktı. Ama onların tek derdi,  ”Hem Şengal, hem de Musul’da PKK’yi nasıl zayıflatabiliriz”di. “

Şu anda Heşdi Şabi, Musul’a bağlı Şengal’in yüzde 30’nu kontrol ediyor. Mexmûr ve Kerkük’te Irak devletinin elde ettiği başarının sonuçları olacak. Aynı şekilde Sadiye ve Celawla’da da sonuçları olacak. 

Bu anlamda  yeni bir güç ortaya çıkacak. Bu güç dengesi içerisinde uluslararası güçlerin eskisi gibi Güney Kürdistan hükümetini destekleyip, desteklemeyecekleri ise bir tartışma konusu. Bu açıdan Güney’deki Kürt’e yine direnme kalacak. Mevcut hükümet bu direnmeyi sergileyecek mi? Bütün bunlar yeni sürecin göstereceği olgular olarak ortada duruyor. 

Sadiye ve Celawla daha çok Kürt Şii nüfusunun yaşadığı  yerler. Sadiye daha çok Heşdi Şabi’nin elinde. 

Xanekîn, Celawla ve Sadiye’de Kürt Şiilerden daha çok Heşdi Şabi’ye katılımlar oluyor. Bu anlamda ortada ciddi bir problem var. Şengal’de ise KDP’nin 5 bin Êzîdî peşmergesi var. Bunun bini gidip Heşdi Şabi’ye katıldı. 

Yine KDP’nin elindeki en önemli kent ve Güney’in parlamentosu durumundaki Hewlêr’de 3 bin kişinin adını Heşdi Şabi’ye yazdırdığı söyleniyor. Güney Kürdistan açısından tartışmalı bölgelerde ciddi sıkıntılar var. 

Bütün bu olumsuz durumların KDP ve Güney Kürdistan hükümetinin yürüttüğü politikadan gıdasını alıyor. Yürütülen siyaset, ekonomi ve sosyal politikalar; halkın yabancı güçleri tercih etmesini de birlikte getiriyor. Askeri, diplomatik, siyasi ve ekonomi politikalarının Kürtleri zor duruma getiren böylesi bir duruma yol açtı. 



171

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA