Alman yargısı Türkiye’ye özendi

Dîlan KARACADAĞ

21 Nisan 2017 Cuma | Forum

Almanya’da İçişleri Bakanlığı tarafından 22 Kasım 1993’te getirilen PKK yasağı, Kürtleri kriminalize etmeyi amaçlıyor ve giderek sıkılaştırılıyor.  

Almanya’da eylem veya etkinlikleri düzenleyen, izinli bir eylemde demokratik bir gösteri için çalışma yürüten, HDP için seçim çalışmaları yürüten, şehit anmasına katılan, festival biletleri satan -trajik-komik olan- festival ve diğer etkinliklerde döner standı açan biri dahi “PKK adına” faaliyet gösterdiği gerekçesiyle yargılanabiliyor. Kürtlerin tüm faaliyet ve etkinliklerini durdurmayı amaçlayan bu yasak, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası yürürlüğe giren Almanya Ceza Kanunun 129b maddesine dayandırılıyor. Bu maddeye göre; “yabancı bir devletin terör örgütüne üye” olduğu iddiasıyla dava açılabiliyor. 2010 yılında bu madde PKK için de kullanılır hale geldi. 


AKP’yle aynı zihniyet!

Ancak burada yargılanan Kürt siyasetçiler, Türkiye’de olduğu gibi DAİŞ çete elemanları ile eşit tutuluyor. “PKK de dahil olmak üzere terörizme tolerans göstermiyoruz. Almanya hangi motifli olursa olsun her teröre karşı mücadele ediyoruz. Bunun için de Türkiye ile eşgüdümlü çalışmaya da hazırız” diyen Alman İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere, geçtiğimiz 2 Mart’ta yasaklarına PYD/YPG/YPJ’yi de ekledi. Referandum öncesi yaşanan diplomatik krizde ekranlarda işaret parmağını Türk Cumhurbaşkanına göstererek “eleştiri şovu” yapan de Maiziere, diğer yandan Erdoğan’a “terör” konusunda kendisi ile hemfikir olduğunu ispatlamak için dünyada sadece Türkiye’de ‘terör örgütü’ olarak görülen PYD’nin bayrak ve flamalarını “yasaklanan semboller” listesine aldı. Ekran karşısında “Erdoğan’a sadece sabrediyorum” diyen bakan, mevzu bahis Kürtler olunca Türk devletine hizmet ediyor. 


Davalar siyasi 

DAİŞ’e karşı en etkili biçimde mücadele yürüten Kürtlerin, güvenlik nedenleriyle yaşayamadıkları ülkelerinden kopup gelmek zorunda kaldıkları Almanya’da (ki bazı tutsaklar diğer ülkelerden Almanya’ya getirildi) tutsak edilmeleri, aslında Alman yargısının Türk yargısından çok da farklı olmadığının kanıtıdır. Bu durum Kürt siyasi tutsaklar tarafından duruşmalarında defalarca dile getirildi. Almanya’nın farklı kentlerinde görülen duruşmaların başında savunmanın genelde DAİŞ’e karşı mücadele eden PKK’nin olduğu hatırlatılarak, davaların siyasi olduğu itirazıyla başlar. Tabii bu itiraz dilekçesi reddedilir ve uzun bir gözaltı süreci sonrasında Kürt siyasetçiler 2,5 ila 6 yıl arası hüküm giyer. 


2015’ten bu yana artışta

Gazetecilik ile tanıştığım 2015 yılında çok sayıda Kürt siyasetçi ile ATİK’li siyasetçiler ard arda tutuklanmıştı. 2012'de Abdullah Şen'in tutuklanmasının ardından 2015'ten bugüne toplamında 14 Kürt siyasetçi PKK’den, 10 aktivist de ATİK’den tutuklandı; PKK’den tutuklananların 4’ü (Abdullah Şen, Hasan Dutar, Cem Aydın, Cihan Ilıman) farklı nedenlerden serbest bırakılırken, Muhlis Kaya ve Zeki Eroğlu’nun duruşması hala görülmekte.  

Peki bu rehin politikasının 2015 yılından sonra hızla artmasının sebebi nedir? Çok basit: Keyfi PKK yasağını gündemde tutarak Türkiye’yi “Akdeniz kapıcısı” yapmak. 


Siyasetçilere ’tecrit’

Almanya’daki cezaevleri koşulları da Türkiye’den farksız. ‘Terörist’ muamelesi gören siyasetçiler tecrit altında tutuluyor. YEK-KOM eski Başkanı Ahmet Çelik’e de tecrit uygulanmıştı. Çelik, yaşadığı sağlık sorunlara rağmen uzun süre tek kişilik hücrede tutuldu. Yakınlarıyla normal tutsaklar” gibi değil ancak cam ardından görüşebiliyordu. 

“ATİK operasyonları” kapsamında Almanya’da tutuklanan ve çeşitli hapishanelerde uzun süre tecrit altında bırakılan 10 kişiden biri olan Deniz Pektaş’ın ise işkence gördüğü ortaya çıkmıştı. ATİK, Pektaş’ın duruşma sonrası bir kaza sonucunda yaralanmasına rağmen doktora çıkarılmadığı gibi, 5.5 saat camsız ve havasız açık tuvaleti olan lağım kokulu bir hücrede bekletildiğini açıklamıştı. 


Teslim alamadılar

Siyasetçilere yönelik rehin politikası ise tutsaklar tarafından boşa çıkartılıyor. Mustafa Çelik’in avukatı Heinz R. Schmitt, Çelik’in 2,5 yıl ile yargılanmasına karşın boyun eğmediğini söylemişti. Hala yargılanan Ali Hıdır Doğan’ın avukatı Lukas Theune ise avukatlığını bir kenara bırakıp, soruşturma izni veren Federal Adalet Bakanlığı önündeki eyleme destek vermişti. Theune, gazetemiz aracılığıyla protestoya katılım çağrısında bulunmuş, hatta bu yüzden mahkeme tarafından uyarılmıştı. 


Alman yargısına taşındı

Cizre vahşetinin tanığı HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız ile Alman Sol Parti (Die Linke) Jan van Aken’i de duruşmada tanık olarak dinlenmesini sağlayan Avukat Theune, Kürtlerin Kürdistan’da maruz kaldığı katliam ve vahşete Alman yargısının dikkatlerini çekmeyi başarmıştı. Bu avukatların mücadelesi de en az Kürt siyasetçilerin mücadelesi kadar önemli. 


Baskılar artırılıyor

Unutulmaması gereken bir diğer isim ise Monika Morres. 23 yılı aşkın süredir Kürt Özgürlük Mücadelesi ve Kürtler’e yapılan baskılara tanıklık eden Morres, uzun yıllardır Azadi Hukuk Bürosu’nda çalışıyor. Morres, “Sanırım Türk rejimi, Avrupa’ya, özellikle Almanya’ya ne kadar baskı uygularsa, Almanya’da yaşayan Türkiyeli siyasi aktivistler için o kadar zor olacak (Kasım 2016)“ demişti. Dediği gibi de oldu… Yasaklanan sembollerin yanı sıra, Kürt siyasetçi Hıdır Yıldırım’ın tutuklanması, Kürdistanlı Ali Cebir hakkında soruşturmaya hukuki yardımın verilmesi gibi kabul edilemez uygulamalar eklendi.


Ajan faaliyetleri

Alman basın kuruluşları WDR, NDR, SZ gazeteleri ise geçtiğimiz haftalarda, MİT’in 15 Temmuz darbe girişimiyle bağlantılı olduğu ileri sürülen yüzlerce Türkiyelinin isminin yer aldığı bir listeyi ortaya çıkardı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın  bu listeyi bizzat Alman Federal Haber Alma Servisi (BND) Başkanı Bruno Kahl’e verdiği belirtildi. Listenin Gülen Cemaati’ne yakın olanlardan oluştuğu ileri sürülse de MİT’in Kürtler ve muhaliflere yönelik ajan faaliyetleri Almanya’da uzun süredir tartışma konusu.


Kürt düşmanlığının sonucu

Sonuç olarak PKK’nin Almanya’da yargılanması, DAİŞ’e karşı mücadeleyi DAİŞ‘i destekleyen Türk devleti ile birlikte yapmak, Türk devletin isteği üzerine, “Erdoğan’a hakaret” davalarını Almanya’ya taşınmasına izin vermek gibi Kürt düşmanlığını giderek genişeleten Alman hükümetin bu tavrı sadece mülteci anlaşması ve ekonomi işbirliği çıkarların doğrultusunda yapılıyor. Kürtleri düşman gören devleti hoş tutmak için Kürtlere baskıyı arttıran Alman devletine ilişkin avukat Mahmut Şakar’ın, daha önce gazetemize yazdığı makaleden şu alıntıyı paylaşmak istiyorum: “PKK yasağı, Düsseldorf yargılamalarının başarısızlığı üzerine inşa edilmiştir. Bu yasakla hukuki bağlardan sıyrılarak sadece Kürt siyasetçilerini değil, özgürlük iddiası olan tüm Kürt bireylerini yargılama fırsatını elde etmişlerdir. Bu yasak kararıyla, Kürtlere dair her türlü hukuk normunun üstünde bir ana kaide imal edilmiştir.”

PKK yasağının kaldırılması Kürt sorununa yaklaşımda önemli bir ölçüttür. Dolayısıyla PKK yasağın kaldırılması için mücadele büyütülmelidir.


Şu an cezaevlerinde bulunan Kürt siyasetçiler:


* Bedrettin Kavak; 3 Ağustos 2016’da 3 yıl hapis cezasına mahkum edildi.

* Mehmet Demir; 28 Ağustos 2015’te 3 yıl

* Mustafa Çelik; 30 Ağustos 2016’da 2,5 yıl

* Kenan Baştu; 30 Ağustos 2016’da 2,5 yıl

* Ali Özel; 13 Ekim 2016’da 3,5 yıl

* Ahmet Çelik; 24 Ocak 2017’de 3 yıl

* Ali Hıdır Doğan; 17 Mart 2017’de 2 yıl 4 ay hapis cezası aldı.


Şartlı serbest bırakılanlar:


* Hasan Dutar, 25 Kasım 2016’da 1 yıl 9 ay ceza aldı

* Cem Aydın, 13 Şubat’ta 2 yıl ceza aldı


Duruşması hala görülenler:


* Muhlis Kaya, Stuttgart Cezaevinde

* Zeki Eroğlu, Hamburg Cezaevinde


Duruşması başlamayan:

* Hıdır Yıldırım, Berlin Cezaevinde


537

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA