Türk İslamcıların darbesine yanıt

AKP’nin yedeğindeki dinci-ırkçı tayfanın iktidar gücüne dayanarak tasfiye ettiği Mazlum Der’deki Müslümanlar yeni bir inisiyatifle yola devam ediyor. HAK İnisiyatifi, insan hakları mücadelesinin, şimdilik yeni platformu olacak.

21 Nisan 2017 Cuma | Haber

MUSTAFA İLHAN / AACHEN


1991 yılında kurulan İnsan Hakları ve Mazlumlar için Mücadele Derneği’nin (Mazlum Der) yönetimi usulsüz bir şekilde yapılan bir kongre ile tasviye edildi. Mazlum Der’e atanan kayyum derneği olağanüstü kongreye götürerek Başkan Ahmet Faruk Ünsal’ı devirdi, derneğin merkezini ise Ankara’dan İstanbul’a kaydırdı. 24 şubesinden 16’sı kapatılan derneğin hemen hemen Kürt illerindeki tüm faaliyetleri durduruldu. Dernek, 14 Aralık 2015 ile 2 Mart 2016 tarihleri arasında sokağa çıkma yasağının uygulandığı Şırnak’ın Cizre ilçesinde yaşanan insan hak ihlalleriyle ilgili raporu nedeniyle Türk Cumhurbaşkanı Erdogan’ın ve hükümet medyasının hedefi haline gelmişti. Hakkında kapatılma kararı verilen şubeler, kararların hukuksuz ve keyfi olduğunu belirterek bir deklarasyon yayınlandı. Şubeler, dünden itibaren Mazlum Der ile yollarını kesin olarak ayırdıklarını ilan ederek yollarına HAK İnisiyatifi adı altında devam edeceklerini duyurdu.

Kendilerine yönelik tasfiyeyi ‘operasyon’ olarak yorumlayan üyeler, yaptıkları açıklamada, şunların altını çizdi: “Yeni bir İnsan Hakları Hareketi’nin çalışmalarına başlamış bulunuyoruz. Hukuki süreç nasıl neticelenirse neticelensin, bugünden itibaren Mazlum Der ile yollarımızı kesin olarak ayırdığımızı ilan ediyoruz. Mazlum Der emektarları olarak, bugüne kadar Mazlum Der çatısı altında yapıp ettiğimiz her işin sorumluluğunu, bedelini ve bu tecrübenin bize kattığı değer ve birikimleri, göğsümüze birer şeref madalyası olarak takıp yeni bir yola giriyoruz. Bizi bir ‘siyasi operasyon’ marifetiyle kapı dışında bırakıp cezalandırdığını düşünenler, esasen Mazlum Der’e ve kendilerine ceza vermişlerdir. Bu tablo karşısında, vicdanımız rahat değil, üzgünüz. Ancak bu hususta artık elimizden gelen bir şey yok. Kısır çekişmelerle vaktimizi harcama lüksümüz de yok. Yüzümüzü yarınlara dönmek, haksızlığa uğrayanlar ve ezilenler için yeni bir yol inşa etmek, geldiğimiz aşama itibariyle en doğru seçimdir. Türkiye kamuoyuna ve insan hakları camiasına, bugünden itibaren Mazlum Der ve Mazlum Der adını suistimal eden malum çevreler ile bir bağımızın kalmadığını, Mazlum Der ismini kullanmayacağımızı, istişare ve hazırlık süreci tamamlanıp kuruluşumuzu ilan edeceğimiz güne kadar çalışmalarımızı, HAK İnisiyatifi adı altında sürdüreceğimizi saygı ile arz ederiz.” ifadelerini kullandı.

HAK İnisiyatifi bileşenleri ise şu şubelerden oluştu:

* Mazlum Der Genel Merkezi

* Mazlum Der Antakya Şubesi

* Mazlum Der Batman Şubesi (Bir grup üye)

* Mazlum Der Bitlis Şubesi

* Mazlum Der Bursa Şubesi

* Mazlum Der Diyarbekir Şubesi

* Mazlum Der Gaziantep Şubesi

* Mazlum Der Hakkari Şubesi

* Mazlum Der İzmir Şubesi

* Mazlum Der Kocaeli Şubesi

* Mazlum Der Mersin Şubesi

* Mazlum Der Muş Şubesi

* Mazlum Der Sakarya Şubesi (bir grup üye)

* Mazlum Der Şırnak Şubesi

* Mazlum Der Urfa Şubesi

* Mazlum Der Van Şubesi

* Mazlum Der Ankara Şubesi (bir grup üye)

* Mazlum Der İstanbul Şubesi (bir grup üye)

* Mazlum Der Adıyaman Şubesi (bir grup üye)

* Mazlum Der Mardin Şubesi (bir grup üye)

Kürt sorununa yaklaşımdan

Gazetemize konuşan Mazlum Der’in tasfiye edilen Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal, Kürt sorunundaki tutumlarından kaynaklı hükümet politikalarıyla uyumlu grup tarafından yönetimin ele geçirildiğini vurguladı. Kürt kentlerinde operasyonları yürüten ve „hukukun sınırlarını aşarak bir takım yanlış işler yapan askeri birimlerin“ darbe girişimi nedeniyle tutuklandıklarını hatırlatan Ünsal, „Sanırım şimdi hem Sayın Cumhurbaşkanı hem de raporlardan rahatsızlık ifade eden üyelerimiz aslında Mazlum Der’in hükumeti düşmanlaştıran değil erken uyarı sistemi görevi gören raporlarının kıymetini anlamışlardır“ dedi.

Eleştirenler de MYK’daydı

Mart ayında gerçekleştirilen Olağanüstü Genel Kurul’da Mazlum Der’in genel başkanlığına seçilen Ramazan Beyhan’ın Kürt kentleri için hazırlanan raporlara ilişkin „eksen kayması yaşandı“ açıklamasını hatırlattığımız Ünsal, raporların şubeler tarafından değil Genel Merkez tarafından hazırlandığını, Merkez Yürütme Kurulu’nun onayından geçerek yayınlandığının altını çizerek, „İstisnasız bütün raporlarımız MYK sürecinden geçmiştir. MYK içinde İstanbul Şube’den yani rapordan rahatsız olduğu ifade eden şubeden üyeler de vardı. Raporlar yayınladıktan itiraz etmek iyi niyetli olmayan bir tutum içinde olduklarını gösterir“ diye konuştu.

Ekseni kayan 9 şubedir

Bu koşulların baskısı altında mahkeme marifetiyle olağanüstü kongreye gidildiğine işaret eden Ünsal, şöyle devam etti: „Temyiz hakkımızın bile kullanılması beklenmeden yangından mal kaçırırcasına kongre yapıldı. Bizler, temyizin sonucu beklenmeden yani hukuki süreç tamamlanmadan dayatılan bu oldu bittiyi ifşa ederek kongreyi boykot edip katılmadık. Olağanüstü Genel Kurul, bir kısmı sadece tabeladan ibaret olan 9 şubeden gelen bir takım delegelerle toplandı ve 16 şubemizi kapattı ve binlerce emekçi üyemizin üyeliğini düşürdü. Eğer burada bir eksen kayması varsa binlerce üyenin ve 16 şubenin değil 9 şubenin ekseni kaymıştır.“

Sorumlusu Erdoğan mı?

Mazlum Der’in Cizre’de yaşanan hak ihlallerine ilişkin raporundan kısa bir süre sonra Nisan 2016’da açıklama yapan Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, „Onların malum STK’ları bir araya gelmişler, rapor yayınlamışlar. Bir defa bu raporu yayınlayanların ayrıca üzerine gidilmesi lazım“ demişti. Bu anektodu hatırlattığımız Ünsal, „Erdoğan ve devlet, Mazlum Der’in tasfiyesinde ne tür bir rol oynadı“ sorumuzu şöyle yanıtladı:

* İlk başta şunu belirteyim: Şehirlerde yürütülen askeri operasyonların tüm sevk ve idaresi bir yasa ile askeri makamlara verilmişti. Bu yasa ile operasyonlarda görev alan tüm personele adeta dokunulmazlık zırhı giydiriliyordu. Biz buna açıkça itiraz ettik. 

* Yasa maalesef çıktı ve şehirlerdeki bütün askeri operasyonlar dogrudan o bölgedeki en yüksek rütbeli askeri komutanın emrine verildi, polis güçleri de o komutanın emrine verildi. 

* 15 Temmuz’dan sonra aslında sivil siyaset, darbeci oldukları sonradan açığa çıkan bu askeri personele o kadar büyük bir yetki vermiş ki bu yetki ile o operasyonları yürüten güvenlik personelinin sebep oldukları hak ihlalleri, neticede sivil siyasetçilerin omuzlarına hukuki sorumluluk yükleyecek. 

Darbeden tutuklandılar

* Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanı Nisan 2016 yılındaki kızgınlığının Temmuz 2016’dan sonra ne kadar yersiz oldugunu kendisi de anlamış olmalıdır.

* Olağanüstü Genel Kurul talebinin dile getirildiği süreçte, yani bizlerin raporlarımızın yayınlandığı süreçte, Genelkurmay Başkanlığının hukukla ilgili birimi de İçişleri Bakanlığına, hakkımızda soruşturma yürütülmesini isteyen yazı yazdı ki sonradan o yazıyı yazan hukuk müşaviri paşanın darbecilikle suçlanarak tutuklandığını biliyoruz. 

* Yani hem sahada operasyonları yapan paşalar hem operasyonlardaki hak ihlallerini araştıran ve yayınlayan bizim gibi kuruluşları İçişleri Bakanlığı’na şikayet eden paşaların hepsi darbecilik suçlamasıyla tutuklandılar. O halde, burada yargılanması ve hesap vermesi gerekenler, ihlal raporlarını yayınlayan bizler değil, aslında darbe yapmakla suçlanan o askeri yetkililer olmalı. 

Devlet gücüyle tasfiye

* Bu koşullarda falanca ismi falanca şahsi veya şahısları dogrudan hedef alacak bilgiye sahip olamadığımızdan dolayı bir şey diyemiyoruz. 

* Yapılanların hukuksuz, nezaketsiz, yoldaşlık hukukuna aykırı tasfiyeci bir yaklaşım olduğu konusunu defalarca dile getirdik. Ama ondan daha fazlasını müsaade ederseniz söylemiyeyim. Bundan sonrası tüm bu olup bitenleri takip edenlerin takdiri olsun.

* Yaşadığımız süreçte Mazlum Der’in kurucu iradesini temsil ettiğini iddia eden azınlıkta kalan şubeler haksız mahkeme kararı ve tamamlanmayan hukuki süreci arkalarına alarak çoğunluk şubeleri tasfiye etti. Tıpkı 28 Şubat’ta kurucu iradeyi temsil ettigini iddia eden azınlıktaki bir grup askerin devlet gücünü arkalarına alarak cogunluktaki sivil iradeyi tasfiye etmesi gibi. O yüzden biz yaşanan bu süreci Mazlum Der’in 28 Şubatı olarak açıkladık. 

Tasfiyeden güçlü çıkış

Mazlum Der’in Türkiye müslümanları için de esasında İslam dünyası için de bir başka örnegi olmayan insan hakları kurumu deneyimi olduğunun altını çizen Ünsal, „Mazlum Der, hem merkezi iktidara, hem yerel iktidar odaklarına hem de mahallenin söylemsel iktidarına karşı adaletli duruşunun bedelini ödedi. Son haline evrilmiş Mazlum Der bundan sonra Mazlumder olmaktan çıkmıştır ve bence tarihteki yerini almıştır“ diye konuştu. „Tasfiye edilen arkadaşlar ile birlikte süreci ve tecrübelerimizi tartıştığımız bir değerlendirme dönemi yaşadık/yaşıyoruz“ diyen Ünsal, „Bu tecrübelerin ışığında, onlardan da ders almış olarak daha başarılı, daha aktif, daha verimli işler yapacak kurumlarla yola devam kararlılığındayız“ dedi.


190

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA