1 FİLM 1 KİTAP

Koku: Bir Katilin Öyküsü

05 Temmuz 2017 Çarşamba | PolitikART

Patrick Süskind’in 18. yüzyıl Fransası’nda geçen ünlü romanı Koku’dan uyarlanan “Koku: Bir Katilin Öyküsü”, kokulara karşı dayanılmaz bir zaafı olan Jean Baptiste Grenouille (Ben Whishaw) hikayesi üzerinden derin bir toplum eleştirisine girişiyor.

Jean Baptiste Grenouille, kötü kokuların hakim olduğu bir balık pazarında istenmeyen çocuk olarak dünyaya gelir. Çocukluğu hep sahip değiştirmekle geçer. 

Yetişkin bir genç olduğunda bir derici ustasına köle olarak satılır. Bir gün kokusu da en az kendisi kadar güzel olan bir kadının istemeden ölümüne sebep olur. Kadının ölümünden ziyade artık onun kokusunu hiç duyumsayamayacağı için üzülür ve o andan itibaren kokuyu nasıl saklayabileceğini öğrenme arzusuyla yaşar. 

Kokuyu saklama yöntemini öğretmesi için bir parfümcünün yanında çalışmaya başlar. Parfümcüden daha fazla bir şey öğrenemeyeceğini anladığında, daha çok bilgi sahibi olabilmek için oradan ayrılır; kendi kokusunu yapmak için işe koyuluyor.

Tüm insani duygulardan yoksun olan Jean-Baptiste Grenouille, kendine ait bir kokusu olmadığını fark ettiği gün dehşete kapılır. O günden sonra, insanların kokularını çalarak hayalindeki mükemmel kokuya sahip olmak için bir seri katile dönüşür. Amacına ulaşmıştır, istediği parfümü yapmıştır. Ancak işlediği cinayetlerin bedeli idamdır. Gerilimin bir an bile düşmediği sahnelerden sonra izleyiciyi çarpıcı bir final bekliyor.

Dünyanın en ilginç seri katiliyle karşı karşıya olduğumuz filmde, koku metaforu üzerinden aslında birey olamamış bir insanın trajedisini izliyoruz. 

Stanley Kubrick gibi bir sinema ustasının ‘’Bu roman filme uyarlanmaz’’ dediği filmde, Ben Whishaw’ın muhteşem bir performansı da dikkatlerden kaçmıyor.


Yönetmen: Tom Tykwer

Oyuncular: Ben Whishaw, Alan Rickman, Rachel Hurd-Wood, Dustin Hoffman

Tür: Dram | Fantastik 

Yıl: 2006

Süre: 147 dak.

Ülke: Almanya, Fransa, İspanya, ABD

Dil: İngilizce



Çileli Ağavni


Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan Çileli Ağavni, Sivas-Suşehri’ne bağlı Pürk köyünde yaşayan Ağavni Norşen’in yaşamını anlatırken 1915 Soykırımı sırasında binlerce benzeri yaşanan trajik bir hikâyeyi aktarıyor. 

Pürk’te öğretmenlik yaptığı sırada köyün erkeklerinin tutuklanıp öldürülmeleriyle kocası Avedis’i kaybeden, ardından çıkarıldığı tehcir yürüyüşünde annesini ve kızını yitiren Ağavni’nin, önce Karadaş adındaki bir Kürt köyüne, ardından Zara’ya ve nihayet İstanbul’a uzanan serüvenini, torunu Hraç Norşen anlatıyor.

Kanın, gözyaşının, tecavüzlerin, katliamların, çilelerin içinden geçip her defasında hayata tutunmayı başaran Ağavni’nin hikâyesi, kurbanların da birer iradesi ve çeşit çeşit direnme yolu olduğunu, tarihi zalimler de yazsa, geleceğe bir şeyler bırakma umudunun küçük insanları hayata bağlayabileceğini anlatıyor.

Yaşadığı bütün acı olaylara karşın, Ağavni de sıkışıp kaldığı çemberden çıkışın yolunu, yaşadıklarını başkalarına anlatmakta bulur. Defterler dolusunca yazdığı hatıralarını, yine bir şiddet olayının gölgesinde, 6-7 Eylül 1955 olaylarının ardından yakmak zorunda kalsa da, torunu Hraç Norşen sayesinde, başından geçenler, yıllar sonra bu kitapla ölümsüzleşir.

Kitabı babaannesine olan borcunu ödemek için yazdığını söyleyen Hraç Norşen, “Babaannemin anlattıklarını ilk dinlediğimde küçücük bir çocuktum. Onun hayat hikâyesini, köyü Pürk’ü, ailemin hiç tanımadığım fertlerine dair hatıralarını, her birinin yaşadığı acı olayları, yıllar yılı hiç bıkmadan dinledim. Bu kitabı, yaşadıklarının, çektiği çilelerin bilinmesini, duyulmasını çok isteyen babaanneme olan borcumu ödemek için yazdım” diyor.



185

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA