Aladdin Sinayiç: Ötekileştirilenlerin öfkesi isyana dönüşürse...

‘Londra dünyanın en kozmopolit ve hoşgörülü büyükşehiri’ yalanına kanmayın. Kozmopolit tamam; ama hoşgörü, büyük bir yalan!

05 Temmuz 2017 Çarşamba | PolitikART

“Eğer bu çocukların saçları sarı, 

gözleri mavi olsaydı, 

bunlar yaşanmayacaktı”


27 katlı, 150 daireli, 600’den fazla İNSAN’ın yaşadığı Grenfell Tower adlı binanın benzin dökülmüş bir kağıt kutu gibi yanmasını protesto eden siyahi bir adamın isyan dolu sözleri bunlar...

Aslında yaşadıklarımızın on kelimelik geniş bir tanımı. Vardığımız noktanın bir özeti aslında. Çok şey anlatıyor bize bu sözler.

Kapitalizmin 600 kişiyi, hatta bazı yerlerde bin kişiyi üst üste istifleyip yaşamak zorunda bıraktığı dönemlerden geçiyoruz. 

Yüzlerce kişiye mezar olan, çocukların canlı canlı alevlerin içinde yandığı Grenfell Tower’ın yanı başında milyonluk evler bulunuyor. Önlerinde Ferrari arabalar olduğu bu evlerin sadece banyosu Grenfell Tower’da 8 kişilik bir ailenin yaşadığı dairenin tüm alanın büyüklüğü kadar. 

Ve Londra bu tür yerleşim yerleriyle dolu. ‘sosyal konut’ adı altında yapılan bu binaların yüzde doksanı toplama kamplarına benziyor. 

Bu yıl Nisan ayında Londra’nın Edgware bölgesinde üç odalı bir dairede 40 kişinin birlikte yaşadığını tespit etti belediye. Kimse bunun sosyal nedenlerini sorgulamadı, sadece kiralayan emlakçıya ceza verilerek olayın üzeri kapatıldı. Bir de memlekette “kapasite üstü kalabalık” diye bir kanun var, kapasitesinin üzerinde insan yaşıyorsa bir evde bunun bir kanuni yaptırımı var. Güzel bir kanun! Da, öncelikle devlet dediğimiz aygıtı yönetenlerin düşünmesi gerekmiyor mu? Yanı başındaki evin banyosu kadar büyüklükteki bir evin üç odasında 40 kişi niye koyun koyuna yatıyor?

***

Londra’nın en kötü bölgesinde bir yatak odalı dairenin ortalama fiyatı bin 200 sterlin. Emek sömürüsünün tavan yaptığı toplumumuzda emekçiler haftanın 6 günü, günde minimum 12 saat 50 sterline çalışıyor. Bu durumda aylığını temiz bir şekilde aldığı takdirde bile bin 200 sterlin oluyor. Evin gaz, elektik, su, emlak vergisi, internet, telefon faturaları üzerine binsin! Ulaşım ve zaruri gıda ihtiyaçları da eklendiği zaman kira ile birlikte en az gelirin 2 bin 500 sterlin olmak zorundaki sadece yaşayabilesin. Zaten gelirinizin 2 bin 400 sterlinin üzerinde olduğunu kanıtlayamazsanız şayet, hiç bir emlakçı size bir odalı evi asla kiraya vermez. Bu durumda ne olacak, işte böyle küçücük bir evi 10 odaya ayırıp oda oda kiraya verirler! Ülkenin en önemli organizasyonlarından birisi olan Shelter’a göre İngiltere’de 250 binden fazla evsiz yaşıyor!

Evet bundan kaynaklı on binlerce insan, oda diye tabutlarda yaşıyor. Bundan kaynaklı o ‘sosyal konut’ dedikleri toplama kampları olsa da insanlar, bu evleri alabilmek için hayatlarını büyük yalanlarla süslüyor. 

Birebir tanıdığım çok sayıda insanın evinde hiçbir sakatlığı olmadığı halde koltuk değnekleri var! Zaman zaman şahit oluyorum, ‘sosyal devlet’in’ ‘sosyal yardımlarından’ yararlanabilmek için insanlarımızın ne tür yalanlar attığına. 

Altına yapanlar, kulakları duymayanlar, hiç konuşamayanlar, yürüyemeyenler, deli olanlar ve daha niceleri… Devlet toplumu yalan söylemeye, ‘ahlaksız’ davranmaya mecbur bırakmış adeta. Ya sokakta kalacak, aç kalacak, ya da sosyal devlete ulaşabilmek için her türlü yalanı mubah sayacak. Şimdi bu durumda evinde koltuk değneği bulunduran mı suçlu, yoksa onu ona mecbur bırak devlet mi? 

Hep söylüyorum, “Devlet toplumu ahlaksızlaştırıyor!”, hem de öyle bir ahlaksızlaştırıyor ki zamanla bu aktörlük durumu gerçek hayatın kendisinde de yaşanmaya başlıyor. Yalan söyleme duygusu yaşamın bir parçası haline geliyor, sürekli anlatmak zorunda kaldığı ruhsal hastalıklarına zamanla kendisi de inanmaya başlıyor! 

***

Bu denli büyük dengesizliği, adaletsizliği, sınıflar arası uçurumu görüp üzerine düşünmezsek çok büyük sosyal patlamaların gelişmesi çok yakındır. 

Bu ülkeye ilk geldiğim yıl olan 2011’de Mark Dungan adlı siyahinin polis tarafından katledilmesi ile başlayan bir isyan yaşandı. Günlerce süren bu isyan ilerideki büyük sosyal patlamanın sadece bir habercisiydi. Yine geçtiğimiz hafta Londra’da 25 yaşındaki Edir Federico Da Costa adlı gencin polisler tarafından ağır darp sonucu gözaltında yaşamını yitirmesi, öfkeli gençleri sokaklara döktü.  

14 Haziran’da bir peçete gibi yanan Grenfell Tower’da 150’den fazla insan can verdi. Yangının üzerinden iki hafta geçti ama devlet halen o binada yaşamlarını yitiren insanların sayısını net açıklamıyor. Önce 6, sonra 12, sonra 17 sonra 30, Sonra 79, sonra bilmem kaç tane kayıp... Bize alıştıra alıştıra anlatıyorlar! Trajedinin yaşandığı günden bu yana, olayı toplu cinayet olarak tanımlayan İşçi Partisi Milletvekili David Lammy, yangında ölenlerin gerçek sayısının isyana mahal vermemek için gizlendiğini söyledi. Devlet halen ölü sayısını 79 olarak açıklasa da, Grenfell Tower binasının sahibi olan Kensington Belediyesi’nin Kürt Meclis üyesi Baxtiyar’ın bana söylediği, ölü sayısının 150 civarında olduğu ve ölenlerin yarısından fazlasının kimliklerinin hiçbir zaman belirlenemeyeceğidir. Çünkü cesetlerin tamamen kül olmuş durumda. 

İnanılmaz bir öfke birikmesi var. İnsanlar katliamın farkında. Bu katliama neden olan şeyin renkleri ve fakirlikleri olduklarının da farkındalar. Binada yaşayanların yüzde 90’ı Ortadoğulu ve ülkelerindeki yangından kaçmış olan insanlar. 2 sene önce Suriye’den gelip İngiltere’de mülteci olan 23 yaşındaki Muhammed Ali gibi...  

Ortadoğu’ya ektikleri nefret ve şiddetin yankıları Avrupa sokaklarında net bir şekilde duyulur oldu artık. Son 2 ay içerisinde İngiltere’de yaşananlara bakalım; Önce Westminster köprüsü, arabayla yayaların üzerine dalıp sonra da bıçakla etrafına saldıran, Manchester’da üzerine bombayı bağlayıp gençlerin içinde patlatan, daha sonra London Bridge ve Brough Market aynı şekilde, kamyonetle yayaları ezdikten sonra inen 3 kişi, ellerinde bıçaklarla hiç tanımadıkları hayatları aldı. Son olarak ta camiden çıkanların üzerine yine arabayla daldılar. 

Durum gerçekten vahim.

Öfke çok büyük...

Siz “Londra dünyanın en kozmopolit ve hoşgörülü büyükşehri” yalanına bakmayın. 

Evet dünyanın en kozmopolit şehri ama hoşgörü boyutu büyük bir yalan! Evet zıtların, farklılıkların bir arada yaşadığı bir kent. Ancak o kadar da masum değil. İnsanlar birbirinden nefret ediyor. Fakir zenginden, zengin fakirden, çalışan çalışmayandan, yardım alamayan alandan, belediye memuru yardım başvurusuna gelen vatandaştan, vatandaş belediye memurundan, işçi patrondan, Müslüman Hıristiyandan, Hıristiyan Müslümandan, Hindistanlısı Pakistanlısından, beyaz İngilizler göçmenlerden, tüm göçmenler de Bulgar ve Romenlerden, beyazlar siyahlardan, siyahlar beyazlardan, AB’den çıkmak isteyenler, kalmak isteyenlerden ve ve...

Evet kapitalist devlet, toplumsal olguyu tümden ortadan kaldırmak için tüm araçları hoyratça kullanan durumda. Bu yüzden de birey olarak ayakta kalma kavgası verenler, yaşadıkları sorunların hepsinin kaynağında diğerini görür noktaya gelmiş. 

Evet halen umudunu yitirmemiş, ‘birlikte daha güçlüyüz, farklılıklarımız zenginliğimizdir, göçmenler hoşgelmiş’ vb sloganlarla mücadeleye devam edenler de var. Ama içini diğerine karşı nefret ve kinle dolduran milyonlarca sessiz yığın var...

Ve bu nefretin öfkeye, öfkenin isyana, isyanın kaosa evrilmesi çok uzak bir ihtimal değil! 

Aslında o siyahi gencin sözleri bu isyanın habercisi gibidir. 

Bu sosyal adaletsizlikleri, dengesizlikleri ortadan kaldırmak ve her gün biraz daha büyüyen bu nefret virüsüne karşı savaşmak hepimizin görevi... 



287

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA