Soykırım saldırısına karşı varolma direnişi

Çiyager NÛCAN

19 Nisan 2017 Çarşamba | Forum

Şu anda Türkiye’de demokratik kültürü olmayan, iktidar için her yolu meşru gören bir zihniyet var. Özellikle cumhuriyet sonrası devlet ve iktidardan dışlanan bu kesim iktidarı ele geçirince iktidarı bırakmamak için her yol ve yöntemi denemektedir. Makyavellin’in “amaca ulaşmak için her şey mubahtır” gibi bir siyaset felsefesi var. Buna arizm de denilmektedir. Herhalde bu felsefeyi şimdiye kadar Tayyip Erdoğan gibi uygulayan bir siyasetçi olmamıştır. Tayyip Erdoğan, Makyavellin’in her şeyi mubah gören siyaset felsefesini, burjuvazinin hiçbir değer tanımayan pragmatizmini ve siyasal İslam’daki takiyeyi birleştirerek hiçbir ahlaki ve vicdani değeri olmayan bir siyasi karakter ortaya koymaktadır. Avrupa gibi pragmatizmin ve değersizliğin vatanı olan bir coğrafyanın siyasetçileri bile bu siyasi kişilik karşısında her gün şok üstüne şok yaşamaktadırlar. Bu ucube siyasetçi hangi uzaydan geldi diye düşünmektedirler. Herhalde böyle ucube ve ahlaksız siyasetçilik tarzına Erdoğanizm denilebilir. Tayyip Erdoğan’ın siyaset bilimine böyle bir katkısı olabilir. Zemzem suyuna işeyen Arap gibi Tayyip Erdoğan tarihe geçer. 

Bu siyaset tarzı Kürt sorununa da uygulandığında Kürtler tarihte hiçbir Kürt düşmanında görmedikleri bir ikiyüzlülük, ahlaksızlık ve vicdansızlıkla karşı karşıya gelirler. Diğer iktidarlar cumhuriyetin kuruluşundaki zihniyet temelinde Kürt karşıtlığı yaparken, Tayyip Erdoğan şahsında AKP ilk önce Kürtleri kontrol etme temelinde iktidarın aracı haline getirirken, şimdi ise Kürt düşmanlığını iktidarın aracı haline getirmiştir. Türk devletinin klasik Kürt düşmanlığına bir de Kürtleri yok ederek iktidarda kalma etkenini eklemiştir. Bu nedenle şimdiye kadarki Kürt düşmanlarına rahmet okutan bir Kürt düşmanlığı politikası izlemektedir. Tarihte de görülmüştür ki, iktidar hırsının getirdiği zulüm ve tahribatlar daha katmerli olmaktadır. 

AKP iktidarı ilk iktidara geldiğinde devletle sorunlar yaşayan bir iktidardır. Ancak amacı da devletin içine yerleşmektir. Devlet, siyasal İslam’ı sistemin içine almak istemektedir. Bunun için de AKP iktidarını terbiye eden ve rehabilite eden bir sürece almıştır. 1980 12 Eylül darbesi siyasal İslam’ın devlet içine alınması ve entegre edilmesi süreciydi. 12 Eylülcüler tarafından Turgut Özal ve Fethullahcıların devlet içine alınması bir projeydi. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi mücadeleyi yükseltince bu süreç kesintiye uğramıştır. Önder Apo’nun esaretinden sonra AKP şahsında siyasal İslam esas olarak 20 yıldır süren savaşın sonucu Kürtleri rehabilite edecek bir proje olarak iktidara getirilmiştir. Ya da iktidara getirilmesine izin verilmiştir. Zaten Tayyip Erdoğan’ın AKP iktidara geldikten sonra Kürtlerle ilgili ilk demeci “düşünmezseniz Kürt yoktur” biçiminde olmuştur. AKP iktidarıyla Kürtler ve demokrasi güçleri özel savaş demokrasisiyle kontrol altına alınacak ve bu ortamda devlet restore edilecekti. 

AKP iktidarı ilk yıllar konumu zayıf olduğundan Kürtlerin özgürlük özlemi ve mücadelesine yönelik oyalama ve aldatma politikasını esas almıştır. Kürtlerin mücadelesini frenlemeyi ve etkisizleştirmeyi amaçlamıştır. Ancak 2014 yazında artık bu politikanın sonuna gelindiği ve etkisiz kaldığı görülünce savaşla ve zorla ezme kararı alınmıştır. AKP iktidarı Kürt düşmanlığı yapmadan, Kürtler üzerinde soykırım politikası izlemeden iktidarda kalamayacağını görmüştür. Ya demokratikleşme doğrultusunda adım atacaktı ya da Kürt soykırımının iktidarı olacaktı. AKP, iktidarı bıraktığında dağılacağını görerek Kürt düşmanlığının öncülüğüne soyunmuştur. Nitekim tüm Kürt düşmanı siyasi güçlerle uzlaşma içine girmiştir. 

Türk devleti Kürtler üzerinde bir soykırım politikası yürütmektedir. Türkiye cumhuriyetinin en temel amacı Kürtleri kültürel soykırıma uğratmaktır. Bunun için de her türlü baskı yanında özel savaş yöntemini en kapsamlı ve en yoğun biçimde uygulamıştır. Bu baskı ve özel savaş yöntemi Kürtlerin mücadelesinin güçlendiği günümüzde daha kapsamlı hale getirilmiştir. 

Günümüzde bir halkı soykırıma uğratmak kolay değildir. Ancak büyük bir yalan, demagoji ve psikolojik savaşla soykırım gerçeği gizlenebilir. Bu soykırım politikası açık yürütülemez. Kürt’e karşı soykırım politikası Türk devletini şekillendirdiği gibi, politikalarını da şekillendirmektedir. Tayyip Erdoğan karakterinde pragmatizm, takiye ve amaca ulaşmak için her yol ve yöntemi kullanma özellikleri vardır. Bu kişilik Kürt soykırımının liderliğini yapmaya soyununca daha ucube ve kirli hale gelmiştir. Başka yolla iktidarını sürdürme imkanı olmayınca Kürt düşmanlığını görülmedik düzeye çıkarmıştır. Kürt soykırımını gerçekleştirmek için herkesi aldatmak, bu olmuyorsa susturmak hedefleniyor. Bu aldatma için propaganda ve psikolojik savaş en yoğun biçimde kullanılıyor. İçeride aldatamadıklarını ise bastırarak susturmayı hedefliyor. Bunun için Kürtler, demokrasi güçleri, aydınlar, yazarlar ve akademisyenler üzerinde ağır baskı uygulamaktadır. Türkiye dışındaki kimi ülkeleri ise Türkiye’yi pazarlayarak sustururken, Kürt soykırımına istediği desteği vermeyen ülkeleri ise her türlü şantaj ve tehdidi yaparak susturmaya çalışmaktadır. 

Kürtler şu anda özgürlüğe en yakın konumda bulundukları gibi, Ortadoğu’da süren Üçüncü Dünya Savaşı ortamında Kürtleri soykırıma uğratmak isteyen soykırımcı bir devletle karşı karşıyadırlar. Ortadoğu’da Kürt düşmanı olan başka devletler ve siyasi güçler olsa da, Kürt düşmanlığına ve soykırımına öncülük yapan Türk devleti ve bugünkü AKP hükümetidir. AKP kendini iktidarda tutmak için tüm Kürt düşmanlarını yanına alarak Kürt soykırımını tamamlamak istediğinden, Kürtler açısından tarihi bir soykırım tehdidi ve tehlikesi bulunmaktadır. Tayyip Erdoğan’ın politik tarzı, söylemleri ve uygulamaları bu soykırım tehdidinin ciddiye alınması gerektiğini gözler önüne sermektedir. 

Kürtler bugün çok tarihi bir süreçten geçmektedirler. Kazanma imkanlarının fazlalığı kadar tehlikeler de büyüktür. Bu açıdan genci, kadını, erkeği, yaşlısı, aydını, işçisi, köylüsü, esnafı ne yapacaksa bu dönemde yapmalıdır. Gençler yüzünü özgürlük alanlarına dönmeli, tüm halkımız ise mücadelenin her boyutunu güçlendirmek için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmelidir. Özellikle halk her türlü serhildan ve protesto içinde yer alarak faşizmin soykırım politikalarına karşı direnmelidir. AKP-MHP faşist iktidarının soykırım amaçlarının başarıya ulaşamayacağını mücadelesiyle ortaya koymalıdır. Bu soykırım tehdidi karşısında hiçbir Kürt duyarsız ve gaflet durumuna düşmemelidir. Eğer Kürt soykırımı özel savaşla, psikolojik savaşla Kürt’ün mücadelesini engelleyip sonuca ulaşmak istiyorsa, Kürtler de onlarca yıllık edindiği tecrübenin bilinci ve mücadelenin yarattığı halk gücüyle bu saldırıyı püskürtüp özgür ve demokratik yaşamı kazanmalıdırlar. Özcesi soykırım saldırısına varolma direnişiyle karşılık verilmelidir. 


168

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA