Böyle giderse 50 yıl sonra geriye yalnızca Kürtçe şarkılar kalır

Kürdoloji Doçenti Îbrahîm Seydo Aydoğan: Şunu açıkça söyleyelim ki, Kürtçe'nin Kurmancî ve Kirdkî -yani Zazakî- lehçeleri, yok olma tehlikesiyle yüz yüzedir. Sebebiyse çok açık: Bu diller artık çocuklar tarafından konuşulmuyor. Böyle giderse 50 yıla kalmaz iki lehçede de sadece şarkı dinleriz. Ve şarkı dinleyip ağlarız, kaybettiğimiz bellek için; ama çok geç olur.

10 Mayıs 2017 Çarşamba | Dizi

FERHAT YAŞARSOY / HABER MERKEZİ


Fransa Doğu Dilleri ve Medeniyetleri Enstitüsü (INALCO), 1985 yılına kadar Sorbonne Üniversitesi’ne bağlı olarak çalışmalarını yürütüyordu; bu tarihin ardından ise özgün yapısına kavuştu. 

Enstitüye bağlı Kürtçe kürsüsünün tarihi ise 1984 yılına dayanıyor. Bu kürsü, daha sonra bölüm olarak dizayn edilmiş ve bugün Kurmancî ve Soranî lehçelerinde eğitim veriliyor. Kürtçe bölümünde son üç yıldır ise lisans, master ve doktora programı var. Her yıl yirmi civarında yeni kayıt alan Kürtçe bölümünün öğrencileri, sadece Kürtler de değil. İspanyollar, Fransızlar, İranlılar, Araplar, Türkler ve hatta Çinliler bile bölümde Kürtçe öğreniyor.

Bölümde Kurmancî sorumluluğu görevini yürüten Doçent Îbrahîm Seydo Aydoğan ile hem çalışmalarını hem de Kürtçe’nin durumunu konuştuk. Aydoğan, bir yandan olumluluklara işaret ediyor ve Çinli öğrencilerinin aktarımına dayanarak Çin üniversitelerinde de Kürtçe çalışmalarının başlatılacağını anlatıyor; ama öte yandan durumun vahametine dikkat çekiyor ve “Böyle giderse 50 yıla kalmaz iki lehçede de sadece şarkı dinleriz. Ve şarkı dinlerip ağlarız, kaybettiğimiz bellek için; ama çok geç olur” diyor.


Öncelikle: Kürt dili ve lehçeleri üzerindeki asimilasyonun önüne sizce nasıl geçilebilir? Kürt dili, akademik olarak dizayn edilebilir mi?

Klasik dil anlayışıyla hareket eder ve herkesin aynı dili konuşması gibi bir şey söylersek yanılsama içine gireriz.

En başta: Kürt dili derken neden bahsediyoruz? Kürtçe’nin dört ana lehçesi ve bunun yanında Lorî ve Kelhorî’yi de içine alan Lekî lehçesinden bahsediyoruz. Her lehçenin kendi içinde dizayn olmuş bir hali var zaten. Ancak toplumumuzda yanlış bir yargı var. Kürt dilinin standartlaşması, akademikleşmesi derken bir hata içine düşülüyor. Bu dilin en iyi kullanılan şekli hangisidir? Aile içinde sen nasıl kullanıyorsan işte odur. O dili, o lehçeyi konuştuğunda karşındaki seni anladığı zaman dilde sorun kalmamış demektir.

Her dil, ortaya çıkışındaki doğal süreç içinde kurallarını oturtmuştur. Ama öte yandan dil çok esnektir, sürekli değişim halindedir. Eğitim sisteminden uzak tutulmuş ve yasak edilmiş bir dilde elbette yöresel farklılıklar daha da belirginleşir. Fakat yine bu sorunlar, okulda kullanım yaygınlaşırsa ortadan kalkar.

Şöyle bir anlam ise çıkarmamak gerekir: Sanki Kürt dilinin yeniden bir dizayna ihtiyacı varmış gibi... Dil kendini doğal yollarla zaten şekillendirir, kimsenin kaygısı olmasın.


Diasporada ve Kürdistan’ın dört parçasında ortak dili yakalamak gerekmez ve yöresel kullanımları zenginlik olarak kabul etmek gerekir diyorsunuz yani...

Ortak dil, sadece lehçeler düzeyinde olabilir. Elbette Zazalar ile Kurmanclar ve Soranlar arasında tamamıyla ortak bir dil oluşturamayız. Bu ancak zorlamayla olur ve doğal değildir. Devlet hüküm getirir, elinde sopasıyla “Herkes bu lehçeyi konuşacak” der. Fakat ulus devlet zihniyetinin tipik tek dil anlayışı, artık gitti. Bizim anlayışımızda da böyle bir şey yok. Herkes kendi diliyle, inancıyla, kültürüyle, giyimiyle, özgünlüğüyle kabul görmelidir. Akademik dünyada da tekleştirme ve zorlama tamamen reddedilir.

Bir ara Avrupa’da böyle bir çalışma yapıldı. ‘Esperanto’ adlı bir Avrupa ortak dili oluşturulmak istendi. Biraz Fransızca’dan, biraz İtalyanca’dan, Almanca’dan, İspanyolca’dan, İngilizce’den... Ama olmadı, tutmadı. Esperanto’yu bugün sadece üç beş meraklısı biliyordur. Haydi diyelim ki üç yüz meraklısı olsun. Bu dil, kocaman bir halkın, topluluğun konuşacağı bir dil olamaz; çünkü doğal bir gelişimi, belleği yok.

İnsanın tarih boyunca tüm yaşamı, anlayışı diline işlemiştir. Bu onun genel kültürüdür, hafızasıdır, var olma şeklidir. Eğer bir lehçe yok olursa aslında yalnızca Kürtçe’nin değil bütün insanlığın hafızasının bir bölümü yok olmuş olur. Dilbilim dünyasında da yaygın anlayış, dillerin yöresel farklılıklarının, zenginliklerinin korunması gerektiğidir. Dilbilim, siyasal bir alan değildir; dilin nasıl olması gerektiğiyle ilgilenmez, ne olduğuyla ilgilenir.


Fakat dildeki bu çeşitlilik uluslaşma önünde bir engel oluşturmuyor mu?

Bir dilin birden fazla lehçesinin olması, o halkın ayrı olduğu, parçalı olduğu anlamına gelmiyor. Hindistan’da 18 resmi dil var. Güney Afrika’da da böyle, 11 resmi dil. İsviçre’de 4 resmi dil var. Belçika’da da durum aynı. Çin’de kaç dil var, sayısı bile bilinmiyor. Biz ise sömürü altında bir halk olduğumuz için sanki dilimizin zenginliği bize kabahatmiş gibi gösteriliyor. Sanki ulus olmamızın önünde bir engelmiş gibi. Hayır, ulus olmak, siyasal bir olaydır; dilbilimiyle alakası yoktur. Biz eski ulus anlayışını da zaten reddediyoruz. Hiçbir entelektüel yaklaşım da kabul etmez. 

Kürt Özgürlük Hareketi’nin, özellikle de Sayın Abdullah Öcalan’ın ulus anlayışı, bugün için en makul model. Bu modelde ortak bir tarihten, coğrafyadan, kökenden gelmek bile ulus olmanın şartı olarak görülmüyor. 


Avrupalıların Kürt diline yaklaşımı ve ilgisi nasıl?

Birincisi, dilbilimciler açısından bir dilin kabulü ya da reddi diye bir şey yoktur; bu tür yaklaşımları kabul etmezler. Bunlar politik yaklaşımlardır. Bir kesimin konuştuğu, anlaştığı bir yapı, dildir. Bunu lehçeler bazında da ele alırlar.

Avrupalıların politik ve sosyal olarak Kürt diline yaklaşımı yeterince açık. Kürt dili, bir dil olarak kabul görüyor. Avrupa’daki üniversitelerde veya Kürt kurumlarımızda Kürtçe öğrenmek isteyen Avrupalılar var. Bizim öğrencilerimiz arasında da Kürtler de var ama yabancılar da var. Bunlardan bazıları, devlet adına diplomasi görevi yürütebilmek için Kürtçe öğrenmek istiyor. Sorbonne Üniversitesi Doğu Dilleri ve Medeniyetleri Enstitüsü’ne bağlı Kürt Etütleri Kürsüsü’ndeki öğrencilerimizin yarısı yabancı. İçlerinde İspanyollar, Fransızlar, İranlılar, Araplar, Türkler ve hatta Çinliler bile var.


Kuzey Kürdistan’da Kurmancî ve Kirmanckî’nin korunması ve geliştirilmesi açısından son nesil nerede duruyor? Özellikle de Kirmanckî’nin ciddi tehlikede olduğu görülüyor...

1980’den sonra doğan ve şehirlerde yetişen nesil, Kürtçe’yi öğrenemeden büyüdü. Metropollere göçler, sosyal ve siyasal kaygılar, devlet baskısı ve yasaklar, ister istemez aileleri Kürtçe’den uzaklaştırdı. Şunu açıkça söyleyelim ki, Kürtçe’nin Kurmancî ve Kirdkî -yani Zazakî- lehçeleri, yok olma tehlikesiyle yüz yüzedir. Sebebiyse çok açık: Bu diller artık çocuklar tarafından konuşulmuyor. Çocuk dili olmayan bir dil, neslin yenilenmesiyle birlikte ortadan kalkar.

Ölmüş bir dili geri getiremezsiniz ama şu aşamadayken ölümden kurtarabilirsiniz. Ben durumun ne kadar vahim olduğunu anlatabilmek için 25 yıldır bas bas bağırıyorum.

70’li yıllardaki bütün Kürt örgütleri, dilleriyle asimile olmuş örgütlerdi. Bağımsız bir devlet yanlısı olduklarını bile Türkçe söylüyorlardı. Kürt Özgürlük Hareketi’ni, PKK’yi onlardan ayıran bir özellik de halk ile buluşması ve bu buluşma sırasında dilin önemini kavramasıydı. Bugün devletsiz diller olan Kürtçe’nin Kurmancî ve Kirmanckî lehçeleri de ancak ve ancak Kürt hareketi içinde ve onun motivasyonuyla ölümden kurtarılabilir. Şunu aklımızdan çıkarmayalım: Kürtçe biterse her şey biter.

Kirdkî ya da Zazakî için ise durum daha da vahim. Çünkü bu lehçe, bir değil iki dile karşı var olma mücadelesi veriyor. Hem Türkçe’ye hem de Kürtçe’nin Kurmancî lehçesine karşı... Yerel yönetimlerin bu konuda başarılı girişimleri oldu ancak Türkçe’nin ‘ortak dil’ olarak kullanılması iki lehçemizi de tehdit etmeye devam etti.

Bir dil, sokağa, sinemaya, ilişkilere, ticarete, sanata ve siyasete, basın-yayına girmezse, özellikle de okul ve eğitim dili olmazsa, alternatifsiz hale gelmezse, kaybolma tehlikesiyle her zaman karşı karşıyadır. Böyle giderse 50 yıla kalmaz iki lehçede de sadece şarkı dinleriz. Ve şarkı dinlerip ağlarız, kaybettiğimiz bellek için; ama çok geç olur. 


Peki INALCO’da ne kadar bunun için ne yapıyorsunuz? Ne kadar öğrenciniz var, tüm lehçelere yer ayırabiliyor musunuz?

INALCO’da 1948’den beri Kürtçe kürsüsü vardı, sonradan bölüm olarak dizayn edildi. Kürtler arasında Sorbonne Üniversitesi diye biliyor; çünkü INALCO 1985’e kadar Sorbonne’a bağlı bir fakülteydi, henüz enstitüleşmemişti.

Kürtçe bölümünde 3 yıldır lisans programının yanında master ve doktora programı da var. Her yıl yirmi civarında yeni kaydımız oluyor. Ancak bir hevesle gelen bazı Kürt öğrenciler, bu dili sadece derse gelerek öğrenemeyeceklerini anladıkları için ikinci sene devam etmiyorlar.

Bir dili öğrenmek, bireysel uğraş gerektirir. Biz o süreçte kendilerine lazım olan bilgileri veriyoruz yalnızca; ama onlar yerine kelime ezberleyemeyiz. O yüzden genelde lisansı bitiren kayboluyor. Tabii sanmayın ki biz hiç teşvik etmiyoruz. Burada eğitimini tamamlayan öğrencileri öğretim görevlisi olarak yanıma alacağıma söz verdim. On yıldır sadece bir öğrencim bu anlamda umut verebildi. Şu anda lisans bölümünde yirmi beş, master bölümünde ise beş kayıtlı öğrencimiz var. On yılda ilk defa bir öğrencimizi doktora aşamasına kadar götürebildik.


Yani imkan var ama kullanılmıyor... Nedir bunun nedeni?

Teşviklerimizin sonuç vermemesi, Kürtçe’nin istihdam sorunuyla ilgili. Kürtçe doktorasıyla ne yapılır ki? Artuklu Üniversitesi’ne hoca olarak girilir ama sonra en ufak siyasi bir şey söylediniz diye işten atılırsınız ve diplomanız vasıfsızlaştırılır. 

Son yıllarda özellikle bu istihdam alanında öğrencilerimize rehberlik edip basın yayın kurumlarında, kurumlarımızda Kürtçe öğretmenliğine, tercümanlığa, yükseköğretime ve araştırmacılığa yönelmelerini sağlıyoruz. Kürt toplumunun geleneceğinin elitlerini yetiştirdiğimizi söyleyebiliriz.


Ders müfredatınız neyi kapsıyor?

INALCO, öğrencilerin oldukça ilgisini çekiyor çünkü geniş bir ders yelpazemiz var. Kürtçe öğrenme dönemi olan ilk yılda gramer, konuşma ve yazma öğretiliyor. Bunun yanında Kürt tarihi, coğrafyası ve medeniyetleriyle ilgili dersler veriliyor. İkinci yılda Kürt basın tarihi, Kürt dilbilimi dersleri ekleniyor. Son sene ise Kürt sineması, Kürtçe metin incelemeleri, Kürt edebiyatı dersleri… 

Master bölümünde modern Kürt edebiyatı ve Kürt romanı dersleri veriyoruz. Elbette bu dersler ana dersler olmakla beraber ek olarak öğrencilerimiz diğer bölümlerin öğrencilerinin de alabildiği ortak dersler havuzundan ders seçebiliyor. Ortadoğu Tarihi, Osmanlı Tarihi, Avrasya Tarihi, Metodoloji, Genel Dilbilimi…

Dil ve edebiyat derslerimiz, Kurmancî ve Soranî lehçeleri üzerinden veriliyor. Kirdkî ve Goranî lehçelerine de değiniliyor ama o lehçelere mahsus derslerin olmaması bizden kaynaklanmıyor. Birincisi, Zazakî’nin Kürtçe’den ayrı bir dil olduğunu savunan Joyce Blau diye biri vardı; bu kişi daha önce benim şimdiki yerimde çalışırdı. Hem Kürtçe bilmezdi hem de Kürt lehçeleri konusunda atıp tutardı. Onun yüzünden sanki Zazakî’nin bizimle alakası yokmuş gibi algılanmış. Ayrıca hocalar da teşvik etmemiştir ya da engellemiştir diye düşünüyorum. Ama hiçbir Kürt öğrenci de bugüne kadar master seviyesine gelmemiş ki kendisi araştırma yapabilsin. Resmen Kürt öğrencilere ilgi gösterilmemiş. 

Geldiğimden beri Zazakî ile ilgili algıyı kırmaya çalıştım. Beş yıl önce Zazakî’yi ders programına koymak için yönetimi ikna etmeme rağmen Zazakî bilen araştırma görevlisi, yani en azından master’ı olan kimseyi bulamadığımızdan vazgeçtik ve beklemeye aldık. Kurmancî ve Soranî dışında ne yazık ki uzman bulamıyoruz. Zazakî için teşvik etmeye çalıştığımız çok oluyor ama siyasi farklılık yaşadığımız çevreler onların üzerinde şantajla baskı kurup bize gelmelerini engelliyor.


KUZEY KÜRDİSTAN’DA HALA YOK...

Çin’de Kürtçe bölümü

Çinli öğrencimize neden Kürtçe öğrenmek istediğini sorduğumuzda ileride Çin üniversitelerinde farklı diller üzerine kürsüler kurulmasının planlandığını öğrendik. Çin hükümeti, öğrencilerine beş yıllık burs veriyormuş. Bu öğrenciler, Kürtçe’yi seçtikleri için yılda iki veya üç kişi gelip derslerimize katılıyor. 5 yıl boyunca bizimle kalacaklar; üç yıl lisans eğitimi alıp iki yıl da master yapacaklar. Ondan sonra Pekin’e dönüp oradaki üniversitelerde Kürtçe bölümü kurulmasına öncülük edecekler.



Davutoğlu’nun danışmanı,tembel diye kovduğumuz öğrencimiz

Derslerimiz kayıtlı olan herkese açık olduğundan bazen emekli polis ya da askerler de bizden Kürtçe öğrenmeye gelebiliyor. Sebebini hemen anlıyoruz elbette. Biz de onların en azından Kürt davasını benimsemelerini sağlayıp göndermeye çalışıyoruz. Bazı öğrencilerimizin sonradan Türkiye’de AKP ile çalıştığını öğreniyoruz. Mesela Davutoğlu’nun basın danışmanı, bizim tembelliğinden dolayı kovduğumuz ve master’a kabul etmediğimiz bir öğrencimizdi. TRT 6 bile ilk açıldığında dil eğitimi verelim diye üç dört kişiyi bize göndermeyi teklif etti ama reddettim; çünkü siyaseten net olmayan işlerden prensip olarak uzak duruyorum.


kimdir?


Îbrahîm Seydo Aydoğan, 1976 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde doğdu. Lisans eğitimini 1997’de Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamlayan Aydoğan, İstanbul’da üç yıla yakın öğretmenlik yaptıktan sonra 2001 yılında istifa edip Fransa’ya yerleşti. 90’lı yılların sonundan itibaren Kürt dergi ve gazetelerine makaleler ve şiirler yazan, ayrıca Mezopotamya Kültür Merkezi’nde ‘edebiyat akşamları’ düzenleyen Aydoğan, Fransa’ya yerleşmesi ardından Sorbonne Üniversitesi’nde Fransız Edebiyatı master’ı yaptı. Doktorasını 2006 yılında tamamlayan Aydoğan, ertesi yıl Kürt Dili ve Edebiyatı alanında doçentlik unvanını aldı. 2007 yılından beri INALCO’nun Kürdoloji bölümünde çalışan Aydoğan, enstitünün Kurmancî bölümü sorumlusu. Aydoğan ayrıca Youtube üzerinden “Dersa Kurdî” adıyla izlenebilen ilk Kürtçe görsel öğrenme metodunun sahibi ve birçok Kürtçe’ye birçok çevirisi bulunuyor.


1252

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA