Tartışmak yetmez, örgütlemek için

Holloway’in dediği gibi, kapitalizm bizi yok etmeden biz onu yok etmeliydik. Hamburg’daki konferans da artık tartışmanın ötesine geçmek, örgütlenmek istiyordu.

19 Nisan 2017 Çarşamba | Dizi

Maxime AZADÎ


“Biz buraya Erdoğan’ı veya Trump’ı konuşmaya gelmedik...” Bir siyasi toplantıda, tüm dünyanın gündemine giren bu iki isim dışında ne konuşulabilirdi ki? 

Dünyanın farklı kıtalarından, farklı ülkeler ve bölgelerinden yüzlerce insan bir araya gelmişti. Erdoğan’ı, Trump’ı ya da Le Pen’i konuşmayacaklardı. Bunca insanı bir araya getiren neydi? 

Sonra bir ses daha yankılandı salonda. Yaklaşık bin 200 kişi pür dikkat dinliyordu. Bazıları not alıyor, kimisi yapılan tercümeye odaklanıyordu. Bazıları sandalyelerde yer kalmadığı için yerde oturuyordu. Bunları bir araya getiren daha güçlü, daha heyecan verici ve daha ortak paydalar olmalıydı.  

Hamburg Üniversitesi’nin büyük amfisinde yapılan açılış konuşmasında, “Nasıl yeniyi inşa edeceğimizi konuşacağız” diye vurguluyordu organizatörlerden biri. Yeninin inşası nasıl olacaktı, inşa edilecek olan proje neydi, kim katılacaktı, kim inşa edecekti, inşa için nasıl ve kime karşı bir mücadele yürütülecekti?


Peki nasıl bir proje ile?

ABD’den, Latin Amerika’dan Avrupa ve Ortadoğu’ya kadar geniş bir alandan gelen bu kadar insanı birleştiren daha güçlü bir canavar vardı: Kapitalizm. Yüzyıllardır insanlığı ve doğayı sömüren ve doymak bilmeyen bu canavardan kurtulmak gerekiyordu. Ama bu kadarı da yetmiyordu. Çoğu genç ve heyecanlı bunca insan, artık sadece antikapitalist olmanın yetmediğine ikna olmuştu. Bir şeyler yapmak gerekiyordu. Her şeyden önce kapitalizmden sonrasını inşa etmek gerekiyordu. Peki nasıl bir proje ile? 


Üç büyük sorun üç proje

İşte burada öne çıkan, Öcalan’ın “Demokratik Modernite” projesi oluyordu. 14 Nisan-16 Nisan arasında üç gün boyunca yapılan konferansın ana teması buydu. Kolay bir iş olmayacaktı. Üç günde üç yakıcı konunun tartışılması gerekiyordu. Biri kapitalizm ve yarattığı sonuçlar, biri alternatif düşünce ve yöntemler, diğeri de yeniyi oluşturma ve savunma yollarıydı. Üç büyük sorun, büyük bir proje ve büyük bir mücadele gerektiriyordu. 


Rojava ve Chiapas modeli

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın düşünceleri, mücadelesi ve çözüm önerileri, konferansın motor gücünü oluşturuyordu. Dünyanın farklı yerlerinden araştırmacılar, sosyal bilimciler, yazarlar, aktivistler, sivil toplumcular ve teorisyenler, kendi sunumları ile kapitalizm canavarına karşı düşünsel üretimlerde bulundu. 

Yazar Fabian Scheidler‘e göre kaotik bir geçiş sürecini yaşıyorduk. Tehlikeyi tasvir edemiyordu ama bu ‘mega canavar’dan kurtulmak gerektiğini vurguluyordu. Scheidler’e göre yeninin inşası için önümüzde iki örnek duruyordu: Rojava ve Chiapas modeli. 


Öcalan eksikleri tamamladı

Kapitalizmle ölme ve öldürmenin bir kültür haline geldiğini düşünen Öcalan’ın avukatlarından Ebru Günay‘a göre de kapitalizm son demlerini yaşıyordu. 

Gazeteci Ferda Çetin, özgürlüğe giden yol ile bilgi arasında bağ kuruyordu. Çetin, “Farkındalık ve uyanış aslında özgürlüğün kendisidir. Farkındalık ve uyanış için de bilgi ve düşünce gerekiyor” diyordu. Çetin’e göre her şeyden önce bilgi tekeli kırılmalı; insanlar kendi düşünce, yaratma ve eylem kapasitesini oluşturmalıydı. 

Latin Amerikalı araştırmacı Carlos Pazmino, anarşizmin teorisyeni ve filozof Bakunin ile Öcalan arasındaki benzerliklere dikkat çekiyordu. Bunun üzerine bir tezi de vardı. Pazmino, Öcalan’ın Bakunin’in bıraktığı eksiklikleri tamamladığını belirtiyordu. 

Berlin Özgür Üniversitesi’nden siyasal bilimler öğrencisi Miguel Juaquin ise Öcalan ile 21. yüzyılın önemli düşünürlerinden ve ‘Yeryüzünün Lanetlileri’ kitabının yazarı Frantz Fanon arasında paralellikler kuruyordu. Konu, ‘anti-kolonyal devrim’di. 


Alternatif yaşam arayışçıları

Antikapitalizm, Demokratik Modernite ve Demokratik Konfederalizm ile alternatif yaşam arayışları söz konusu olduğunda, Öcalan, Prudhon, Bakunin, Marx, Fanon ve Bookchin bir araya geliyordu. 

Meksika’dan görüntülü bir mesaj gönderen Sosyoloji Profesörü John Holloway‘a göre büyük acılar yaşıyorduk. Ama öfke ve isyan yapıcı bir şekilde inşa edilmeliydi. Holloway, bu inşaya Chiapas ve Rojava’yı örnek gösteriyordu.


Rojava’daki meclisler gerçek

Amerikalı anarşist teorisyen ve 2011’deki Occupy Wall Street hareketinin önemli isimlerinden David Graeber de Rojava modeli üzerinde duruyordu. 2014’te Rojava’yı ziyaret eden Graeber, Kürt hareketinin farklı bir oyun yaratmaya çalıştığına dikkat çekiyordu. Rojava’dan bahsederken eleştirileri de vardı, devlet hiyerarşisini andıran bazı reflekslere işaret diyordu. Ama tabandan gelen bir Demokratik Konfederalizm olduğunun altını çiziyordu. “Rojava’daki meclisler gerçek, bağırıp çağırıyorlar” diyen Graeber, Rojava’ya uygulanan ambargonun da bazı avantajları olduğuna dikkat çekiyordu. Graeber’e göre ambargo, farklı alternatifler bulmaya zorluyordu. 


Kapitalizm aşılabilir

Yazar Fuat Kav, devletsiz yaşanabileceğini ve devletsiz toplumun mümkün olduğunu anlatıyordu. Kav’a göre devlet ve demokrasi aynı yerde olamazdı. Uruguaylı sosyal hareketler uzmanı ve gazeteci Raul Zibechibir, çöküşe doğru giden bir uygarlık krizi konusunda uyarıyordu. Basit bir kriz değildi. Bu nedenle Zibechibir’e göre kapitalist olmayan bir uygarlık sistemi yaratmak gerekiyor. Ya da diğer bir ifadeyle, tasavvur edilmeyeni düşünmek gerekiyor. Zira kapitalizm aşılabilirdi.  Kapitalizm sürekli bir savaş haliydi. Kapitalist sistemler doğa karşıtı, toplum karşıtı ve kadın karşıtıydı. 


Ortak düşmanla ortak mücadele

Evet, bugün yaşanan ekonomik sorunlar, savaşlar, açlık, barbarlık, kapitalin krizleriydi. Kapitalizm, kriz yaratarak pazarlarını genişletiyordu. Amed’in Sur ilçesini ziyaret eden ve yaşanan yıkımı gören sendikacı Rolf Becker, artık içinde bulunduğumuz mülkiyet durumu ve zamanın değişmesi gerektiğini vurguluyordu. 

Tıpkı Holloway’ın dediği gibi, kapitalizm bizi yok etmeden biz onu yok etmeliydik. Kapitalizm ortak düşmandı, ortak mücadele edilmeliydi ve yeninin inşası birlikte olmalıydı. Hamburg’daki konferans, artık tartışmanın ötesine geçmek, örgütlenmek istiyordu.


Konferansın kendisi, bir ‘ilk örnek’

Konferans büyüktü; üç gün devam etti ve dünyanın farklı bir ülkelerinden, kentlerinden, bölgelerinden binlerce kişi katıldı. Bu çapta büyük bir konferansı organize etmek, yoğun bir çaba ve emek gerektirdi. Yüzlerce kişi, konferansın mutfağından güvenliğine, stantlarından konukları karşılamaya kadar gönüllü olarak çalıştı. Yoğun ve yorucu bir konferans oldu, ancak sonuçları itibarıyla başarılı ve memnuniyet verici olarak değerlendirildi. Diğer bir ifadeyle organizatörler ve gönüllüler çok yoruldular ama aynı zamanda bu başarıdan dolayı mutluydular. 


İlk gün bin 200 kişi

Katılımcıların isimlerini kayıt altına alan ve onlara yaka kartlarını dağıtan Birgit, çalışmalarının çok iyi gittiğini ve herkesin oldukça memnun olduğunu söyledi. Kürt kadın çalışmaları içerisinde yer alan Birgit, “Sadece ilk gün bin 200 dolayında kişi katılım gösterdi” derken, 2015’teki konferansa sekiz yüz ila bin arasında kişinin katıldığını hatırlatttı. 


Öcalan’ın kitaplarına yoğun ilgi

Üniversite yerleşkesinde çoğu Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kitaplarından oluşan stant dikkat çekti. Almanca, İtalyanca, İspanyolca, İngilizce ve Fransızca’ya çevrilmiş kitaplar yoğun ilgi gördü. ‘Dış İlişki’ çalışmalarında yer aldığını söyleyen Maku Koçgiri, “Önderliğin yeni savunmaları Almanca çıktı. Buna yoğun ilgi var” diyerek eline aldığı son beş savunmanın birinci cildine işaret etti. Gençlerin odağındaki diğer bir kitap ise Kürt gençlik hareketinin Almanca’ya çevrilen ‘Gençlik Manifestosu’ oldu. Koçgiri, geçen konferanslara oranla hem katılımın hem de kitaplara ilginin çok daha fazla olduğunu belirtti.  


Newkamp

Hemen bitişikteki bir diğer stantta, geleneksel Kürt motifleri ve gerilla ayakkabısı olarak tanınan ‘mekap’lar dikkat çekti. Standın arkasında Öcalan posteri ve PKK bayrağı ile oluşturulan bir fonda birçok kişi fotoğraf çektirirken görüldü. “Ayakkabı satıyoruz, şal satıyoruz, gençlik dergileri satıyoruz” diyen Ciwanên Azad üyesi Hakan, buradan elde edilen gelirlerin Kürdistan Öğrenciler Birliği’nin (YXK) kasasına gittiğini belirtti. Gençlik örgütleri kendi aralarında bir dayanışma ağı kurmuş. Bu stantta en fazla ilgiyi şallar görüyor. Mekapları da işaret eden Hakan, “Hem de en yeni modelleri ‘Newkamp’” diyor. 


Kürt aileler ağırladı 

Konferansın hazırlıklarında yer alan Hamburg Rojbîn Kadın Meclisi’nden Leyla Kaya, konukların nasıl ağırlandığını anlattı. Kaya, “Ailelerin misafirleri kabul etmesinde sıkıntı yaşanmadı” derken farklı ülkelerden gelen yaklaşık yedi yüz kişiyi ağırladıklarını söyledi. Kaya, “Gözlediğim kadarıyla herkes çok memnun. Zaten yurtsever halkımız misafirperverdir” dedi. Kaya, “Aynı dili konuşmamız gerekmiyor ama aynı düşüncede olduğumuz, yaşama aynı perspektiflerle baktığımızı gördük” diye ekledi. 


Gençlerin ilgisi yoğun

Konferansın örgütleyicilerinden YXK üyesi Peter Müller, bu konferansın diğerlerinden bir farkının da çalışma grupları ve atölyelerinin oluşturulması olduğunu söylüyor. Müller de çalışma grupları ile tartışmanın ötesine geçilmesini umuyor. Müller, bu sene özellikle gençliğin katılımının çok iyi olduğunu belirtirken, “Bütün ülkelerden geldiler. Gençler hakikati arıyor. Özellikle Rojava Devrimi ile birlikte çok ilgililer. Çünkü bugün Kürt Özgürlük Hareketi, dünyanın en büyük devrimci hareketi” dedi.  


Jineoloji kadınların gündeminde 

Konferansın en fazla ilgi gören atölyesi, tartışmasız bir şekilde Jineoloji oldu. Organizatörler de ilgiden çok memnundu.  Atölyeye katılan genç Alman kadın Bia, daha önce Amed’e giden bir delegasyonda yer aldığında Jineoloji kavramı ile tanıştığını söylüyor. Bia, ataerkil sistem üzerine çok fazla kafa yorulduğunu ve bu nedenle ilginin yüksek olduğunu düşünüyor. Genç kadın, “Bana göre Avrupa kadınlarının üzerinde en fazla durdukları nokta, Jineoloji’nin feminizmden farkı veya feminizmle birbirlerini tamamlayıp tamamlamadığıdır” diyerek ekliyor: “Avrupalı kadınlar Jineoloji’yi daha fazla tanımak ve öğrenmek istiyorlar.”


Öcalan’ın fikirlerine ilgi arttı

Uluslararası Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi sözcülerinden Reimar Heider, konferansa ilginin geçen konferanslara oranla çok daha yoğun olduğunu doğruluyor. Konferansın organizatörlerinden olan Heider, “Yıllar geçtikçe Öcalan’ın ortaya koyduğu fikirler ve düşünceler daha çok ilgi çekiyor. İlk konferansta bu noktada biraz zorlandık. Henüz çok iyi tanınmıyordu” diyor. 

Kobanê Direnişi ve Rojava’daki inşa sürecinden sonra ilginin arttığını söyleyen Heider, konferans katılımcılarının konuşmalarının da çok iyi hazırlandığına işaret etti. Güncel siyaseti dışarıda bıraktıklarını ifade eden Heider, “Kapitalist modernitenin temellerini tartışıyoruz ve alternatif olarak Sayın Öcalan tarafından önerilen demokratik modernite kavramını, içeriğini, kurumlarını tartışıyoruz” diye konuştu.


Hedef örgütlemek

Bu konferansla Öcalan’ın düşüncelerinin yayılmasının da ötesine geçmek istediklerini söyleyen Heider, “Bu kez örgütlenmeye daha çok ağırlık verdik. Bir tarafta düşünceleri yaymak, diğer tarafta dünyanın farklı yerlerinden ilham almak da var” ifadelerini kullandı. 

Çalışma grupları ile ortak bir örgütlenmeye gitmek istediklerini söyleyen Heider, konferansın gönüllü çalışma boyutuna da dikkat çekerek ekledi: “Demokratik konfederalizmin örneğini hem anlatıyoruz hem de böyle sunuyoruz: Bu konferansın kendisi demokratik modernitenin bazı şeylerini yaratmanın süreci oluyor.”



‘O FOTOĞRAFÇI’ DA KONFERANSTAYDI:‘Allah’ın belası yerde ne işin var!’


M. Zahit EKİNCİ


Alman gazeteci ve fotoğrafçı 65 yaşındaki Heinrich Schultze de konferansta. Newroz delegasyonu ile 7 yıldır Amed’e gittiğini belirten Schultze, bu yıl ise Amed Newrozu’nda polis tarafından gözaltına alınmış. Elleri havadayken çekilmiş fotoğrafları, basında da yer almıştı. 

Fotoğraf çektiği için gözaltına alındığını söyleyen Schultz’un anlatımları dikkat çekici: “Beni Alman olduğum için yarım saat sonra serbest bıraktılar. Polis bana, ‘Antalya gibi turistik yerler varken neden Allah’ın belası yere geldin’ dedi. Newroz ve seçim çalışmaları için defalarca Kürdistan’a gittim. Halkın yaşadıklarına yakından tanık oldum. Bundan iki yıl önce Kürdistan’a bir iyimserlik havası vardı, bugünse kara bulutlar adeta Kürdistan üzerinde dolaşıyor.”


Kürdistan ilklerin ülkesi

“Kürdistan benim için her şeyden önce insanlığın doğduğu ülke” diyen Schultze, ilk uygularlıkların, ilk tarımın Kürdistan’da oluştuğunu kaydederek devam ediyor: “Kürdistan her zaman gizemini koruyan mistik bir ülke.”

Kürt halkının mücadelesine büyük bir hayranlık duyduğunu dile getiren Schultze, “Kürtler, her gittiğimde beni büyük bir sevgiyle bağrına basıyor” diyor. 


Birçoklarının yapamadığını...

Gecmişte Latin Amerika halk hareketleri için çalıştığını, Panama ve Meksika’daki gazeteler için fotoğraflar çektiğini söyleyen Schultze, ekliyor: “Bu toplantıda Latin Amerika’dan gelen birçok insanı görünce hem çok şaşırdım hem de çok sevindim. Bu da Öcalan’ın düşüncelerinin ne kadar yayıldığını gösterir. Çok sayıda sol çevrenin yapamadığını, yıllardır dört duvar arasında esir tutulan Öcalan, düşüncesiyle ve mücadelesiyle yapıyor. Bu da kendisinin ne kadar evrensel düşündüğünü gösteriyor.”




1063

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA