Zîlan vasiyettir, manifestodur

Zîlan gerçeği, Zeynep Kınacı’lar gerçeği, bizim için aslında bir vasiyettir... Bir manifestodur. Nasıl yaşanması gerektiği, nasıl savaşılması gerektiği... Dersim’in dirilişi için unutulmaz ve belki de yaşamın biricik kaynağı olarak bu kişilik ve eylem değerlendirilecektir. Kahramanca olanlar tarihe böyle etki bırakır.”

29 Haziran 2017 Perşembe | Dizi

Zîlan'ın izinden - 1. Bölüm

Hazırlayan: Dicle Newal



Tarih 30 Haziran 1996. Bir çığlık duyuldu Dersim’den. Coşkulu cesur, sevgi dolu bir sesleniş... Uyuyan beyinlere, tutsak yüreklere bir çağrı. Baharda esen sıcak bir meltem gibi dalga dalga yayıldı. Can oldu, kan oldu. Adaletsiz hükümranların, kara cellatların yüreklerinde patladı. Onun yüreğindeki sevgi ve ışık, sonsuzluğa cesurca koşması, iliklerine kadar titretti herkesi...

Sesindeki gürlükle karanlıkların üzerine amansızca yürüdü. 

Hiç görülmeyen o yüce sesin yankısı olmayı başardı. Aynı tonda, aynı ahenkte, aynı renkte...

Bir türkü oldu, adı özgürlük olan. Birçokları nice zamanlarda sesin yankısı olabilmeye çalıştı; fakat bunu “Zîlan” başardı. Onun melodisiyle sonsuzlaştı. 

 

Zîlan olmaya doğru

Malatya merkezinde 1972 yılında doğan Zeynep Kınacı, aslen de Malatya’ya bağlı Elmalı köyündendir. Malatya İnönü Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nden mezundur. Hem çalışıp hem okuyan Zeynep, dört yıl boyunca Malatya Devlet Hastanesi’nde röntgen teknisyeni olarak çalışır. İnönü Üniversitesi’nde öğrenim gördüğü ilk yıllarda idealist bir düşünce yapısına sahiptir ama devrim ile tanıştıktan sonra okulu devrime hizmet temelinde değerlendirmeye başlar. Uzun süre kendisini tanıma ve sorgulama sürecine giren Zeynep, 1994 Ağustos’unda Adana’dan Özgürlük Hareketi’ne katılım sağlar ve bir süre burada cephe faaliyetleri yürütür. Belli bir süre bu çalışmaları büyük bir başarıyla yürüttükten sonra 1995 yılında gerilla saflarına katılır ve Zîlan adını alır. 

 

Komplonun ayak sesleri

Zîlan’ın gerilla saflarına katılım gerçekleştirdiği süreç, Türk devletinin PKK karşısında artık çok zorlandığı ve kesin bir imhayı hedeflediği bir sürece denk gelmektedir. Türk Genelkurmaylığı başta olmak üzere devlet kurumları, “Tek bir fert kalmayıncaya kadar bu mücadele devam edecek” açıklamalarıyla inkâr-imha politikalarında ısrarlı olacaklarını ortaya koymuşlardır. 1996 yılı, Türk devleti yönetiminin Özgürlük Hareketi’ni bitirmek için her türlü askeri yönelim, faili meçhul, kontravari ve komplocu yöntemleri kullanmayı öngören bir kesimin elinde olduğu bir dönemdi. 

Hiçbir şekilde Özgürlük Hareketi’ni bitiremeyeceklerini anlayan Türk devleti, 6 Mayıs 1996 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a karşı bir suikast girişiminde bulunur ama bu girişimi boşa çıkar. Hâlbuki içinde bulunulan dönemde Özgürlük Hareketi tarafından ateşkes ilan edilmiştir ve barış arayışları vardır. Türk devletinin buna cevabı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı imhayı amaçlayan 500 kilogramlık bir bombanın patlatılması olmuştur. Önderliğine karşı geliştirilen bu yönelimin kısa dönemli ya da taktiksel olmadığını ve uluslararası komplonun işareti olduğunu en derinden hisseden, Zîlan olur. Bu yönelimlere en iyi cevabın fedai bir tarzda olacağına karar vererek kendisini “anlamlı ve büyük bir eylem” için hazırlar. 


Ve tarih 30 Haziran’ı gösterir

Yıl 1996, Dersim. Sıcak bir haziran ayının son günü. Günlerden Pazar. Etrafı dağlarla çevrili şehir merkezinde görünüşte normal bir akşamüstü. İş yerlerinin, dükkanların, kahvehanelerin, lokantaların ve fırıncıların akşam öncesi hummalı hareketlilikleri olmasa, sakin bir gün daha bitmek üzere denilebilir. Munzur suyu, şehrin kalabalığına eşlik ediyor. Güneş bakır bir top misali sarı ışıklarını dağların eteklerinden aşağılara doğru hızla gezdiriyor. Yavaş yavaş serin hava esmeye başlıyor, şehrin dört bir yanından. Öğrenciler, memurlar, esnaflar, yolcular, birazdan kışladan gelecek askeri bandonun merasim töreninden önce işlerini bitirmenin telaşına koyulmuşlar. 

Her cuma günü, akşam vakti, askeri törenle marş okunurdu şehrin işlek caddesinde, parkın hemen önünde. İnsanlar sağa sola koşuştururken parkın giderek seyrekleşen masalarından birinde oturan, sarı çiçekli elbise giymiş, siyah saçlı, genç bir kadın, kimseye hissettirmeden etrafı izliyordu. Yürek atışları göğsünü delecek gibi... Bin yılların öfkesini taşıyor sanki içinde. Zalimle, zorbayla ve katliamcılarla bugün büyük bir hesaplaşma içine girecek. Birazdan güneş dağların arkasında gizlendiğinde özgürlük çığlıkları tüm dağda taşta yankılanacak. 

Munzur dağlarına doğru gururla son bir kez daha bakıyor. Bir anda, “Dersîm dört dağ içinde, gülü var bağ içinde, bu yerler viran oldu...” türküsü geliyor aklına. Dudakları hafiften oynuyor, şarkıyı söylemek istercesine. 

Sonra yoldaşları birer birer gözlerinin önünden geçiyor. Onlardan ayrılırken derin bir sızı duymuştu, ince ve yürek yakan... Göz açıp kapayıncaya kadar, su gibi akıp geçmişti bu zaman. Gururlandı, geçmişe giderken. Gerillacığı, dağların yücelticiliğini, güzelliğini dopdolu yaşadığını hissetti ve yeniden gülümsedi. O, dağlı bir kadın olmayı, gerilla olmayı, devrimci olmayı hep sevmişti. Kürdistan dağlarındaki yeşilliği, ormanları, kır çiçeklerini, asi dağları, yıldızlarla dolu gökyüzünü, derin vadileri, soğuk çeşmeleri, dar patikaları yüreğine ve beynine nakşetmişti. 

Saatine baktı, artık dakikalar kalmıştı. Güneş, ışınlarını gökyüzünden çekmeye başlıyordu. Parlayan gözleriyle etrafa, ağaçlara, çimenliklere, insanlara tüm ayrıntılarıyla bakıyor ve derin derin düşünüyordu. Parkın etrafını kaplayan yemyeşil sarmaşıklara bakmayı da ihmal etmiyordu.

Eylem gerçekleştiği zaman yer, gök inliyor. Güneş dağlardan ışıklarını çekmeden önce o gürültü ile irkiliyor. Genç bir kadın “Özgür yaşam hakkımız engellenemez” diyerek kendisini paramparça ediyor, düşmanın kalbinin tam ortasında patlatıyor o narin bedenini. “Davam, Önderim, mazlum halkım, kadınlar, tarihim, dilim, yoldaşlarım” diyor. O gece, tüm karanlıkları sonsuza dek aydınlatacak kadar koskocaman bir yıldız parlıyor gökyüzünde. Parlayan o yıldızın adı Zîlan oluyor.


Zîlan’ın bıraktığı mektup

Zîlan, kendisini böylesi bir eyleme götüren süreci yazdığı mektupta şu şekilde dile getirir:

“Bu eylemi, gerçekleştirmem gereken bir görev olarak görüyor ve kendimi sorumlu hissediyorum. Mazlum, Hayri, Kemal, Ferhat, Besê, Bêrîtan, Berivan ve Ronahî yoldaşların direnişlerine sahip çıkmak ve onların takipçisi olmak istiyorum. Halkımın özgürlük isteminin ifadesi olmak istiyorum. Emperyalizmin kadını köleleştiren politikalarına karşı bombayı kendimde patlatarak hıncımın ve öfkemin büyüklüğünü göstermek ve Kürt kadınının dirilişinin sembolü olmak istiyorum. Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Başkan APO önderliğinde yürütülen ulusal kurtuluş mücadelemiz çok yakında zafere ulaşacak ve mazlum halkım dünya insanlık ailesi içerisinde hak ettiği yerini alacaktır.”


Ayrıca bu mektubunda halka ve topluma  dönük mesajları da vardır...


“Tüm dünyaya haykırıyorum!

Duyun artık! Açın gözlerinizi, biz vatanı elinden alınmış, dünyanın dört bir tarafına muhacir gibi dağılan bir halkın evlatlarıyız. Bizler artık vatanımızda özgürce yaşama, insanca yaşama olanaklarına kavuşmak istiyoruz. Kan, gözyaşı ve zulüm, halkımın kaderi olmamalı artık. Barışa, kardeşliğe, sevgiye, insana, doğaya ve yaşama en çok sevgi dolu olan biziz. Bu sevgidir bizi savaşa zorlayan. Ölmek ve öldürmek istemiyoruz. Ama özgürlüğümüzü kazanmanın da başka yolu yoktur. Susmak en büyük suçu işlemektir. Eğer gözlerimizin önünde akan bu kanı görüyor ve sessiz kalıyorsanız, en büyük suçlu sizlersiniz.


Yurtsever halkım!

Bu eylemle yüreklerinizin dili olmaya çalışacağım. Bizler dağlarda binlerce evladınız sizlerin özgür yarınları için bir kez değil, binlerce kez canımızı feda etmeye hazırız. Savaşımızın bu en kızgın günlerinde sizler de saflarınızı netleştirmelisiniz artık. Savaşımımızın adı halk savaşıdır, öyleyse halk savaşının gereklerini yerine getirelim. Özgürlük ağacı kanla sulanır diye bir deyim vardır. Özgürlüğünüzü ucuz terk etmemelisiniz. Şunu çok iyi bilince çıkarmak gerekiyor ki, ülkemiz çok değerli. Bunun için düşman bu kadar ısrarlı. Biz neden ısrarlı olmayalım ki? Canımızdan başka kaybedecek neyimiz var? Onurluca ölmeyi, onursuzca yaşamaya tercih edelim. Özgürlüğe çok yakınlaştığımız bu süreçte halkımızın şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da PKK’nin başlattığı direniş mirasına sahip çıkacağına, ödediği bunca bedelden sonra bir o kadar da ödeyeceğine ve özgür yarınları kendi elleriyle yaratarak dünya toplumları içerisinde şereflice yerini alacağına olan inancımla selamlıyorum!”


Öcalan: Zîlan, vasiyettir

Zîlan’ın gerçekleştirdiği bu eylem, yalnızca Kürdistan’da değil Türkiye ve dünyada ses getirdi. Eylemi Kürt Halk Önderi, şu şekilde değerlendirmiştir:

“Ben her zaman söylüyorum: Bir Zîlan gerçeği, Zeynep Kınacı’lar gerçeği, bizim için aslında bir vasiyettir. Ben istemedim öyle bir eylem yapsın, bireysel kararı ile böyle bir eyleme giriyor. Bir manifestodur. Nasıl yaşanması gerektiği, nasıl savaşılması gerektiği; düşüncesiyle, ideolojisiyle, örgüt anlayışıyla ve hatta eylem anlayışıyla biz buna saygısızlık edemeyiz. Kadının dirilişi diyor. Ayriyeten Dersim olması da önemlidir. Dersim’in dirilişi için unutulmaz ve belki de yaşamın biricik kaynağı olarak bu kişilik ve eylem değerlendirilecektir. Kahramanca olanlar tarihe böyle etki bırakır.”


YARIN:  Zîlan kod adını alan gerillalar anlatıyor...


1766

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA