MÜLKİYE BİRTANE: Birbirimizin lehçelerini öğrenmeliyiz

Anlayış değişmeli. Lehçelerimizi egemen kılmaya çalışmamalıyız. Hepsi de bizimdir ve Kürtçe’dir. Ticari, kültürel ve siyasi alışverişler bizi birbirimize daha da yakınlaştırır. Ben üç lehçeyi de iyi bilmeme rağmen hala kendimi yüzde 75 Kürt sayıyorum. Kürtler çok lehçelidir ve özellikle parçaların birbirini anlayabilmesi için diğer lehçeleri de öğrenmemiz gerekiyor.

20 Nisan 2017 Perşembe | Dizi

YEKO ARDIL / BERLİN


Mülkiye Birtane, daha çok milletvekilliği dönemindeki politik serüveniyle tanındı ama aslında Kürtçe’yle ilgili de yıllardır emek veriyor. Bu emek, Kurmancî’yle de sınırlı değil. Kürtçe’nin üç lehçesini çok iyi bilen Birtane, buna rağmen “Kendimi yüzde 75 Kürt olarak görüyorum” diyor ve tüm Kürtlere çağrı yapıyor: “Birbirimizin lehçelerini öğrenmeliyiz.”

Birtane’yi önemli kılan detaylardan biri ise şu: O, Kars’ın tarihindeki ilk kadın milletvekili. Bunu da kendini geliştirmesini ve bağımsız bir kişilik kazanmasını her zaman destekleyen ailesine, en çok da abisine bağlıyor.

Birtane ile hem kendi serüvenini hem de Kürtçe’ye dair çalışmalarını kısaca konuştuk. 


Öncelikle: Nereli, nasıl bir yerlisiniz?

Kars’ın Sêlimê köyündenim. Dağlık bir köydü. 


Yani dağlısınız, diyebiliriz?

Tabii. köyümüz hemen Aliekber Dağları’nın eteğindedir. 1975-76 yıllarında köyden çıktım, Adapazarı’na yerleştim. Orta ve lise öğrenimimi de orada tamamladım ve daha sonra Erzurum Üniversitesi’nde İngilizce bölümünü bitirdim. Daha sonra ise Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde İngilizce doçenti olarak 6 yıl kadar çalıştım. 1993 yılında siyasi nedenler ve verdiğimiz mücadeleden dolayı üniversite yönetimiyle anlaşamadık. Eğitim Müdürlüğü’ne geçmek zorunda kaldım. Sonrasında Amed’de İngilizce öğretmenliğine devam ettim. Orada da bir dönem Eğitim Sen’in yönetiminde yer aldım. Daha sonra Kürt dili çalışmaları başladı. 2002 yılına kadar gizli bir şekilde çalışıyorduk. Sonra da dil kurslarını açtık.


Gizli olarak nasıl çalışıyordunuz?

Daha çok evlerde çalışıyorduk. Bir grup öğretmendik. Dil, diyalekt ve dilbilgisi üzerine çalışıyorduk. Öncelikle kendimizi yetiştirip sonra da eğitim vermeye çalışıyorduk. Sonrasında bilindiği gibi Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmek için “Kürtçe dil kursları serbesttir” dedi. Kurslar açıldı ama yine de açık ve legal değildik. Resmiyette başka arkadaşlar görünüyordu, biz de devamlı çalışmalardaydık. Üç dönem ders verdik. İmtihanlar yapıldı ve epeyce öğrenci yetişti. Oldukça başarılı bir çalışmaydı.


Size göre kurslar ihtiyaca cevap olabiliyor muydu?

Hayır. O zaman da söyledik ve her zaman söyleyeceğiz: Bir halk, kurslarla dilini öğrenemez. Bir dil, eğitim dili olmadan gerçek anlamda bir yere gelemez. Aynı zamanda kursa gelenler paralı gelmek durumundaydı. Halkımızın ekonomik durumu belli. Para ödeyerek dilini öğreniyordu. Çok yanlış bir işti. 

Mecburen kursları kapattılar. Sonrasında 2005-2006 yıllarında Kurdî-Der açıldı. Biz 6 arkadaş yönetimdeydik; kadın olarak yalnızca ben vardım. Hepsi de öğretmendi. Birçok kez dava açtılar ama her seferinde biz kazandık. Sonra TZP Kurdî açıldı. Ülkede baştan başa tüm dil çalışmaları bu hareket üzerinden yürütülüyordu. Neredeyse Kürdistan’ın bütün şehirlerinde Kurdî-Der’in şubeleri açıldı. 2010 yılına kadar çalışmalarımız bu şekilde devam etti. 

Emekli olduktan sonra da kapatılan DTP, siyaset okulu açtı. Oranın müdürlüğünü üstlendim. Bir yandan kadın siyaset okulu çalışmaları devam ediyordu bir yandan da dil çalışmaları devam ediyordu. Siyaset, dil, sosyal çalışmalar yapılıyordu. 2010 yılında Amed’de kadın akademisi açıldı, ben de başkanlığına seçildim. 2011 yılında da parti beni aday olarak Kars’a yolladı. Oradan bağımsız aday olarak seçildim. Türkiye Parlamentosu’nun 24’üncü döneminde ilk defa Kars’tan bir kadın vekil seçilmiş oldu.


İlginç... O zamana kadar hiç kadın vekil seçilmemiş mi?

Maalesef öyleydi. Kars şehrinin tarihinde bu ilk defa gerçekleşti. Şimdi de HDP’nin genel meclisinde kadın çalışmaları ve genel çalışmalar yürütüyorum.


Dil konusuna dönersek… İngilizce’den Kürtçe’ye nasıl döndünüz?

İlkokula gittiğimizde Kürtçe yasaktı. Öğretmenler Kürtçe konuşan çocuklara dayak atardı. Bazılarını da Kürtçe konuşanları şikayet etmeye teşvik ederlerdi. Kafamda sürekli bir soru vardı: Neden öğretmen, Kürtçe’den bu kadar nefret ediyor? 

 

Kaç yaşları yani bunlar?

7 yaşındaydım. Kendi kendime soruyordum: Neden biz evde, köyün içinde ve her yerde Kürtçe konuşuyoruz da öğretmen Kürtçe’yi sevmiyor? Kimse bize bir cevap vermiyordu... Evde de bize kızarlardı, “Türkçe konuşun” derlerdi. “Okula gidiyorsunuz” diyerek… Herkesin Kürtçe’yi bu kadar yasaklamaya çalışması bende hep soru olarak kaldı. 

Adapazarı’na gittiğimde, ortaokulda Türkçe konuşmamız iyi değildi. Bize ‘Kötü Kürtler’ diyorlardı. Abime neden bize böyle davrandıklarını sordum. Abim o zaman Kürtlüğün öyküsünü bana anlattı. Bana “Her ne olursa olsun, onlar nasıl Laz, Gürcü, Çerkes ve Türk ise biz de Kürt’üz ve bununla gurur duymamız lazım. Sen de çalışkansın, başarılısın, seni kıskanıyorlar” dedi. Gerçekten de ben o Sapanca Lisesi’nden birinci olarak çıktım. Sınavlara girdim ve abimin de isteği üzerine İngilizce bölümünü seçtim. 


Peki şu anda hemen hemen dille ilgili bütün kurumlar kapatıldı, öğrencilerin ve halkın durumu nasıl olacak?

Gerçekten de çok önemli bir konu. Ferzad Kemanger okulunda öğrenciler, 3. sınıfa kadar gelmiş. Çocuklar iki yıl oldukça başarılı bir eğitim aldı. Devletin yöneticileri her zaman “Bu dil medeniyet dili değil” dedi. Bu dille eğitim olmazmış! Ama ortaya çıktı ki çocuklar anadilleriyle eğitim gördüklerinde sadece eğitim açısından değil tavır ve davranışları açısından da yaşama daha uygun hazırlanabiliyor. O okullarda çocuklar arasında kavga ve çekişme bile daha azdı. Çocuklar ve öğretmenlerin ilişkileri çok iyiydi; çocuklar kendilerini iyi ifade ediyordu. Devlet bu başarıyı gördü; bizim bilimsel yollarda birçok şeyi yapabileceğimizi ispat ettiğimizi gördüler. Demek ki anadilimizde eğitim yapılabiliyormuş, bunu gördüler.

Şunu söylemek isterim: Teknoloji çağındayız. Eğer üzerinde iyi durmazsak, önlemler almazsak dil zaman içinde yok olur. Devlet bu nedenle şiddetle üzerine gidiyor, açılan kurumları teker teker kapatıyor. Onlar bizi kendileri için en büyük tehlike olarak görüyor. 


 Peki ama önce neden bu kursları açma iznini verdiler?

Başta da söyledim: Avrupa Birliği’ne girmek için bazı reformlar yapmak zorundaydılar. Bu kurumları çıkarları için kullanmak istediler. Ama istedikleri gibi olmadı.


Kürtçe için gerçekten halen ortadan kaybolma tehlikesi var mı?

Biliyorsunuz, bir zamanlar Türkçe bilmemek ayıptı. Şimdi Kürt gençleri, Kürtçe bilmedikleri zaman utanıyor. Bu bir gelişme. Üniversite öğrencileri, liseli gençler, hepsi de Kürtçe öğrenmek için çabalıyor. Bu da önemli bir gelişme. Üniversite öğrencileri, liseli gençler, hepsi de Kürtçe öğrenmek için çabalıyor. 

Tüm bunlar, dilin kaybolmayacağının garantisi değildir. Unutmayalım: Yeryüzünde on binlerce dil vardı, hani şimdi neredeler? Şu anda altı bin dilden bahsediliyor, bunlardan iki yüz kadarı resmi dil.

Bir dil konuşulmuyorsa, yazılmıyorsa, pazarlarda kullanılmıyorsa ortadan kalkar. Dil ortadan kalktığında ulus da ortadan kalkar. Bu nedenle Kürtlerin dil ile ilgili çabalarının, mücadelesinin çok daha güçlü bir şekilde devam etmesi gerekiyor.


Gerçekten böyle mi: Dil ortadan kalkarsa ulus da ortadan kalkar mı? Örneğin Latin Amerika’nın birçoğunda halkların dili yok, sömürgecilerin dilini kullanıyorlar ama ülkeleri var; bu bir çelişki değil mi?

Çok detaylı bir konu bu; ama basit ve kesin olan şu: Bir insan anadiliyle konuşmuyorsa, konuştuğu dil kendisinin değildir. Ulus konusunda dil, başlıca unsurdur. Biz neden bu denli şiddetle dilden bahsediyoruz, dili savunmaya çalışıyoruz? 

Kürdistan dört parçaya bölünmüş; Kürt halkı, Türkçe, Arapça, Farsça dilleriyle yok ediliyor. Kürtçe direnebilmişse, zengin olduğu için direnebilmiş ama bu ileride yok olmayacağı anlamına da gelmiyor.

Yüz yıllık faşist Türk devletinin temelleri, dilimizi yok etmek üzerine kuruldu. Tüm halkları, kimlikleri ortadan kaldırmak istediler. Türkiye’de bugün kendi istatistiklerine göre konuşulan 29 dil var ama “Sadece Türkçe konuşacaksınız” deniliyor. Lazlar, Çerkesler de Kürtlerin onlarca yıllık mücadelesinin sonucu olarak bugün, “Bizim de bir dilimiz var” demeye başladı. Kurumlarını açıyorlar, öğrenmeye çalışıyorlar.

Ortadoğu ve Kürdistan’da halklara uygulanan soykırım ve yok etme politikası, dünyanın diğer yerlerinden çok farklı. Biz buranın yerlisiydik, Türkler sonradan geldi. 1071’de onlara Anadolu’nun kapılarını açan bizdik. Şimdi de ev sahibine “Ya seveceksin ya da terk edeceksin” diyorlar. “Dilimizi öğrenmek de size farzdır” diyorlar. 


Kürtçe de dört lehçeden söz ediyoruz. Dil ile lehçeyi ayıran temel özellikler neler? Bir dilden istenen tüm unsur ve özellikler Kurmancî, Soranî ve Zazakî’de var. Bu durumda neden dil değil de lehçe demekte ısrar ediyoruz? 

Bir dilde önemli olan, kelime kökleridir. Eğer iki dilde konuşurken yüzde elli ortak kelime köklerini kullanıyorsak, bunlar aynı dilin iki ayrı lehçesidir.

Evet, Soranî oldukça zengin bir edebiyat dili oldu artık ama son yıllarda fazlaca İngilizce kelime de karıştı. BUgün Güney’de hemen hemen tüm işyerlerinin isimleri İngilizce. Bu, Soranî için bir tehlike.

Soranî ve Zazakî benziyor; ama Zazakî ve Hewramî daha çok benziyor. Bu konuda anlayış değişmeli. Lehçelerimizi egemen kılmaya çalışmamalıyız. Hepsi de bizimdir ve Kürtçe’dir. Ticari, kültürel ve siyasi alışverişler bizi birbirimize daha da yakınlaştırır. Ben üç lehçeyi de iyi bilmeme rağmen hala kendimi yüzde 75 Kürt sayıyorum.


Biz yandık, desenize! Benim gibi yalnızca bir lehçeyi, o da yarımca bilen Kürtler, hiç Kürt olmuyor o halde! 

Sadece şakaydı. (Gülüyor) Ama gerçek şudur ki, Kürtler çok lehçelidir ve özellikle parçaların birbirini anlayabilmesi için diğer lehçeleri de öğrenmemiz gerekiyor.


Fakat özellikle bazı Zazalar, Kürt olmadığını iddia ediyor…

O, bir devlet siyaseti. Oldukça bilinçli yürütülüyor. Kürtleri parçalama siyasetinin bir sonucu. Bütün Kürt lehçeleri aynı kökten doğmuş ve gelişmiştir.


Ermenistan’a komşu bir şehirde doğmuşsunuz, buradan da bir soru sormak istiyorum. Ermeni meselesine nasıl bakıyorsunuz?

Evet, Kars’ta şu anda Kürt, Türk, Azeri, Qerepapax, Terekeme, Malakan ve az da olsa Ermeni yaşıyor. Ermenilerin çoğu göç etmek zorunda bırakılmış.

Bizim gündemimizde olan konfederal yaşam, köklerimize dönüşü öğretiyor. Köklerimizde birlikte ve ortak yaşam var. Ermeniler ve Kürtler, tarihleri itibarıyla da birbirlerine çok yakın iki kültür ve iki halk. Amed’de ve Kürdistan’ın birçok yerinde bu tarihin izleri hala canlı. Coğrafyada Kürtler hep çoğunlukta ama Ermeni, Asuri, Süryani, Keldaniler ve diğer halklar da burada yaşamış. 


Kürdistan’daki birçok yerleşim yerinin adı da Ermenice…

Kars’ta iki ilçe var; çoğunlukla Türkmen ve Azeri, birkaç Kürt köyü var oralarda. Fakat bakıyorsun köylerine, isimleri Kürtçe’den geliyor. Başka bir örnek: Örneğin Vartanik ise Ermenice bir isim ve ‘güller’ anlamına geliyor. Çünkü o köyde çok güzel güller açıyor. Böyle birçok köy var. İsmi başka dilde, yaşayan halk başka…

Gerçek şu ki ulus devlet ya da sınırlar, insanlığa özgürlüğü getirmez. Şimdi Rojava’daki sisteme bakalım: Her halk kendi savunmasını kendisi yapabiliyor. Kendi kendisini idare ediyor ve birlikte yaşayabiliyor. Konfederalizm budur. Eğer Kürtler diğer halklara, “Çıkın, buralar bizimdir” derse, o zaman ulus devlet egemen olur ve demokratik yaşam anlayışı sekteye uğrar. 


Ulusal sözlük çalışması elzem

Diller birbirinden kelimeler alır verir, buna ‘ses alışverişi’ de diyoruz. O kelimeler eğer zaman içerisinde uyum sağlarsa devam eder, sağlayamazsa tekrar kaybolur. Dinin buradaki etkisini de unutmamak lazım. Egemen din, dilini de egemen kılar, bu kaçınılmazdır. Dil canlıdır ve değişkendir. Önceleri ‘jina min’, ‘mêrê min’ diyorlardı, şimdi ‘hevjîn’ var ve dört parçada da oturmuş. Bence en önemlisi ulusal bir sözlük çalışması. Bu, önümüzdeki 5 yılda asıl işimizdir. Tüm lehçelerin içinde yer aldığı böyle bir sözlüğün Kürt dilinin hizmetine girmesi gerek. 


kimdir?


Mülkiye Birtane, 1964 yılında Kars’ın Selimê köyünde doğdu. Köyün okuyan üç kızından biriydi. Atatürk Üniversitesi İngilizce Bölümü’nden 1987’de mezun oldu; 88’de Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oldu. 1990’da kısa bir dönem tiyatro eğitmenliği de yapan Birtane, politik sebeplerden dolayı akademiden uzaklaştırıldı ve İngilizce öğretmenliğine başladı. Bu dönemde de politik çalışmalardan uzaklaşmadı; Eğitim-Sen içinde mücadelesine devam etti. 2002 yılında yasal olarak açılan Kürtçe kurslarının ilk öğretmenlerinden biri olan Birtane, Kurdî-Der’in de kurucuları arasında yer aldı. Azadiya Welat gazetesinde köşe yazıları yazdı. Kibele Kadın Kooperatifi’nin kuruluşunda da yer alan Birtane, 2011 yılında Kürt Özgürlük Hareketi’nin desteklediği bağımsız adaylardan biri olarak Kars milletvekili seçildi; böylece Kars’ın tarihindeki ilk kadın vekil oldu. Milletvekilliği bittikten sonra da çeşitli düzeylerde politik çalışmalara devam etti. Birtane evli ve iki çocuk annesi; İngilizce, Kürtçe’nin üç lehçesi ve Almanca biliyor.


795

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA