Musul ertelenen sorunlar yumağı

DAİŞ çeteleri, Türk devletinin yardımıyla 10 Haziran 2014 itibariyle işgal ettiği Musul’da ağır yenilgi aldı. Irak ordusunun denetimini tümüyle ele aldığı kentin bundan sonra nasıl bir yönetim şekline kavuşacağı şimdi en önemli sorun olarak ortada duruyor.

11 Temmuz 2017 Salı | Dünya

Nihayet beklenen oldu, 10 Haziran 2014’te DAİŞ’in işgaline giren Musul, 17 Ekim 2016’da başlayan kurtarma operasyonuyla çetelerden temizlendi. 9 Temmuz 2017, bundan böyle Musul’un DAİŞ’ten kurtuluş günü olarak tarihe geçecek. Irak Başbakanı Haydar El Ebadi, yaptığı açıklamadan sonra Musul’a giderek operasyon yürüten Irak askerlerini kutladı. Ancak, geride Musul’da çok büyük bir enkaz ve insani felaket geride kaldı. 

Devasa bir yıkımın nasıl çözüleceği, farklı halklar, dini gruplar ve etnik yapıların barış içinde bir arada yaşamasının nasıl sağlanacağı, can alıcı bir soru olarak ortada duruyor. 

Zira, bölgede Sünniler, Kürtler ve Şiiler arasındaki sorunlar sürüyor. Bütün güçler açısından temel düşman DAİŞ’in yenilmesiyle şimdiye kadar ertelenen sorunlar tekrar günyüzüne çıkabilir.  Yine Musul’un yanıbaşında Şengal’de yaşayan ve 3 Ağustos 2014’te DAİŞ’in büyük soykırım saldırısına uğrayan Êzîdî Kürtler de henüz bir statükoya kavuşmuş değil. Bu statükosuzluk da yeni katliamlara kapı aralıyor. 


Ordu saatler içinde kenti terketti 

Yer altı ve yer üstü zenginliklerinin yanı sıra ticaret yolları ve Dicle Nehri’nin üzerinde bulunduğu için Ortadoğu’nun en stratejik kentlerinden biri olan Musul üzerindeki tartışmalar, Birinci Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi, sonrasında da devam etti. 

Ortadoğu’da egemen olmak isteyen her gücün göz koyduğu Mezopotamya’nın bu kadim kenti, 10 Haziran 2014 tarihinde DAİŞ’e teslim edildi. Kentteki sayıları 60 binin üzerinde olduğu tahmin edilen Irak ordusu güçleri bir gecede kentten çekilerek kenti, sayıları birkaç yüz ile ifade edilen DAİŞ çetelerine terk etti.

Kentin hangi uluslararası ve bölgesel devletler ile güçlerin, hangi anlaşma ve planlamaları dahilinde DAİŞ‘e teslim edildiği sürekli tartışma konusu oldu. Hiçbir direnişle karşılaşmadan kente giren DAİŞ’in, Irak’ın devrik diktatörü Saddam Hüseyin’in Baas partisi elemanları (Saddam’ın sağ kolu İzzet El Duri vb. isimler) kentteki bazı Sünni aşiretler ve Musul Valisi Esil Nuceyfi ile aşiretinden destek aldığı daha sonra ortaya çıktı.


Türkiye de işin içindeydi

Ancak o günlerden bugüne tartışılmaya devam eden bir başka husus ise DAİŞ çetelerinin kente girdiği günlerde Türk devletinin kentteki konsolosluğunu boşaltmamasıydı. 

Güney Kürdistan Başbakanı Neçirvan Barzani’nin “Musul’daki olayların yaşandığı gece sayın Davutoğlu’yla (dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu) birkaç defa görüştüm. Bizden oradakilere göz kulak olmamızı istedi. Konsolosunuzu iki defa arayıp ne yapabileceğimizi sordum. Tahliye teklif ettim. Ama iyi durumda olduklarını ve yardıma ihtiyacı olmadığını söyledi” sözleriyle Türkiye’nin Musul’da bir oyun sahnelediğini dile getirmiş oluyordu.

O dönemde rehin alındığı söylenen başkonsolos şu anda CHP Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz’dır. 


DAİŞ ile Kobanê pazarlığı

DAİŞ’in 15 Eylül 2014’te başlattığı Kobanê saldırılarının üzerinden bir hafta geçmemişken, Türkiye, Kobanê’ye saldırılara destek verme karşılığında konsolosluk elemanlarını Girê Spî’den teslim aldı. İlk kez bir ülke DAİŞ’in eline geçen yurttaşlarını sağ olarak kurtarmış oluyordu. 

Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bunu “başarılı bir operasyonla kurtardık”, dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu “diplomatik zafer” olarak isimlendirirken, DAİŞ ise “iki devlet karşılıklı olarak masaya oturarak anlaşma sağladı. Türkiye’nin ABD öncülüğündeki koalisyona katılmaması olumlu olarak görüldü” diyerek adeta perde arkasındaki işbirliğini gözler önüne sermiş oluyordu. 

Kaldı ki o dönem gelişmeleri takip eden uzmanlarda oluşan genel kanı, Türkiye’nin DAİŞ’le “Kobanê’ye karşı konsolosluk çalışanları” pazarlığını yaptığı yönündeydi. Zira, Erdoğan 7 Ekim 2014’te Antep’in İslahiye ilçesinde yaptığı konuşmada bu pazarlığa gönderme yaparcasına, “Kobanê de düştü düşecek” diyerek gerçeği kendi ağzından ifşa ediyordu.

Türkiye, perde arkasında DAİŞ’in Musul’u işgal etmesini sağlarken, 17 Ekim 2017’de de başlayan Musul’u kurtarma operasyonuna da sürekli engel oldu. “Beni operasyona katmazsanız bozarım” mantığını, Irak ve ABD yönetimindeki DAİŞ’e Karşı Koalisyon kabul etmedi.

Sonuçta Erdoğan’ın “Musul operasyonunda hem sahada, hem de masada olacağız” düşüncesi boşa çıktı.  

Operasyona Irak ordusu, Irak anti terör birlikleri, Irak polisi, Şii milis gücü Haşdi Şabi, Peşmerge güçleri, Musul’u DAİŞ’e teslim eden Esil Nuceyfi’ye bağlı ve Türkiye tarafından Başika’da eğitilen Heşdî El Wetenî (operasyonun başlamasıyla ismini Ninnova Muhafızları olarak değiştirdi) gücünün bir bölümü ve bazı Sünni aşiret güçleri katıldı. 

ABD öncülüğündeki DAİŞ karşıtı koalisyonun hava desteği verdiği operasyonda 600 ABD askeri de kadar da karada danışmanlık görevi üstlendi. KDP ve Türkiye’nin muhalefetine rağmen Şii milis gücü Haşdi Şabi de operasyona katılarak yasal bir güç konumuna geldi.  


 HABER MERKEZİ





AB: DAİŞ’e karşı önemli bir etap tamamlandı


AB şiddetli çatışmaların ardından Musul’un DAİŞ’den geri alınmasını, örgüte karşı mücadeledeki önemli bir etap olarak tanımladı. Artık yeni bir gelecek için halk grupları arasında güven sağlanması gerektiği belirtildi. 

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini “Irak’taki halk grupları arasında yeniden güven tesis edilmesinin Iraklıların birlikte yeni bir gelecek yaratmaları için şart olduğunun” altını çizdi. 

İngiltere Savunma Bakanı Michael Fallon da, Irak hükümetini ve orduyu DAİŞ’e karşı mücadeledeki başarısından dolayı kutladı ancak “DAİŞ’in Musul ve çevresinden tamamen temizlenmesi için yapılması gereken çok şey olduğunu” söyledi.

Musul’un kurtulmasına yönelik bir açıklamada İran’dan geldi. 

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif yayınladığı Twitter mesajında Irak’ı kutladı.  


 BRÜKSEL



659

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA