AKP, Hizbullah’ı yedek güç olarak hazırlıyor

Partileşen ve AKP’nin tam desteğini alan Hizbullah ardı ardına Amed’de dernekler kurmaya başladı. Sadece yardım dernekleri değil; işadamları, gazeteciler, insan hakları dernekleri de kuruldu.

13 Temmuz 2017 Perşembe | Dizi

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın zindana atılmasıyla PKK’nin biteceğini düşünen devlet ve AKP’nin tüm beklentileri boşa çıktı. PKK bırakın bitmeyi, günden güne gelişince, devlet yine eski yöntemleri hayata geçirdi. Bu kez daha farklı bir şekilde. 

AKP tarafından Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin yürürlüğe girmesiyle tutukluluk süresi 10 yılı geçenlerin tahliyesine karar verildi. 10 yıldır yargılanan veya ceza alan ancak dosyası Yargıtay’da olup ‘hükmen tutuklu’ sayılanlar 4 Ocak 2011’de tahliye edildi. Tahliye edilenler arasında şimdiki Hizbullah’ın liderliğini yapan ve 35 ayrı eylemde 42 cinayetten yargılanan Edip Gümüş, 98 ayrı eylemde 73 cinayetten yargılanan askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar ve Hacı İnan da vardı. Yüzlerce Hizbullah yönetici ve tetikçisi bu yasayla tahliye edildi. 

Aynı yasa çerçevesinde tek tük de olsa tahliye edilenler arasında siyasi tutsaklar da vardı, ancak yasanın Hizbullah yöneticileri için çıkarıldığı kısa sürede anlaşıldı. Bu keyfiyet, AKP medyası tarafından da dile getirildi. AKP, kamuoyundaki baskılar üzerine tahliye edilen Hizbullah yöneticileri için tekrar tutuklama kararı çıkarttı, ancak istedikleri yerine gelmiş ve Edip Gümüş dâhil tüm yöneticiler kayıplara karışmıştı. 


Hizbullah ‘sivilleşiyor’

AKP, tahliyelerle birlikte Hizbullah’ı tekrar sahneye çıkartarak, bir güç olarak himayesine aldı.

“Hizbullah’ın amaçları doğrultusunda faaliyet sürdürdüğü” iddiasıyla Amed 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından Mustazaflar Derneği’nin kapatılması ile Hizbullah partileşme çalışmalarına başladı. 

2013 yılında Hizbullah davalarının avukatlığını yapan Hüseyin Yılmaz’ın kurucu genel başkanlığında Hüda-Par kuruldu. 

(Eski kuşbazlardan olan Hanili Hüseyin Yılmaz, yaşadığı Bağlar Koşuyolu’nda annesi öldükten sonra beslediği güvercinlerin tek tek kafasını koparttıktan sonra bir gecede ‘hidayete ererek’ bu camia içinde yer almaya başlamıştı.)

Partileşen ve AKP’nin tam desteğini alan Hizbullah için artık bir engel kalmamıştı. Ardı ardına Amed merkezli dernekler kurulmaya başlandı. Sadece yardım dernekleri kurmakla sınırlı kalınmadı. İşadamları derneği, gazeteciler derneği, insan hakları dernekleri de kuruldu. Basın-yayın ağına önem veren Hizbullah, daha sonra günlük gazete, dergi, radyo ve ulusal TV kurdu. Ardından hemen hemen Kürdistan’daki tüm il ve ilçelere hitap edecek internet haber siteleri kurdu.


Hizbullah’a sembol bulundu

Kobanê’de DAİŞ’in saldırılarına karşı Amed’de halk 6 Ekim 2014’te ayağa kalktı. Bu kalkış Kürdistan’ın tamamına yayıldı ve 3 gün devam etti. Yaşanan bu olaylarda çoğu polis, korucu ve Hizbullahçılar tarafından olmak üzere 52 kişi katledildi. Amed’de 6-8 Ekim’de yaşanan olaylarda ise ölü sayısı 12 idi. 

Hizbullah başta olmak üzere, AKP’nin başbakanları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan sık sık Kobanê olayları sırasında Amed’de öldürülenlerden Yasin Börü’yü gündeme getirdi. Hizbullah için bir sembol bulunmuştu artık. Yasin Börü hem 16 yaşında bir çocuktu, hem Hizbullah’ın beyin takımlarından ve 90’lı yıllarda Hizbullah’ın Amed sorumlusu olan Bingöllü Şevket Börü’nün ailesindendi. 

Kobanê olaylarında öldürülen diğer kişilerden kimse bahsetmedi. Oysa Hizbullahçılar tarafından pompalı tüfekle öldürülen, Bağlar ilçesinde cenazesi 24 saat yerde bekletilen yurtseverler vardı.


Hüda Par il binası işkence merkezi

6-7-8 Ekim olaylarında öldürülenlerden Bawer Şeyhanlıoğlu (18), Cumali Güneş (30), Süleyman Kale (19) ve Mahsum Çoban (21) tanıkların ifadesine göre Hizbullah taraftarlarınca tabanca ve pompalı tüfekle katledildi. Uğur Özbay ve Murat Dağ ise polis kurşunuyla katledildi. Bu cinayetlere ilişkin tek bir kişinin ifadesine bile başvurulmadığı gibi tutuklanan da olmadı. 

Kobanê olaylarında Hüda Par Diyarbakır İl binasının altında bulunan  bodrum kat işkence merkezine dönüştürüldü. Kaçırılan çok sayıda kişiye burada işkence yapıldı. Hizbullah üyeleri,  Hüda Par il binasının bulunduğu Haşl kavşağını kaleşinkof silahlarla saatlerce trafiğe kapatmalarına rağmen devlet müdahale edemedi. Binanın bodrum katında tutulan bu insanlar ise emniyet müdürünün devreye girmesiyle bırakılırken, hiç kimse korkusundan davacı olamadı.


Kurban eti değil, Pala

Kobanê olayları sonrasında onlarca kişi, 4 Hizbullahçının ölümü ardından ‘gizli tanık’ ifadeleriyle tutuklandı. Sonra yapılan araştırmada tutuklananların bazılarının olayların yaşandığı tarihte cezaevinde ya da askerde olduğu ortaya çıktı. Dava devam ederken, Hizbullahçıların öldürüldüğü evin sahibi L.O., ilk kez 3 Nisan 2015’te Doğan Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. (https://www.haberler.com/diyarbakir24-kisinin-olduruldugu-evin-sahibi-ilk-7152144-haberi)

Ev sahibi L.O., olayın yaşandığı 7 Ekim günü 4-5 kişinin kapısına gelerek yardım istediklerini ve onları içeri aldığını belirterek, şöyle konuştu: “Ben hemen ilk başta polisi aradım. Dedim ki ‘çabuk gelin binanın kapısını kıracaklar. Çabuk gelin yetişin bunları kurtarın’. Polis memuru bana, ‘tamam geliyoruz’ dedi. Öyle demesiyle biraz ferahladım. Dedim ki gelip kurtaracaklar sonuçta. Onların ellerinde kurban eti falan da yoktu. Bir tanesinin elinde bıçak vardı. Bir tanesinin elinde pala vardı. Hatta bir tanesi de yaralıydı. Sol kolunda kan vardı. Riyad’ın elinde de sopası vardı...“


‘Yerde üç ceset vardı’

L.O., saldırganların eve girişlerini yatak odasında saklandıkları için görmediklerini belirterek yaşananları şöyle anlattı: 

“...Ben odadan çıktığım an kan gölü olmuştu. Her yer kandı. Anlatılmaz bir şekilde. Ceset yoktu. Ben yaralamışlar götürmüşler sandım. Biz aşağı inmemizle baktım ki cesetler yerde, 3 tane ceset. Riyad’ın cesedi aşağıdaydı. Hasan ve Hüseyin’in aşağıdaydı. Olayda yaralı kurtulan Yusuf Er’i görmedik. Nereye saklanmış biz şahit olmadık.“ 


‘Yasın Börü’yü net hatırlamıyorum’

L.O., cinayetlerin işlendiği kendi evinde Yasin Börü’nün olup olmadığını net hatırlamadığını belirterek, “Çünkü, öbürlerinin simalarını net hatırlıyorum ama Yasin Börü’yü hatırlayamıyorum. Hasan’ı çok iyi hatırlıyorum. Siyah yarım kollu bir tişörtü vardı üstünde. Yusuf’u da hatırlıyorum, üstünde grimsi bir gömlek vardı. Hüseyin çok çok aklımda. O zaten kilolu olduğu için korkudan tir tir titriyordu ve sakallarında ter akıyordu. Beyaz gömlek vardı üstünde. Riyad’ın da açık yeşil tonları da uzun tişört vardı üstünde. Ama Yasin Börü’yü hatırlayamıyorum. Benim evimde olup olmadığını kestiremiyorum“ dedi.


‘Hüda-Par’a gittim,  yüzleştirmediler’

Hizbullah’ın yayın organlarında suçlanması ardından Hüda-Par’a gittiğini ve saldırıda yaralı kurtulan Yusuf Er ile yüzleştirilmek istediğini ifade eden L.O., şu açıklamalarda bulundu: “Hüda-Par’a da gittim orada da dile getirdim. Hatta Yusuf’la beni yüzleştirmelerini istedim. Çünkü, Yusuf’un bazı yalan beyanları var. Ama o benimle yüzleşmek istemiyor. Yüzleşmemesinin tek sebebi yalanları. O yalanların açığa çıkmasını istemiyor. Ben savcılıkta Yusuf için suç duyurusunda bulundum. Dedim ki iftira ediyor...“


Tek tanık yaralı kurtulan kişi

Ev sahibi L.O., evine gelenlerin 4 kişi olduğunu, saldırıdan sonra üçünün cenazesini binanın önünde gördüğünü ancak Yasin Börü’yü hatırlamadığını hem gazetecilere hem de mahkemede anlattı. L.O., evine sığınanların giydikleri giysilerin rengine, yüzlerinden akan tere kadar hatırlıyor, ancak Yasin Börü’yü hatırlamıyordu.

Saldırıda yaralı olarak kurtulan Yusuf Er, ilk olarak polis yerine Hüda-Par’a gitti. Daha sonra Hizbullah’ın yayın organlarında çıkan açıklamalarında, “Yasin Börü’nün 3. kattan aşağı atıldığını, üzerinden araçla geçildiğini, ayrıca kafasının taşla ezildiğini“ söyledi. 16 Ekim 2014’te İhlas Haber Ajansı’na da konuşan Er, yine Yasin Börü’nün öldürülmesi hakkında bir şey söylemedi. (http://www.haber7.com/guncel/haber/1211096-yasin-borunun-olduruldugu-dehset-anlari-anlatti)

Yani Yasin Börü cinayetine tanık olduğunu söyleyen tek kişi, ev sahibi L.O.,’nun ısrarla yüzleşmek istediği ancak Hüda-Par tarafından yüzleştirilmesine izin verilmeyen Hizbullahçı Yusuf Er.

Yasin Börü’nün darp edilerek, başı ezilerek, insanlık dışı bir şekilde öldürüldüğü kesin. Ancak nasıl ve nerede öldürüldüğü net değil. Yasin Börü dahil 4 cinayet davası sonuçlandı, davada beraat edenler de oldu, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar da. Ancak Kobanê olayları sırasında tanıkların anlatımına göre Hizbullahçılar tarafından öldürülen 4 kişinin cinayeti halen ‘meçhul’.


Aytaç Baran cinayeti

7 Haziran 2015 tarihinde yapılan seçimlerde HDP’nin zaferle çıkmasından iki gün sonra 9 Haziran tarihinde Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen Yeni İhya-Der Başkanı Aytaç Baran, Yenişehir ilçesi Şehitlik semtindeki 59. sokakta evinin önünde uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. 

Saldırı olayını polis telsizinden duyarak olay yerine giden DHA ve İHA muhabirleri, polislerin gözleri önünde eli silahlı ve sopalı bir grubun saldırısına uğradı. Yere yatırılıp kamera ve fotoğraf makineleri alınan gazeteciler feci şekilde darp edildi. 

Aynı dakikalarda, Şehitlik semtinde bulunan ve genelde yurtsever kesimin gittiği işyerleri tarandı. Saldırıda HDP’li Bayram Özelçi ve Emin Ensen oturdukları kıraathanenin taranması sırasında, HDP’li Bayram Dağhan ise aynı semtte bulunan evine gelen silahlı bir kişi tarafından kurşunlanarak öldürüldü. Sonraki gün ise yine HDP’li Fesih Çınar, Sur ilçesinde sokakta yürürken ensesine sıkılan tek kurşunla öldürüldü.  


Polis kameraları bozuktu

Aytaç Baran’ın öldürülmesinden hemen sonra olay yerine çok sayıda polis ekibi ve zırhlı araçlar sevk edildi. 

Gazetecilerin darp edilmesi ve işyerleri taranarak 2 HDP’linin öldürülmesi polislerin gözleri önünde oldu. 

O akşam polis tarafından tutulan tutanaklarda, TOMA araçları dâhil olay yerinde bulunan 5 zırhlı polis aracının kameralarının bozuk olduğu kayıtlara geçirildi.

Hizbullahçılar Aytaç Baran cinayetinde YDG-H’ı suçlarken, YDG-H aynı gün sosyal medya üzerinden, “İhya Der üyesi MİT tarafından öldürüldü. Halkımızın huzurunu kaçırmayın. Provokasyonculuğunuzu ötede oynayın” açıklaması yaptı.

Çevresinde sevilip sayılan biri olan Aytaç Baran, HDP’li ailelerin çocuklarına da Kur’an dersi veriyordu. Aytaç Baran cinayeti ile tam olarak ne hedefleniyordu henüz bilinmiyor. Ancak cinayetten hemen sonra aynı semtte 3 HDP’linin öldürülmesi, olay yerinden görüntü almak isteyen gazetecilerin feci şekilde darp edilmesi ve 5 polis aracının “kameralarının bozuk olması”, cinayetlerin önceden planlandığı ihtimalini güçlendiriyor.


Cinayetlerden ceza alan olmadı

Aytaç Baran’ın öldürülmesinden sonra olay yerine gelen Hizbullahçıların bulunduğu araçta çok sayıda silah yakalandı. Cinayetler ardından polis, araçlarında silah bulunan Hizbullahçılar da olmak üzere 16 kişiyi gözaltına aldı. 

Sanıkların 8’i “PKK üyesi olmak’, 8’i de “Hizbullah üyesi olmak” suçlarından tutuklandı. PKK ve Hizbullah’ın aynı davadan yargılandığı tek dava dosyasıdır Aytaç Baran cinayeti davası.

Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamada, tutuklu sanıkların tamamı serbest bırakıldı. 12 Temmuz 2016’da görülen davanın karar duruşmasında, tüm sanıklar “örgüt üyeliği” suçundan beraat ederken, sadece M.D’ye “örgüte üye olma” suçlamasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. 6 sanığa ise, “ruhsatsız silah bulundurmak”, “ateşli silahlar yasasına muhalefet” suçunu işledikleri gerekçesiyle 10 aydan 5 yıla kadar değişen hapis cezaları verildi. 8 sanık beraat etti. 

Öldürülen Aytaç Baran ve 4 HDP’linin davası ise kapatıldı. Bu cinayetlerden yargılanan tek kişi olmadı. 

Hizbullah, AKP eliyle hem Yasin Börü hem de Aytaç Baran cinayetlerini çok iyi kullandı. Bunları sembol haline getirdi. Amed’e ziyarete gelen Başbakanlar Ahmet Davutoğlu, Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptıkları her konuşmalarında “inançlı kesimlerin saldırıya uğradığını“ ileri sürerek Yasin Börü’yü anmadan geçmediler.


Kutlu Doğum Haftası,  Börü, Baran...

Hizbullah, ‘sivilleşme’ adı altında dernek faaliyetlerine başlarken, 12 Eylül rejiminin Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle Türkiye’ye hediye ettiği ve dünyada hiçbir Müslüman ülkede kutlanmayan ‘Kutlu Doğum Haftası‘ etkinliklerine sarıldı. Peygamber Sevdalıları Platformu adı altında diğer İslami cemaat ve sivil toplum örgütlerini de yanına alan Hizbullah, her yıl Nisan ayında bu tür kutlamaları yaparak bunu bir propaganda aracına dönüştürdü.

Aynı şekilde “Mekke’nin Fethi”, “Amed’in fethi”, “Dünya Kudüs Günü” adı altında etkinlikler de yapmaya başladı.



Hizbullah’a AKP’den kadro

AKP ile Hizbullah’ın yakınlaşması sonrasında tüm kapıların açılması ile Hizbullah Amed başta olmak üzere Kürdistan’ın birçok kentinde sivil toplum kuruluş adı altında onlarca dernek üzerinden örgütlenmeye hız verdi. Anadolu Ajansı ve TRT’nin Amed Bölge Müdürlükleri Hizbullah’a teslim edildi. Anadolu Ajansı’ndan birçok kişi işten çıkarıldı, yerine Hizbullah’ın ilkha, Rehber TV, doğru haber gibi yayın organlarında çalışan “muhabir”ler yerleştirildi. 

Bu örgütlenme Amed başta olmak üzere, Şırnak, Mardin, Batman ve Bingöl’de hayata geçirildi. Anadolu Ajansı Amed Bölge Müdürlüğü halen “sivil güvenlik görevlisi” adı altında silahlı Hizbullahçılar tarafından korunuyor. 

Amed’da 5 yıldızlı otel statüsündeki Öğretmen Evi de ha keza öyle… 



İŞKUR üzerinden alımlar

Kürdistan’da AKP, devletin resmi yayın organlarını Hizbullah’a teslim ederken, bunlara devletin değişik birimlerinde kadro vermeyi de ihmal etmedi. 

Özellikle Amed’de İŞKUR üzerinden yapılan geçici işçi alımlarında Hüda-Par’ın da ismi geçiyor. Eskiden AKP Milletvekili Galip Ensarioğlu ve kardeşi Cihan Ensarioğlu üzerinden yürütülen İŞKUR üzerinden işe alımların çoğu, bunlardan alınarak Hüda-Par’a devredildi.

Amed’de kayyum atanan Kayapınar, Sur ve Yenişehir belediyelerine de yine Hüda-Par üzerinden yeni kadrolar yerleştirildi. Bunlar arasında belediye başkan yardımcıları da var.


17 Ocak: Beykoz operasyonu

Hizbullah için sonun başlangıcı ise 1999 yılında Öcalan’ın uluslararası bir komplo ile yakalanmasıyla oldu. PKK’nin bittiğini düşünen devlet, ona karşı desteklediği, eylemlerine göz yumduğu Hizbullah’ı tasfiye kararı aldı. Med-Zehra Vakfı kurucusu İzzettin Yıldırım ve Konca Kuriş’in kaçırılması bu süreci hızlandırdı. 

Hüseyin Velioğlu, Mardin, Adana, Konya’dan sonra, yanında en güvendiği adamları ve örgütün arşivi ile birlikte gizlice İstanbul’a taşındı.

17 Ocak 2000 tarihinde İstanbul Beykoz’da villaya yapılan baskında Hüseyin Velioğlu ölü ele geçirildi. Yanında bulunan Edip Gümüş ile Cemal Tutar sağ yakalandı. 

Devlet, eliyle koymuş gibi binlerce Hizbullah militan ve sempatizanını 24 saat içinde gözaltına alıp tutukladı. 

Türkiye’nin dört bir tarafında ‘mezar evler’ ortaya çıkarıldı. Türkiye genelinde yapılan operasyonlarda mezar evlerden 67 ceset çıkarılırken, 593 cinayet, 43 kaçırma olmak üzere bin 267 eylemi yapanlar yakalandı ve cezaevine konuldu. 


ROJHAT ENGİN / ANF/HABER MERKEZİ



815

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA