Katalonya’dan BİR DOST... Rock Brossa

Madrid direnişçisi bir ailenin anarşist oğlu Rock Brossa’nın hayatı, Kürtlerle tanıştıktan sonra çok değişti. O ve arkadaşları, İberya Yarımadası’nın kent ve köylerinde Rojava’yı ve Kürtleri anlatan yüzden fazla panel ve seminer düzenledi, sayısız metni İspanyolca’ya çevirdi. Peki dertleri, meramları neydi? Sorduk, anlattı...

18 Nisan 2017 Salı | Dizi

ERKAN GÜLBAHÇE / STRASBOURG 


Rock Brossa, 27 yaşında. İspanya’nın Katalan özerk bölgesine bağlı Barcelona şehrinde doğup büyümüş. Şu anda Madrid’de yaşıyor. “Bizde çocuklar anne ve babasının soyadlarını birlikte kullanıyorlar, ben ise sadece anne soyadını kullanıyorum. Yani ‘Brossa’ annemden geliyor” diyor. 

Rock, Madrid’de Rojava Azadî Kolektifi Platformu’nda yöneticilik yapıyor. Bunun yanı sıra İspanya ve Portekiz’de demokratik konfederalizm üzerine yüzün üzerinde konferans, panel ve toplantı sunmuş. Şu anda aynı bölgelerde jineoloji üzerine panel, konferans ve toplantılar vermek için hazırlandığını belirtiyor. Farklı dillerden İspanyolca’ya binlerce sayfalık doküman ve belgeyi çevirerek Kürt mücadelesinin İspanya, Portekiz ve Latin Amerika’da tanıtılmasına yazınsal anlamda da katkı sağlamış.  

‘Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a Statü’ sloganıyla Lüksemburg Adalet Divanı önünde başlatılıp Strasbourg’da sonlandırılan ‘uzun yürüyüşe’ de katılan Rock, sade hayatı ve sempatik tavırlarıyla öne çıktığı kadar tartışmalardaki sakin üslubuyla da birçok kişiyi etkiledi. 

Rock Brossa ile yöneticiliğini yaptığı Rojava Azadî Kolektifi Platformu’nun çalışmalarıyla birlikte kendi kişisel hikâyesini, fikirlerini konuştuk. 


Her şeyden önce sizi tanıyabilir miyiz?

Barcelona’da bir işçi ailesinin çocuğu olarak büyüdüm. Dedem Ulusal İşçi Konfederasyonu (CNT) sendikasının bir yöneticisiydi. Ki bu sendika konfederasyonu, anarşist bir geçmişe dayanıyor. Her zaman anarşizmi savunmuştur. İspanyol halkı, CNT sendikasının önderliğinde Franko diktatörlüğüne karşı savaş vermiştir. Yani CNT, Franko diktatörlüğüne karşı verilen savaşta öncülük rolünü oynamıştır. Sendikal düzeyde en büyük direniş hareketidir. 

Hakeza nenem de bu anarşist hareketin içinde ciddi bir direnişçi. Franko faşizmine karşı direniş komünlerine öncülük yapmış. Annem, NATO karşıtı ve muhalif hareketlerde aktif olarak yer almış ve hala alıyor. Baba tarafımı iyi bilmiyorum ama anne tarafını iyi biliyorum ve direnişçi bir geleneğe sahipler. 

İşte ben de böyle bir ortamda büyüdüm. Küçük olduğum için bunları anlamıyordum ama ergenlik çağına eriştikten sonra anladım.


Sizin politik mücadeleye dahil olmanız nasıl gelişti? 

2011’deki global krizle birlikte İspanya’da büyük direnişler ve ayaklanmalar başladı. Özellikle meydanları işgal etme, önemli kurum-kuruluşları işgal etme gibi önemli halk hareketleri... Gelişen hareket, 15M (15 Mayıs Hareketi) olarak kendini isimlendirdi. 15M, sonradan İstanbul’dan gelişen Gezi Hareketi ile ilişkilenme içine girdi.

2011 yılında müzisyenlik yapıyordum. Şu anda da üniversitede müzik üzerine master yapıyorum. 15M Hareketi beni etkinliklere davet etti. Müzikal anlamda destek sunmaya çalıştım. Zaten protest bir müzik yapıyorum. 15M bünyesinde Barcelona’da kurulan Uluslararası Dayanışma Komitesi’nde yer aldım. Onun görevi de çeşitli uluslararası protesto hareketleriyle iletişim kurmak, onların da desteğini sağlamaktı. İnternette uluslararası dayanışma sağlayabileceğimiz hareketleri tanımaya çalıştık ve hangileriyle ilişki sağlayabileceğimizi araştırdık ve bu hareketlerle ilişki geliştirmek için Fransa, Belçika, İtalya, Polonya gibi birçok ülkeyi dolaştım. Hem onlarla dayanışmanın yollarını geliştirdik hem de onları eğitme temelinde örgütledik. 

Bu seyahatler beni yorunca yerelde çalışmalara katılmaya karar verdim ve Madrid’e yerleştim. Madrid’de bir örgütte çalışmaya başladım. İşgal çalışmaları yapıyorlardı. Ev işgal edip orada yaşıyorlardı. Bir kültür merkezini işgal ettik. Adı ‘13-14’ idi. Bu kültür merkezini bedava eğitim almak isteyenler için çalışmalar yapan kurum ve kuruluşlara verdik. Yani yoksul halkın hizmetine sunduk. 


Kürtlerle ilişkiniz nasıl gelişti?

Kürtlerle tanışmam, Kobanê sürecine dayanır. Kürtleri daha önce de biliyordum ama Kobanê Direnişi geliştikten sonra ağırlığımı Kobanê ve Kürtlere verdim, tanımaya ve araştırmaya başladım. Kobanê için bir şeyler yapmak gerektiğine karar verdim. O günden beri Kürtlerle birlikteyim.


Mesela neler yaptınız?

2014 Ekim’inde, dünyanın her tarafında olduğu gibi Madrid’de de Kobanê ile dayanışma etkinlikleri düzenliyorduk. Biz de Madrid’de Rojava’yla Dayanışma Komitesi’ni kurduk. Bu komiteyi ilk kurduğumuzda değişik düşünce ve formasyonda olan insanlar vardı, ortak fikre varıp ortak eylem planlamak çok zordu. Birkaç arkadaş yan yana gelerek materyal eksikliğini gidermek için Fransızca, Almanca ve İngilizce’den Kürdistan, Rojava ve Kobanê üzerine yazıları İspanyolca’ya çevirdik. Önemli oranda İspanyolca materyal çevirdik ve bu çevirilerle yapmak istediklerimizi daha iyi anlatabiliyorduk. Elimizde malzeme vardı artık.

Zamanla farklı düşüncelerden gelen insanlar olarak birbirimizle fikir düzeyinde çatışmaya başladık. Bazı örgütler demokratik konfederalizmin kendileri için cazip olmadığını vurguladı ve sosyalist bir Kürdistan’ı savunduklarını belirtti. Biz de dedik ki, demokratik konfederalizm fikrini ele alalım, derinleştirelim ve üzerine eğitim görelim; ondan sonra karar verelim, sosyalist Kürdistan mı, yoksa demokratik konfederal bir sistem mi? 

Bu tartışmalar sonrasında bizim grubumuz ayrılıp ‘Rojava Azadî Madrid’i kurduk. Fikir düzeyinde tartıştığımız arkadaşlara da, “Amacımız sizinle çatışmak ya da ilişkimizi kesmek değil; ayrı çalışalım ama yine de dayanışma halinde olalım” dedik.


Rojava Azadî Platformu, ne tür faaliyetler yürütüyor?

Çalışmalarımızı dört kategori üzerinden yürütüyoruz.

* Birincisi, Kürtler ve Kürdistan üzerine İspanyolca’da az sayıda materyal var. Bunun için profesyonel bir çalışma ile farklı dillerden yazıların çevirisini yaptık. Bunları broşür ve kitap olarak bastırdığımız gibi internet sayfalarında ve sanal alemde yayınlıyoruz. 

* İkincisi, İspanya ve Portekiz’de büyük şehirlerden başlayarak kasaba ve hatta köyleri dolaşarak demokratik konfederalizm, jineoloji, kadın mücadelesi üzerine konferans, panel ve toplantılar düzenliyoruz, halkı bilgilendiriyoruz.

* Üçüncüsü, Portekiz ve İspanya’yı dolaşarak İspanyolca’ya çevirdiğimiz kitap, broşür, bayrak ve sembolleri dağıtarak İspanya ve Portekiz halklarını Kürt, Kürdistan, demokratik konfederalizm, jineoloji, kadın mücadelesi ve Kürt Halk Hareketi hakkında enforme ediyoruz. Şimdi burada bir soru ortaya çıkıyor: Zaten internette var ve yayınlıyorsunuz, neden bir de dolaşarak anlatıyorsunuz? İnternet ve fiziki dokunma farklı şeyler. Yani birinin elinde bayrak, flama, kitap olana dokunması farklı bir etki bırakır. Yani halkla direk temasa önem veriyoruz.

* Dördüncüsü, halkı harekete geçirmeye çalışıyoruz, bu nedenle de protesto eylemleri ve mitingler organize ediyoruz. İlk üç çalışmada başarılı olduğumuz oranda dördüncüde de başarı sağlayabiliriz. Şu ana kadar gerçekleştirdiğimiz eylem ve etkinliklerin niteliğine ve etkisine baktığımızda da doğru yolda olduğumuzu görebiliyoruz. Bir hayli mesafe kat ettik.


Şimdiye kadar Portekiz ve İspanya’da kaç tane, konferans, seminer, panel ve toplantılar gerçekleştirdiniz? İlgi nasıldı?

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Demokratik Uygarlık Manifestosu’nun İspanyolca’ya çevrilen birinci cildi için büyük şehirlerde 25 seminer verdik. Demokratik Konfederalizm üzerine yüzün üzerinde panel ve seminer düzenledik. Dört kez hafta sonu eğitimleri düzenledik. Ayrıca Kürt sorunu, demokratik konfederalizm ve jineoloji üzerine derinleşmek isteyenlere, Barcelona ve Madrid’de 8 günlük eğitim kampları düzenledik. Bu iki kampa 50’şer kişilik gruplar katıldı.

Gerçekleştirdiğimiz etkinliklere ilk başlarda katılım çok cılızdı. Kürt halkını, Kürt mücadelesini tanıyan insanlar çok azdı. Materyalleri İspanyolca’ya çevirdiğimiz oranda katılım sayısında büyük bir artış yaşadık. İlgi giderek arttı. 

Gözlemlediğim ilginç bir şeyi anlatayım: Şehirlerde katılım normal, beklediğimiz düzeyde ama köylerde muazzam bir katılım var. Bu bizi bir hayli şaşırtıyor. 

Yürüttüğümüz çalışmaların meyvesini de alıyoruz. ‘Rojava Azadî Madrid’ denildiğinde artık hemen tanınıyor ve düzenlediğimiz etkinliklere büyük katılım oluyor. Bu çalışmalarımızı gören ya da duyan devrimciler, demokratlar ve kadın hareketleri, sürekli bize davetiye göndererek onlara yönelik seminer ve eğitim toplantıları düzenlememizi istiyor. Büyük bir talep var. Maalesef sayımız yetersiz ve bu taleplere cevap olamıyoruz. Aramızdaki yeni arkadaşları yetkinleştirerek bu sorunu ortadan kaldırmaya çabalıyoruz. Mesela eskiden sadece ben sunuculuk yapıyordum; şu anda ikinci bir arkadaş da sunum yapabilecek düzeye geldi.


Rojava Azadî Madrid, isminde olduğu gibi sadece Rojava’yı esas alarak mı çalışmalarını sürdürüyor, yoksa genel olarak Kürt sorunu konusunda da çalışma yapıyor mu?

Açıkçası biz kendimizi örgütlerken sadece Rojava Devrimi’ne katkı sağlamak, destek olmak için çalışmalara başladık ama yazı ve belgeleri İspanyolca’ya çevirdikçe fark ettik ki dört parça Kürdistan kompakt ve ayrılmaz bir bütün. Şu anda dört parça Kürdistan’ı esas alarak çalışmalarımızı yürütüyoruz. Rojava Azadî Madrid oldukça tanındı, onun için ismini şu anda değiştirmek istemiyoruz. Ama kendini de aştı. Daha geniş kitleleri kucaklaması açısından ilerde İberya Yarımadası Kürdistan’la Dayanışma Örgütü gibi bir isim alabilir. 


Siz Madrid’de yaşıyorsunuz ama bir Katalansınız. Katalanlar arasında Kürtler nasıl biliniyor?

Katalonya’da bir enternasyonalist düşünce her zaman hakimdi. Sadece Kürt halkı ile değil ezilen tüm halklarla dayanışmayı esas alan bir toplum. Kobanê Direnişi’nden sonra Kürtlere daha büyük bir ilginin olduğunu söyleyebiliriz. Kürtler ile Katalanlar arasında direnişten gelen bir kardeşlik duygusundan da bahsedebiliriz. 

Açıkçası Kürdistan çok fazla bilinmiyor, çünkü Katalonya’da çok fazla Kürt yok. Candidatura d’Unitat Popular (Halk Birlik Adaylığı Partisi, CUP) gibi partiler Kürt Hareketi’ni örnek alıyor. Yine bu parti, demokratik konfederalizm projesini referans olarak alıyor. Üzerine çalışabilecekleri bir proje olarak görüyorlar; hatta üzerinde çalışıyorlar. Hakeza Katalonya’da anarşist hareketler oldukça güçlü. Onlar da devletsiz bir yönetim olarak demokratik konfederalizmi kendilerine rehber olarak alıyor.


Katalanlar da Kürtler gibi bir mücadele içinde. Kürt ve Katalan mücadelelerini ortaklaştırma adına neler yapılabilir?

Katalonya’da bir otonomi var ama bu hala devlete bağlı. Bunu yeterli görmeyip mücadele vermek isteyenler, hiç de azımsanmayacak bir düzeyde. İspanya’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi Katalonya’daki otonomi de yetersiz kalıyor. Bu nedenle demokratik konfederalizmi, insanların kendilerini özgürce ifade edebilmesi için güçlü bir alternatif olarak görüyoruz. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu proje, bizde sadece Katalanlar için de değil, tüm Avrupalılar için önemli. 




Avrupa’da ideolojik ve insani yoksulluk var


Belirttiğiniz gibi gerek İspanya’daki 15 Mayıs Hareketi ve gerekse de Kürt sorunundan dolayı Avrupa’nın birçok ülkesini dolaştınız. Genel bir soru: Avrupa’daki hayatı nasıl buluyorsunuz?

Şu anda Avrupa’da egemenlik ulus devletlerde ama yenildikleri de bir gerçek. Ulus devletlerin yarattığı kimlikler, insanları karşı karşıya getirdi. Öyle ki insanlar, kolektif kimliklerini unutup ulus devlete teslim oluyor. 

Avrupa ekonomisi çok iyi; maddi anlamda insanların isteklerine cevap olabiliyor. Ama aynı zamanda çok büyük bir ideolojik ve insani bir yoksulluk var. Bu da insanları yeni arayışlara itiyor. Maddi anlamda tüm ihtiyaçları karşılandığı için bunu nerede arayacaklarını bilemiyorlar. İnsanlar atomlarına kadar parçalandığı için kendilerini bir toplum olarak da nitelendiremiyor. Bu yapılar, insanları devlete bağımlı hale getiriyor. Bağımlılığı kabul etmeyen kesimler ise sistemin dışına itiliyor ve kendilerini izole edilmiş hissediyor. Devletin sınırları içinde özgür bir toplum yaratmayı başaramıyorlar. Bu yüzden de gelecek vizyonu göremiyorlar. 


Kürt toplumsallığını Avrupa’dakiyle kıyasladığınızda ne görüyorsunuz?

Kürt Hareketi çok ilginç; dünyadaki devletsiz en büyük halk. Devletsiz ama çok iyi örgütlü. Yani dünyanın en örgütlü halklarından biri. 

Kürt halkı, çok büyük acılar yaşadı; buna rağmen direnişe devam ediyor. Ulus devletlerden kaynaklı baskıların farkında ve nasıl bir reaksiyon göstereceğini çok iyi biliyor. Yıllarca gösterdikleri direniş sayesinde kendilerine ait özgün bir kimliğe sahip oldular. Bu sayede de kendilerini yaşatabiliyor, saf ve temiz duygularıyla kalabiliyorlar. 


Kürtler sayesinde BULUŞUYORLAR


‘Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a Statü’ sloganıyla gerçekleştirilen 10 günlük uzun yürüyüşe de katıldınız. Kürtler bu tür eylemlerle sürekli ayakta. Nasıl buluyorsunuz?

Avrupa’da insanlar sadece ekran karşısında politika yapılabileceğine inandırılmış durumda. Oysa Kürtlerin bu eylemlerini sadece ekranda değil, reel yaşamda da politikanın yapılabileceğini göstermesi açısından önemli buluyorum. Farklı ülkelerden, farklı düşüncelerden insanlar aynı amaçla yürüyor; oysa aralarında hiçbir iletişim ve bağ yok. Kürt Hareketi sayesinde buluşuyor ve birbirlerini tanıma fırsatını yakalıyorlar.


Bir anarşist olarak yerim KÜRT HALKININ YANI


Kürtlerin yaptığı eylemlerin tamamını takip etmeye çalışıyorum; çünkü bütün hayatım Kürt sorununa endekslenmiş durumda. Beni şaşırtan şeylerden biri de Kürt Hareketi’nin organize gücü ve kucakladığı geniş halk kitleleri. Kürt Hareketi’ni tanımadan önce kendimi insanlığın özgürlüğü için çalışan bir aktivist olarak görüyordum. Yıllardır üzerinde çalışılan bu projeyi tanımak, benim için büyük bir mutluluk oldu. Avrupa’daki hareketler en ufak atomlarına kadar bölünmüş durumda. Kürtlerin geliştirdiği bu projeyi Avrupa’daki hareketlerin birleşmesi için de bir şans olarak görüyorum. 

Kendimi bir anarşist olarak gördüğüm için demokratik konfederalizm projesini de değişik düşünce ve kültürden insanlarla yaşayabileceğim bir proje olarak görüyorum. Demokratik konfederalizm projesinin en önemli yanı, kadını esas alarak ön plana çıkarması, kadına hayat vermesi. Yani kadın özgürlüğü, projenin en temel noktası. Zaten kadının olduğu yerde savaş olmaz. Yani kadın demek, daha az savaş demektir. Avrupa’daki kadın hareketleri, çok fazla teorisi olan ama bunları pratiğe dökememiş hareketler. Avrupa kadın hareketlerinin de bence kendilerine Kürt kadınını örnek alması gerekiyor. 





916

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA