Anayasal diktatörlük ölü doğmuştur

Kasım ENGİN

20 Nisan 2017 Perşembe | Forum

16 Nisan günü pratikte yürürlükte olan ancak anayasal zemine oturmayan diktatörlüğün yani tek kişi rejimi referanduma sunuldu. Ve bu referandumda anayasal düzeyde diktatörlüğün önünü açacak seçimde- şimdilik- diktatörlük yüzde 51’lik bir oranla anayasal hale getirildi. 

Burada ne kadar hile yapıldığını, baskılarla zoraki toplumun esir alınmaya çalışıldığını, devletin tüm bürokrasisiyle toptan anayasal diktatörlüğün oluşması için harekete geçirildiğini, polis ve asker zoruyla insanların sindirilmeye çalışıldığını, milliyetçi ve dincilik edebiyatıyla Türkiye’yi parçalamak istediklerinin korkusunu yayarak, toplumu yanlarına çekmeye çalıştıklarını anlatmayacağım. Avrupa’ya en üst perdeden atıp tutarak ve laf sokuşturarak ne kadar da büyük olduklarının psikolojik atmosferini yaratmaya çalıştıklarını, seçimlere girmeden binlerce insanı zindanlara atarak çalışmalarının önüne geçtiklerini, farklı olan basını susturarak ancak kendi ve devlet basınını ise birer borazancı düzeyine getirerek borazanlarının sesinin yettiği her yere ulaşmasını sağlatarak sadece kendi seslerini hakim kılmaya çalıştıklarını derken, “idamı getireceğiz, oraya buraya saldıracağız, dünya beşten büyüktür” gibi duyguları hitap ederek toplumu yalanlarla yanlarına çekme uğraşlarından da söz etmeyeceğiz. 

Şüphesiz bunların tümü yapıldı belki de daha fazlası da yapıldı. İşbirlikçilikleri ruhlarına bir nevi üflenmiş olanları da başka işbirlikçilerin borazanlarıyla üfleyerek sözde yanlarına çekmeye çalıştılar. Çalıştılar da çalıştılar ancak yine de “az gittim uz gittim dere tepe düz gittim, bir arpa boyu yol gittim” misali bizatihi kendileri yüzde 60’lık bir oy oranını beklerlerken, zar zor yüzde 51’lik bir oy alabildiler. 

Peşinen belirtelim, dünyanın hiçbir yerinde dikta rejimler böylesine bir seçim ortamında bu kadar az oyu hiçbir zaman almamışlardır. Tüm devletin vurucu gücü yanında olacak, her gün yüzlerce insanı tutuklayacak, milliyetçilik ve dinciliği de duygulara üfleyerek duygular manipüle edecek, onca para dağıtımının yanı sıra kaşarlanmış işbirlikçiler de aktifleştirilecek ancak yüzde 51’lik bir oranı alınacak! 

Söyledikleri gibi, “Milletimiz kararını vermiştir.” Ancak millet anayasal diktatörlüğün ölü doğmasının karar vermiştir. Millet gerçekten de karar vermiştir. Ancak bu karar kesinlikle diktatörlüğün lehine bir karar değil tam tersine millet anti diktatoryal bir karar vermiştir. 

Dahası dünyada eşine az rastlanır belki de biricik olan bir ajitasyon ve propaganda ile millet kandırılmaya çalışılmış, aldatılmaya çalışılmış, buna rağmen anayasal diktatörlüğe millet evet dememiştir. 

Yine dünyanın hiçbir yerinde farklı sesler hiçbir zaman bu kadar susturulmamış, sesleri kesilmemiş, kısılmamış, yasaklanmamış ancak buna rağmen, kadınlar, solcular, sosyalistler, özgürlükçü Kürtler, Anti Kapitalist Müslümanlar, gençler, farklı renkler, inançlar, halklar, çocuklar derken az biraz yüreğinde insanlık besleyenler kendi propagandalarını bire bir insanlara anlatarak, devasa büyüklükte olan bir Leviathan’ı yani Canavarı kendi duruşlarıyla aynen Hz. David’in Calut yani Golyat’ı devirmesi gibi devirmesini bilmişlerdir. 

Anayasal diktatörlüğün en çok ölü doğduğu alan ve coğrafya ise kesinlikle Kürdistan’dır. Kürtler bunca bastırılmışlığa, ezilmişliğe, işbirlikçiliğin kayırılmasına rağmen anayasal diktatörlüğe hayır diyerek, özgürlükçü duruşun ne olduğunu herkese göstermişlerdir. İrade beyanlarıyla bir aylık bir süre zarfında üçüncü kez faşizme hayır diyerek özgürlükçü duruşlarını ısrarla sürdüreceklerini herkese duyurmuşlardır. 

Özcesi; Anayasal diktatörlük ölü doğmuştur. Seçimlere ne kadar hile karıştığını bizatihi bu işle uğraşanlar dile getirmektedir. Ve bu hilelerin peşlerini de bırakmayacaklardır. Tüm hileleri açığa çıkaramazlarsa bile bir şekilde ciddi bir çalışma yürüterek ulaşabildiklerini deşifre edeceklerdir. Yani hukuksal mücadelelerini vereceklerdir. 

Ancak bilelim ki son tahlilde hukuk devletin kendisini koruma mekanizmasıdır. Ve şimdilerde devletin sahibi bu muktedir ve kendilerini beğenmiş faşistlerdir. Yani hukuk büyük bir olasılıkla onlara işleyecektir. Bilelim ki hukuk: yazılı veya sözlü olarak toplumda uyulması güçle sağlanan kurallar demektir. Hukuk sadece ve sadece devlet yapılarını ya da daha geniş anlamda iktidar güçlerini elinde tutan, tutmak isteyenlerin çıkarlarını sağlama alma kurallarıdır. Elbette hukukun böyle olmaması gerekir ancak iktidarcı yapılar hukuku kendilerine hizmet sağlamak ve iktidarlarını garantiye almak için kullandıkları için onların hukuka biçtikleri rol böyledir. Kendilerini anayasal diktatörlük düzeyinde topluma dayatmak isteyenlerin hukuku çok daha ileri düzeyde böyle kullanacakları ise açıktır. 

Böyle de olsa, hukuk sahadaki mücadeleyi yine de yürütmek gerekir. Ancak bu sadece bir yoldur. Esas olan yol ise, bu yeni bir durumdur, Demokratik Bloklaşma temelinde anayasal diktatörlüğe karşı alanlara inerek demokratik mücadele yöntemleri başta olmak üzere, dikta rejimini alt etmek için her türlü direniş yolunu seçmektir. 

Türkiye tarihinde belki de ilk kez onca farklı renk aynı potada faşizme hayır demiştir. O zaman bu Hayır’ı çok daha güçlü bir biçimde örgütleyerek, bir milim bile geri adım atmayarak direnişi Anayasal Diktatörlüğü alt edene kadar sürdürme zamanı ve zeminine çevirmesini milletçe bilmeliyiz. 


375

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA