Gülsüm Bilgiç: Hiçbir yerden beklentimiz yoktur

Hiçbir yerden beklentimiz yoktur. Çünkü sorun Kürtler olunca bütün dünya sağır ve kör oluyor. Bu kadar baskıya karşı Kürtler direniyor ve direnmeye devam edecek. Anlamıyorum, niye Avrupa devletleri Erdoğan'ın yaptıkları karşısında sessiz kalıyor? Benim yaşlı annem ve babam, Avrupa'dan daha cesaretlidir. Ölümden kaçmadılar, yerlerinde kalıp direndiler.

13 Haziran 2017 Salı | Dizi

NİHAL BAYRAM / BENSHEIM


Gülsüm Bilgiç’in anne ve babası Selamet ve Mehmet Şahin’i Türk devleti, Cizre’deki abluka sırasında, 14 Ocak 2016’da katletti. 

Selamet ve Mehmet Şahin, 78 yaşındaydı. Kızları Gülsüm, 23 yıldır yurtdışında yaşıyordu ve yıllar sonra ilk defa 2015 yılında ailesini görmek için memleketine gidebilmişti. Bu ziyaretin üç ay sonrasında katledildiler.

Türk devletine bağlı işgal güçleri, iki eşi kapısını kırarak girdikleri evlerinde infaz etmişti. On yıllardır Türk devletinin zulmüne karşı koyan ve Özgürlük Hareketi’nin yanında duran iki eş, abluka boyunca da evlerini terk etmeyi reddetmişti.

Gülsüm Bilgiç ile anne ve babasının hem hikâyesini hem de katledilmelerini konuştuk.

Bilgiç, anne ve babasının yurtlarını terk etmediğini, zulme cesurca karşı koyduğunu anlattı ve ekledi: “Sonuna kadar direneceğiz. Direnişten başka yolumuz yok, direnmeye mecburuz. Direnmek de en doğal hakımız. Direnmeyeceksek ölelim daha iyidir. Eninde sonunda bir gün hepimiz öleceğiz, bari bu ölüm şerefli olsun.”


Bize biraz anne ve babanızı anlatabilir misiniz?

Babamı tanıyanlar bilir: Melek gibi bir insandı. Anlayışlı ve yurdunu seven bir babaydı. Babam yalnızca insanlık için yaşıyordu.

Annem ve babamın yaşamı köyde geçti. 1993’te bizim köyü boşalttılar. Aileme koruculuk dayatıyorlardı. Evlerini yakıp yıktılar. Bu olaydan sonra annem ve babam Cizre’ye taşındı. Baskılar Cizre’de devam etti. Bırakmadılar normal bir yaşam sürdürsünler. 

Annem ve babam oldukları için söylemiyorum, gerçekten yurtlarına ve insanlığa bağlı insanlardı. Onlar gibi iyi, dürüst insanların sayısı azdır.  

Annem Kuran okuyordu, bu konuda yüze yakın insana eğitim verdi. Türk devleti Müslüman olduğunu söylüyor ama gidip annem ve babam gibi yaşlı insanları öldürüyor. Çocukları öldürüyorlar. Türk devleti, yaşlı, çocuk, genç, kadın demeden katliam yapıyor. Bu Müslümanlık mıdır, diye soruyorum. Nerede yazılmıştır, “Gidin yaşlıları yataklarında katledin” diye? İnsanlara zulüm yaparak ne kazanacaklar? 


Annen ve baban Cizreli mi?

Evet, aslen Cizreliler. Köyümüz Cizre’ye bağlı Bağlarbaşı (Serdahlê) köyü.


Yalnız mı yaşarlardı?

Annemle babam erkek kardeşimin evinde kalıyordu. Hiçbir şeyden korkmuyorlardı. Zaten “Biz fakir insanlarız, hiç kimseye zararımız yoktur, evimiz terk etmemiz için hiçbir neden yok” diye düşünüyorlardı. Bunun için evlerinden çıkmadılar. Yaklaşık bir ay evlerinde kaldılar. Zaten hastaydılar. Evlerini terk edecek durumları da yoktu. Annemle babam kalkıp oturmakta dahi zorlanıyordu. Ömürleri 80’e yakındı. Bu kadar yaşlı olmalarına rağmen onlara yine de zulüm yaptılar. 


En son ne zaman annenizi ve babanızı gördünüz? 

Son olarak 21 yılın ardından, katledilmelerinden de üç ay önce gidip onları gördüm. Anne ve babamı gördüm ama bu yaşadıklarım içimde bir yara olarak hep kalacak. Yaklaşık 23 yıldır burada ömrümüz tükendi. Anneme, babama, ülkeme hasret kaldım. Uzun yıllardan sonra gidip ailemi görüp döndükten iki-üç ay sonra Cizre olayları çıktı. Kürdistan’ın birçok kentinde talan ve yıkımlar yaptılar. 

Onları son gördüğümde herkese minnettarlardı. Bu zulmün durması için hep dua ediyorlardı. Bu iyi niyetlerine rağmen onları öldürdüler.


Bu olay olduğu esnada yanlarında birileri var mıydı? Olay nasıl yaşandı? Siz nasıl duydunuz? 

Ablam da Cizre’de yaşıyor. Evleri annemlerden biraz uzaktaydı. Ablamın kaldığı mahalle onlarınkinden biraz daha sakindi. O süreçte bazen telefonlar çıkıyordu, bazen de çıkmıyordu. Annemle babamın kaldığı yerde elektrik ve sular kesikti. Yaşlı olduklarından çok zorlanıyorlardı. Bazen ablamın eşi mermilerden dolayı yerlerde sürünerek gidip onları görüyordu. Eniştem, annemle babama, “Gelin, bizde kalın” diyordu ama onlar evlerini terk etmek istemiyorlardı. Annemle babam, “Biz evimizi barkımızı bırakıp ölümden kaçmıyoruz, kimseye bir şey yapmamışız” diyorlardı. Sürekli “Evimizde kalacağız, asla terk etmeyeceğiz” diyorlardı. 

Eniştem sormuş bir keresinde, “Burada nasıl dayanıyorsunuz” diye. Onlar da, “Yağmur suyu içiyoruz” demişler, yiyecek bir şeylerinin olmadığını da söylemişler. Daha sonra enişteme, “Sen git, çocuklarını yalnız bırakma” demişler. Bana durumu sonradan anlattılar. Ablamın haberi yoktu. Başta ablama annemle babamın katedildiğini söylememişler, yalnızca hastaneye kaldırdıklarını söylemişler. Ambulansla Şırnak’a kaldırmışlar, orada öğreniyorlar öldürüldüklerini. 


Ablanız hala orda mı? 

Evet, ablam hala Cizre’de kalıyor. 


Çocukları var mı? 

Evet, var. Onlar da şu anda Cizre’de kalıyor. Ülkelerini, topraklarını terk etmek istemiyorlar. 

Bu insanlar o topraklarda doğmuş, oralarda büyümüş, niçin ülkelerini terk etsinler? Ne hakları var gelip insanları evlerinde öldürmeye? Bu hakkı kendilerinde nereden buluyorlar? Bu zulüm nereye kadar sürecek? 

Türk devleti yıllardır bu zulmü uyguluyor. Kürtlere bu zulüm, ilk kez yapılmıyor. 1990’larda da bunu yaptılar. 1993’te yine babamların evini böyle yakıp yıktılar. Ablamın eşini 1993’te öldürdüler. Hiçbir sebep yokken başımıza bütün bunları getirdiler. Eniştem öldürüldüğü zaman 6 çocuğu vardı. Bu çocuklar öksüz kaldı. Ablam bugün dahi çocuklarına yalnız başına bakmakta zorlanıyor. Perişan oldular. Ben gittim, durumlarını gördüm, perişanlardı. Gidip çöplerden eşya toplayıp çocuklarına veriyorlardı. Bu yapılan zulümle Türk devletinin eline ne geçiyor? Bizler bu zulmün karşısındayız. Hiç kimse öldürülmesin. Türk devletine “Artık yeter” diyorum. 


Peki yaşananları ablanızdan mı öğrendiniz? Olay nasıl anlatıldı size? 

Aslında abilerim Adana’da kalıyor. İlk başta ablama telefon açtım. Ablam çıkmayınca abilerimi aradım. Onlara “Annemle babamdan haber var mı” diye sordum. Abilerim bana annemle babamı hastaneye kaldırdıklarını söyledi. Ben de yaşlı oldukları için belki hasta olduklarını düşündüm, öldürüldükleri hiç aklıma gelmedi. Daha sonra ailem hastaneye gidiyor ve orada öldürüldüklerini öğreniyorlar. Benim de o zaman haberim oldu. 


Duyunca neler hissteniz?

Sanki yüreğimde bir şeyler koptu gibi oldu. 


Bütün bunlar yaşandığında ablanız orada mıydı? O ne yaptı? 

Ablam cenazelerini hastanede görmüş. Sanırsam Faysal Sarıyıldız, annemle babamın cenazelerinin üstüne gidiyor. Başka da bir şey bilmiyorum. 


Cenazelerini nereye gömdüler? 

Cizre’ye getirilmelerine izin verilmediler. O zaman Cizre’de sokağa çıkma yasağı vardı. Bundan dolayı cenazelerini Şırnak’ta toprağa vermek zorunda kaldık.


Bu olayla ilgili herhangi bir girişimde bulundunuz mu?

Annemle babamın başına bu olayı getirenler yargılanmalı, katliamların hesabını vermeli. Türk devleti, bunu kim yaptıysa yargılamalı. 


Sizce Cizre ve Sur’a neden bu kadar yöneldiler? Neden özellikle Cizre?

Nedeni ortadadır. Cizre zulme karşı direniyor. Oradaki halk, direniş içerisindedir. Cizreliler en doğal haklarını istiyor. Zulme, baskıya yeter diyor. Zulme karşı direnmek çok doğal bir şeydir. Bir hayvana dahi saldırı olduğunda kendini hemen korumaya çalışır. Bu da çok doğal bir hak. Zulme karşı sesimizi çıkarmamamızı istiyorlar. Hayır. Zulme ve baskıya karşı sonuna kadar direneceğiz. Direnişten başka yolumuz yok, direnmeye mecburuz. Direnmek de en doğal hakımız. Direnmeyeceksek ölelim daha iyidir. Eninde sonunda bir gün hepimiz öleceğiz, bari bu ölüm şerefli olsun. 


Cizre, Sur, Nusaybin gibi birçok kentte direnişler ve devletin katliamları yaşandı. Yeterince sahiplenildi mi sizce?

Eksikler olabilir, yeterince sahiplenmemiş de olunabilir ama birçok yer de bu zulme karşı ayağa kalkmıştır. “Hiç sahiplenme olmadı” demek doğru değil, bir sahiplenme vardı ama yetersizdi. Karşımızdakiler çok acımasızdır. İnsanların cenazeleri ve kemiklerini dahi vermiyorlar. Bütün bu baskı ve zulme karşı halkın duruşunun iyi olduğunu düşünüyorum. Halk bu zulme karşı ayağa kalktı. Belki eksikler olabilir ama bir direniş vardı. 


Şu anda memleketinizde durumlar nasıl?

Birçok ailenin evini yıkmışlar. Belki ablamın evini de yıkabilirler, bu tür duyumlar alıyoruz. Bütün baskılara karşı halk yerinden ayrılmak istemiyor. Hiç kimse toprağından ve yerinden ayrılmak istemiyor. 


Sizce çözüm nedir? Ne yapılabilir? 

Hiçbir yerden beklentimiz yoktur. Çünkü sorun Kürtler olunca bütün dünya sağır ve kör oluyor. Bu kadar baskıya karşı Kürtler direniyor ve direnmeye devam edecek. Anlamıyorum, niye Avrupa devletleri Erdoğan’ın yaptıkları karşısında sessiz kalıyor? Kendilerini o kadar demokrat gösteriyorlar ama bir Erdoğan karşısında sessiz kalabiliyorlar.

Benim yaşlı annem ve babam, Avrupa’dan daha cesaretlidir. Ölümden kaçmadılar, yerlerinde kalıp direndiler. Avrupa devletlerinin Türk devleti karşısında yaşlı annem ve babam kadar cesareti yoktur. Kürtlerin başına bu kadar zulüm gelmişse insan gibi yaşamak istemelerindendir. Avrupa devletlerine çağrım, bu yaşananlar konusunda daha fazla sesiz kalmamaları. Dünyada her şey çıkar değildir. Çıkar ilişkileri bir yere kadardır. Bir gün Erdoğan ve Türk devleti onların da başına bela olacaktır. Zaten onları da tehdit ediyorlar. Erdoğan açıkça onlara her şeyi söylüyor. 


Bir gün mutlaka başaracağız!

Kürtler bu zulmü kabul etmemeli. 40 yıldır bir direniş var. 40 yıl daha geçse de biz davamızın peşini bırakmayacağız. Dünyadaki diğer halklar gibi Kürtlere hakları verilmeli. Biz en temel, insan olmanın hakkını istiyoruz. Öyle çok fazla bir şey istediğimiz de yok. En doğal haklarımızı istiyoruz. Kimseden haksız yere hak talep etmiş değiliz. Biz de diğer halklar gibi kültürümüzü ve dilimizi istiyoruz. Bir gün mutlaka başaracağız, diyorum. 


Hiç baş eğmediler

Köyümüzü yakıp yıktıkları zaman arabayla yollara düşmüşüz. Babamlara, “Korucu olun, silah kaldırın” diyorlar. Babamlar da “Biz korucu olup silah kaldırmayacağız” diyor. Bunun üzerine annemle babamı hemen arabadan inmeye zorladılar. Bu olayı bir türlü unutamıyorum. İnsanlık için hiçbir zaman baş eğmediler. Her zaman namus ve şerefleri için yaşadılar. Onların yaşadığı acılar hep aklıma geliyor. Bunlar benim içimde dert oldu. Annemle babam her zaman yüreğim ve aklımda. Yaşadığım sürece onları unutmayacağım. Onları Kürdistan şehitleri olarak anıyorum. Diğer Kürdistan şehitlerine de Allah’tan rahmet diliyorum. Allah onların da ailelerine sabır versin. Artık herkes bu zulme karşı çıkmalı. Bu sorun yalnızca Kürtlerin sorunu değil, Türklerin de çocukları ölüyor. Herkes artık ortak bir ses olmalı ve yeter demelidir.



NE OLMUŞTU?

Biz buradayız, işgalciler gitsin!

Selamet (Emame) ve Mehmet Şahin, 78 yaşında iki eşti. Cizre’de sokağa çıkma yasağı ve devlet ablukası ile öz yönetim direnişi başladığında, yaşlarına ve hastalıklarına rağmen evlerini terk etmemeye karar verdiler. 

Cudi Mahallesi’ndeki evleri, çatışmaların ortasında kalıyordu ama kızları Hediye’nin Gazete Şûjin’e anlatımına göre onlar şöyle söylüyordu: “Evlatlarımız burada savaşırken bırakmayız. Biz asla kendi topraklarımızdan çıkmayacağız, varsın işgalciler çıksın. Biz evimizi terk etmeyeceğiz, öleceksek de kendi topraklarımızda ölmek istiyoruz. Ömrümüzün son günlerini başka şehirlerde geçirmeyeceğiz. Öleceksek de şerefimizle ölelim.”

İki eş, evlerinde, yataklarında ölü bulundu. Üzerlerinde kurşunlar vardı. Bütün belirtiler, bu iki yaşlı insanın yataklarında, savunmasız halde katledildiğini ortaya koydu. Teşhis için morga götürüldüklerinde Selamet Şahin’in parmağındaki yüzüğün bile çalındığı ortaya çıktı. Tarih, 14 Ocak 2016 idi.

İki eşin cenazelerini binlerce kişi omuzladı. Anıları, hem işgalciliğin, sömürgeciliğin hem de Kürt halkının yurtsever direnişinin hatırası olarak kazındı hafızalara.


Selamet (Emame) Şahin

Mehmet Şahin


1473

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA