Güney’de kadını biçimsizleştirme politikaları

Güney Kürdistan’da kadına dönük saldırıların rengi değişiyor. Ama baskı ve şiddet politikaları esasta aynı. Sarı alanda kadın üzerinde daha çok aşiret ve siyasal islami kültürün baskılama politikaları yürütülürken, yeşil alanda ise Avrupai kültürel yaklaşımla kadın ötekileştirilip her gün şiddete maruz kalıyor. Her iki alanda da kadınlar katlediliyor, katledilen kadınlar saklanıyor, üstü örtülüyor ve erkek her koşul altında korunuyor.

05 Mayıs 2017 Cuma | Kadın

DORŞİN AKİF / SILÊMANÎ


Her tarih ve toplum kendi yaşadığı zamanda ve mekanda oluşur, gelişir, bozulmaya uğrar ya da sürekli derinleşir. Tabii gelişim ve değişim, kadının toplumsal yaşama katılım biçimiyle farklılık kazanır. Kadın nasıl yaşıyorsa toplum da öyle yaşıyordur. Bu diyalektik negatif ya da pozitif anlamda toplumun büyük bir kesimi tarafından kabul görüyor. Kadını toplum nasıl eğittiyse toplum da kadını o ölçülerde eğitiyor, öğretiyor. Toplumsal döngü bu biçimiyle işliyor. Bir kendimize bir de annemize bakalım; kaç adım önünde yürüyoruz? Her birimiz annemizden aldığımız, öğrendiğimiz hikayelerle büyüyoruz. Giydiğimiz her elbisede, kurduğumuz her cümlede bir anne kokusu var. Ayıbımız, aferinimiz, acımız, gülüşümüz hep bize annemizin öğrettiklerinin küçücük bir adım ötesinde. Bu nedenle toplumun en öğreten kesimi kadınlar. Kadının değişimi, gelişimi toplumun da değişimi oluyor. 

Kadın ve toplum diyalektiği Kürdistan açısından daha tutucu bir biçimde geçerli. Çünkü biz halen annenin avuçları arasında büyüyen, kendi çocuğunu kendisi eğiten, terbiye eden bir topluluğuz. Bu, günümüz bunalımlı toplumsallığı açısından avantajlar oluşturmakla birlikte dezavantajlıdır da. Kürdistanın dört tarafı da bu diyalektikten payını almış ve ulus devlet sisteminin toplumsallığa saldırısına göre biçimler almış. Kuzey, Rojava, Rojhilat ve Güney Kürdistan, birbirine benzer ama farklılıkları da içeren kadın biçimlendirmelerine maruz kalmış. Biz daha çok Güney Kürdistan’da kadını biçimlendirme/biçimsizleştirme politikalarını ele almaya çalışacağız. 

Güney Kürdistan, Kürt toplumu açısından hep önemli bir kazanım zemini olarak görüldü. Kürt’ün kendi kendini yönetebilme, kendisi hakkında karar alabilme zemini olarak ele alındı. Fakat ne kadar toplumsal ahlak ve politika ile, yani kadın bakış açısı ve siyaseti ile yaşamını sürdürdüğü çok sorunsallık teşkil ediyor. Toplum kendi yaşamsal bağları ile ne kadar barışık yaşıyor, kendi yaşam biçimini nasıl oluşturabiliyor? Kürdistan kadını ve Kürdistan toplumsallığı açısından bu çok önemli bir sorun. Çünkü Güney Kürdistan’ın temel sorunu, demokrasi sorunu. Kadının özgürlük sorununu da ancak demokrasi ve özgürlükler üzerinden çözümleyebiliriz. Bunun ötesinde olan söylemler ise laf û gûzaf. 

Kadının toplumsallığı

Güney Kürdistan’da kadına yönelik şiddet istatistikleri çok da güvenilir kaynaklara dayanmıyor. İstatistikleri tutacak kurumlar ciddi bir çalışma yürütmüyorlar. Sivil toplum kurumlarının büyük bölümü mevcut partilerin uzantısı. Kadın örgütlerinin toplayacağı bilgiler de daha çok parti yönlendirmeleri ile yürütülüyor. Kadın örgütlerinin büyük bölümü dış ülkelerin desteğiyle ayakta duruyor. Çok kısmi bazı kadın kurumları alandaki kadın toplumsallığına kendini dayandırıyor. Alan uluslararası yönlendirmelere çok açık. Bu nedenle yazımda sizi o istatistiki bilgilerle hiç sıkmayayım. İstatistiski bilgiler paylaşmak yerine içinde yaşadığımız, birlikte nefes aldığımız, savaşa, açlığa, yoksulluğa, eğitimsizliğe uyandığımız toplumsallığımızı anlatmaya çalışacağım. 

Yıllarca İran-Irak savaşının, Saddam zulmünün, topraklarını Saddam’dan kurtarmak için yürüttükleri savaşların, partiler arası savaşların yaşandığı bu topraklarda kadınlar, acıyı günlük bir yaşam biçimi olarak görmüş ve  yaşamışlar. Çünkü savaş sadece erkeğin yürüttüğü bir de çok batılı dille ve kültürle yansıtıldığı bir biçimde hiç yaşanmadı. Savaş kadının bulunduğu her yerdeydi ve kadın her şekilde savaş ve şiddetle yüz yüzeydi. Leyla Qasım bunun en büyük örneği. İdamlardan, her türlü sosyaliteden uzak bir yaşama mahkum etmeye kadar hemen hemen tüm zamanlarda ve mekanlarda kadınlar şiddetle yüz yüze kaldılar. ‘Parka Dayik’ olarak tanımlanan parkta Sînor’un katledilmesi de bunlardan birisi. 

Renkler farklı, uygulamalar aynı

Güney Kürdistan’ın yeşil ve sarı alan olarak tanımlanan alanlarında kadın politikaları ve kadına dönük saldırıların rengi değişiyor. (Sarı alan PDK , yeşil alan ise YNK’nin hakimiyetinin olduğu alanlar olarak tanımlanmış) Ama esasta aynı baskı ve şiddet politikaları var. Sarı alanda kadın üzerinde daha çok aşiret ve siyasal islami kültürün baskılama politikaları yürütülürken yeşil alan olarak tanımlanan alanda ise Avrupai kültürel  yaklaşımla kadın ötekileştirilip her gün şiddete maruz kalıyor. Her iki alanda da kadınlar katlediliyor, katledilen kadınlar saklanıyor, üstü örtülüyor ve erkek her koşul altında korunuyor. 

Sarı alanda kadının evden çıkması maddi durumu ile doğru orantılı. Biraz zengin olan kadınlar evlerinden çıkıp güzellik salonlarına, spor salonlarına gidebiliyorlar. Erkek hükümetten kopardığı parsanın çok küçük bir kısmını eşinin dudaklarına bir parmak bal olarak çalıyor ve kadın bunu çok büyük bir kazanım olarak algılıyor. Çünkü diğer kadınlardan bir adım öteye geçmiş olduğunu düşünüyor. “Özgürlük” kazanımı olarak görüyor ve benim eşim “çok iyi” bir eş diyebiliyor. Oysa günlük yaşama dair tek bir söz hakkı yoktur. Sistemin kötürümleştirdiği, sakatladığı bir yaşam biçimi ve kişilikler dayatılmış.

Batılılaşmaya büyük özlem

Yeşil alanda ise kadın toplumsal yaşamda daha belirgin. Batılılaşma, batıya benzeme burada büyük bir özlem. Kadın öğretmen, kadın akademisyen, kadın siyasete girmiş, kadın herhangi bir sivil toplum kuruluşunda çalışıyor. Hatta bu sivil toplum olarak tanımlanan tabela kurumlarında kadının önemli düzeyde katılımı var. Fakat kadın kendisi olarak değil, erkeğin bir uzantısı, erkeğin sözüne söz katmak için kendini geliştiriyor. Siyasete katımılı ise mevcut  siyaseti değiştirme adına değil, batıya daha fazla benzeşmek için korkunç bir maratona giriyor. Burada da erkek kaptığı parsanın çok küçük bir oranını kadının dudaklarına çalıyor. Kadın kendisini diğer kadınlarla kıyaslayarak, bu imkanın elinden kaçmaması için her türlü girişimde bulunuyor. Oysa burda da yıl içinde birçok kadın katledildi. Kerkûk, Silêmanî, Qeladizê ve daha bir çok yerleşim alanında kadınlar günlük olarak şiddete maruz kalıyor. Fakat oluşturulan yüzlerce kadın sivil toplumun örgütünün bunun karşısında tek bir çalışması yok. Krizli olan durum da budur. 

Kırsaldaki kadın daha özgür

Gelelim Kürt kadının tarihsel karakterine… Acaba günümüze kadar inşa edilen kadın karakteriyle nasıl farklılıklar içeriyor? Tarihin çok uzak anlarına gitmeye gerek yok, şehirlerden çekilip, köylere ve mezralara doğru yol aldıkça kadının daha özgür olduğu ortaya çıkıyor. Daha fazla kendisi, daha fazla kendisine ait, başkalarının belirlediği sınırlarda dolaşmıyor. Kendisine ulaşılabilecek sınırları kendisi belirleyebiliyor. Erkek kadından izinsiz kadının sınırlarına tek bir adım atamıyor. Daha bir heybetli. Şehirlerdeki erkek takipçiliğinden çok daha iradeli. Erkek kadını takip ediyor, yapıp eylediğini kendisine yol eyliyor. Şehirli, kültürlü, modern kadın olarak sunulan, erkeği takip eden kadın yerine kendisine ait olan kadın karakterinden bahsedebiliriz. Bu nedenle de sistemin işkencehanelerinde uygulanan sistematik şiddete de en çok onlar direnmiş. O kadınların adı daha fazla halk içinde geçiyor, erkeğin değil. Kadın kendi direnişi ve kimliği ile direniyor. 

Kadınlar sistemden rahatsız

Sarı alanda da yeşil alanda da kadınlar mevcut sistemden rahatsız. Çünkü her gün, her türlü şiddeti kadın yaşamına, topluma uyguluyor. Güney kadını, bunun karşısında duracak iradi gücün PKK’li kadınlar olduğunu görüyor, kötü olan ise kendisini işin bir parçası olarak görmemesi. PKK’li kadınlar gelsin çözsün, biz onlar gibi değiliz diyor. Bir adım öteye geçebilse yaşamın temel inşa gücü kendisi olduğunu görecek. Çünkü geçtiğimiz yıl 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde başta Silêmanî olmak üzere birçok merkezde RJAK öncülüğünde eylemler yapılmıştı. Bu eylemlerin hepsine asayiş güçleri korkunç bir şiddet uygulamıştı. O şiddete karşı kadınlar kendi kendilerini korudular, eylemlerini de yaptılar. Bunun gibi birçok örnek var. Esas olan kendi gücünü açığa çıkarabilmek ve sürükleyici olabilmek. 



1147

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA