Anne olmak...

EYLEM KAHRAMAN

13 Mayıs 2017 Cumartesi | Toplum-Yaşam

Anne olmak bir sancıyla başlasa da, dünyanın en güzelidir. 

Ya bizim ülkemizde?

Sancı; yürek dolduran bir sevince, sevinç; zamanla ince bir sızıya, sızı; can yakan acıdan yükselen sessiz bir ağıda dönüşür bir zaman sonra. 

Anne olmak; çocuğunun parçalarını toplayıp ciğeri yana yana, doldurmaktır mor fistanının yamalı eteğine ve dizmektir çoğu çocuk yaştaki otuzdört ölüyü yanyana. Yüklemektir cesetleri, tek tek battaniyeye sarıp katır sırtına. Evladı gelir de tanıyamaz diye yıllarca evini boyamamak, kapısını gece gündüz açık tutmak, özlemden sızlayan burun direğinin acısından ölmektir anne olmak.

Anne olmak; ekmek kokusu duyumsadığında boğulmaktır nefes alamamaktan, bir daha koparamamaktır bir somunun davetkar ucunu ve yediği her lokma boğazında kalmaktır. Kınalı kuzusunu beyaz kefenlere sarıp kucağında uyutmak gece boyu ve nefret etmektir her gün açmak zorunda olduğu buzdolabından. Anne olmak, hep bodrum katında bilmektir çocuğunu. Su içememektir ömrünün sonuna kadar doya doya ve katledilmiş sevinçler mezarlığı olmaktır hayatının geri kalanında.

Gitmesin diye önünde bir duvar gibi durduğu çocuğunun arkasında dağ gibi durmaktır anne olmak. Başında karın buzun eksilmediği Ararat, yazın yanan kışın donan Tendûrek, İskender’e geçit vermeyen Zagros Dağı ve Kandil olmaktır bütün karanlıklara inat. Gözü hep yolda olmak, uçan kuştan haber sormak, karınca gibi ard arda dizilmiş harflerin yazılı olduğu bir notla dünyanın sevincine boğulmaktır anne olmak. 

Anne olmak; yağmur yağdığında, ilk kar düştüğünde, hava üşüdüğünde biraz, uzaklara dalmaktır. Kapı her çaldığında sevinçle koşmak, çocuğuna sarılıyormuş gibi yoldaşına sarılmaktır. Yırtık bir mekaptan ayak parmağına sızan çalı dikeninin yüreğe batmasıdır ve zamanı ansızın bir çığlık gibi yüreğine düşürmek, acısını ağıdına sarıp diline sürmek, saçlarını bir daha hiç boyamamak, ellerini kınalamamaktır benim memleketimde anne olmak.

Anne olmak; kalabalığın içinde yalnızlığını giyinerek üstüne, dikilmektir çocuğunun yattığı mezarlıkta bir tankın önüne.  Kolundan tutup biri kenara çekmek istediğinde onu, olanca öfkesini gözlerinde mevzilendirerek kafa tutmaktır bütün dünyaya. “O’nun da annesiyim, O’nun da, O da benim çocuğum“ diyebilmektir anne olmak, eyvallah etmeden hiç kimseye. 

Anne olmak; kenarları sökülmüş ve ipleri özenle bükülmüş yeşil bir kefiyede aramaktır ömrünün baharında düşen Kiraz Çiçeği’nin kokusunu. Kırık bir gözlüğe sarılmak, sızıya, sancıya, acıya ve ağıda yurt olmak, yarım kalmış bir şiiri dağ gibi durarak tamamlamak, acıdan ölse de hiç ağlamamaktır ülkemde anne olmak…

Şehit anneleri başta olmak üzere, her biri bir dağ gibi duran bütün annelere selam olsun. 

Anneler gününüz kutlu olsun...


481

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA