Referandum böyle yapıldı

Miadı dolan Türk ırk devletini, dinci-ırkçı koalisyonun lideri Erdoğan yönetiminde biraz daha yaşatmak için dayatılan referanduma, 2 yıldır kesintisiz süren devlet terörü ortamında gidiliyor. Yasama, yargı ve yürütme ile birlikte devletin bütün organları kullanılarak, toplumun özgürce tercih yapmasının önüne ölüm bariyerleri kuruldu.

15 Nisan 2017 Cumartesi | Haber

7 Haziran seçimi yenilgisini kabullenmeyerek 2014’te hazırlık yaptığı Kürtlere karşı savaşın startıyla darbe sürecini başlatan Erdoğan yönetimindeki Türk devleti, Kürt kentlerinin yakılıp yıkılması ve katliamlarla dolu büyük bir savaş, kendi içindeki çatışmadan devşirdiği toplumsal meşruiyet balonu ve dinci-ırkçı uzlaşı üzerinde kararını verdiği referandum parantezi kapanıyor.  Devletin dinci-ırkçı bileşenlerini temsil eden AKP ve MHP ile bünyelerindeki yapılar, devletin bütün olanaklarını kullanarak Türk tipi diktatörlük ’Evet’ kampanyası yürüttü. ‘Evet’in karşısında duran başta Kürtler olmak üzere tüm demokratik muhalefet ise kuralsız, sınırsız ve dizginsiz devlet gücüyle muhatap oldu. Referanduma katılımı teşvik eden ‘Hayır’ cephesi, sandık ve seçmen güvenliği üzerinde de durdu; halkı da sandıkların birleştirilmesine ve tehditlere rağmen mutlaka sandık başına gidip oy kullanmaya teşvik etti. 

Referandum çalışmaları başladığından bu yana ‘Hayır’ diyen binlerce kişi gözaltına alındı, 500’ü tutuklandı. Onlarca kişi yaralandı, bir kişi katledildi. 100 etkinliğe yasak getirildi. Yüzlerce HDP’li sandık kurulu üyesi „iyi ün sahibi olmadıkları için“ Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından kabul edilmedi. HDP’nin „Bêjin Na“ şarkısı tüm Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yasaklanırken, Kürtçe yazılı afişleri ise „İçeriği anlaşılmıyor“ denilerek kaldırıldı. Bir çok ilde her türlü gösteri, toplantı, yürüyüş, standa açma, pankart asma, çadır kurma gibi etkinlikler ’Hayır’ için tamamen yasaklandı. Valiler, kaymakamlar, komutanlar, tüm güçleriyle ‘Hayır’a karşı çalıştı. Özellikle Kuzey Kürdistan’da her türlü yönteme başvuruldu. Baskı, tehdit, şantajın yanı sıra sandıkların taşınmasıyla manipülasyona kapı açıldı. HDP ve DBP, eşbaşkanları dahil bütün yönetim organları, vekilleri, belediye eşbaşkanları, en küçük belde ve köy meclisi yöneticisine kadar rehin alındı, çalışamaz hale getirildi. 80’in üzerinde DBP’li belediye gasp edilerek, başına atanan devlet memurlarıyla ‘Evet’in hizmetine koşturuldu. Adil olmayan, zulmün hüküm sürdüğü bu atmosferde 17 Nisan sabahında ‘Evet’e uyanılması, son iki yıllık devlet terörünün katmerleşmesi anlamına geleceğini; gayrimeşru sürecin ‘Evet’inin meşru görülmeyeceğini anlatan DTK ve HDP öncülüğündeki ‘Hayır’ cephesi, her iki ihtimalin mücadelesini de kampanya boyunca örmeye çalıştı.

Her yönüyle en kara yıl

Referandum kararına giden sürecin ikinci yılı olan 2016’ın verileri ise Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kişisel kariyerindeki rekorlarından biri oldu. 

İHD Genel Merkezi, „2016 yılı Türkiye İnsan Hakları İhlalleri: Fiili Otoriter Başkanlık Dönemi“ başlıklı raporunu dün (Cuma günü) açıkladı. İHD Genel Merkez binasında düzenlenen toplantıda açıklanan raporda çarpıcı veriler yer aldı. Toplantıya, İHD Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan, İHD Genel Sekteri Hasan Anlar ile MYK üyeleri Hüsnü Öndül, İsmail Boyraz, Adnan Vural ve Sevim Salihoğlu katıldı. 

Raporu açıklayan Türkdoğan, 2016 yılını „Her yönüyle en kara yıl“ olarak niteleyerek, „2016 yılı insan hakları ve demokrasi açısından AB üyelik müzakerelerinin başladığı 1999 yılından beri en kötü yıl olarak yaşanmıştır“ dedi.

Bütün dünya tanık oldu

Cizre bodrumlarında yaşanan ölümleri hatırlatan Türkdoğan, bu ölümlerin BM’nin gündeminde olduğunu söyledi. 2016 yılında Türkiye’de gerçekleşen hak ihlalleri ile ilgili olarak Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu’nun çok sayıda rapor ve görüş yayınladığını ifade eden Türkdoğan, „Ayrıca Avrupa Birliği ile Avrupa Konseyi siyasi mekanizmaları nezdinde de çeşitli raporlar görüşülmüştür“ ifadelerini kullandı. 

Neler yaşanabileceğinin göstergesi

İhlallerin çoğunun Kürt sorunundaki çözümsüzlükten kaynaklığını ve sorunlarının çözümünün 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı’nda olduğunu belirten Türkdoğan, „Fiili başkanlık modeli adı altında yönetilen Türkiye’nin geldiği yer burasıdır. Demokratik kamuoyunun bu bilançoyu inceleyerek Türk tipi başkanlık modelinde neler yaşanabileceğini görmesi gerekir“ diye konuştu.

Tüm zamanların rekorunu kırdı

İHD MYK Üyesi Hüsnü Öndül ise 2016 yılının Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir çok noktada rekorlarla dolu olduğunu söyledi. Öndül, şöyle devam etti: 

* Sokağa çıkma yasakları 5442 İl İdaresi Kanuna göre uygulanıyor. İl İdaresi Kanunu 1949 tarihlidir. Bu 68 yıl boyunca hiç bir zaman Diyarbakır’da 100 kez sokağa çıkma yasağı uygulanmadı. Bu bir rekor. 1987-2002 OHAL’i olduğu dönemde 15 yılın toplamında Kürt illerinin toplamında 100 kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmemişti. 

*152 gazeteci tutuklu, bu da bir rekordur. 

* AKP’nin hükümette olduğu 2005 yılında cezaevlerinde 55 bin tutuklu ve hükümlü vardı. Şimdi 210 bin tutuklu ve hükümlü var. Cumhuriyet tarihi boyunca bu bir rekor. 

* 13 vekilin tutuklu olması da rekordur. 

* 926 hasta mahpusun bulunması da rekordur. Cumhuriyet tarihinde böyle bir sayı görülmemişti. 


Yaşam hakkına kast edildi

Anayasal güvence altında olan yaşam hakkı korunmadı ve özellikle devlet görevlileri tarafından kast edildi:

* 2016 yılında devlet güçlerinin yargısız infazları sonucu 594 kişi yaşamını yitirdi. 

* ‘Resmi hata ve ihmaller’ sonucu 301 yurttaş, sivil yerleşim yerlerinde 28’i yabancı uyruklu hayatını kaybetti. 

* Silahlı çatışmalarda 629’ı asker, polis ve geçici köy korucusu, 1003’ü silahlı militan ve 39’u sivil olmak üzere toplam bin 671 ölüm yaşandı. 

* Mayın ve sahipsiz bomba patlaması sonucu 14’ü çocuk 21 kişi yaşamını yitirdi.

* Nefret cinayetlerinde 10 kişi yaşamını yitirdi.

* Kadınların yaşam haklarına yönelik ihlallerde 394 kadın şiddet sonucu yaşamını yitirdi.

* Çocukların yaşam haklarına yönelik ihlallerde 21 çocuk intihara sürüklenirken, 60 çocuk ev, okul ve toplumsal hayat içinde gördüğü şiddet sonucu yaşamını yitirdi.


Yasak, abluka saldırı ve göçertme

* 2016 yılının en ağır hak ihlalleri elbette sokağa çıkma yasakları süresince işlendi. TİHV Dokümantasyon verilerine göre, sokağa çıkma yasaklarının uygulanmaya başlandığı ilk tarih olan 16 Ağustos 2015 ile 31 Ocak 2017 tarihleri arasındaki 18 aylık süre içerisinde, başta Amed (100 kez), Mardin (23 kez), Hakkari (19 kez) ve Şırnak (13 kez) olmak üzere Bitlis (4 kez), Batman (3 kez), Muş (2 kez), Bingöl (2 kez), Tunceli (2 kez) ve Elazığ’da (1 kez) toplam 10 il ve en az 39 ilçede, resmi olarak tespit edilebilen en az 169 süresiz ve günboyu sokağa çıkma yasağı ilanı gerçekleşti.

* Yasaklar başlamadan önce yapılan 2014 nüfus sayımına göre, ilgili ilçelerde yaşadığı bilinen en az 1 milyon 900 bin kişi, başta en temel yaşam ve sağlık hakları ihlal edilerek bu yasaklardan etkilendi.

* 2016 yılı içerisinde gerçekleştirilen 594 yargısız infaz vakasının önemli bir bölümü sokağa çıkma yasakları sürecinde gerçekleşti.

* Uygulanan abluka sonucu gerçekleştirilen yıkımların da etkisi ile en az 500 bin insan zorla yerinden edilmiş olup göçe zorlandı.


Cezaevleri toplama kampları

* Cezaevlerinde bin 15 sağlık hakkı, 204 haberleşme hakkı ihlal edildi. 533 disiplin cezası verildi. 2 bin 227 bin sevk/sürgün uygulaması yaşandı.

* 1 Kasım 2016 (Adalet Bakanlığı’nın bilgi verdiği son tarih) itibariyle cezaevlerinde toplam 197 bin 297 tutuklu/hükümlü/hüküm özlü kişi bulunurken, şu anda 210 bin tutuklu ve hükümlü bulunuyor.

* 2016 yılında cezaevlerinde en az 35 kişi yaşamını yitirdi.

* Türkiye cezaevlerinde İHD’nin tespit edebildiği kadarı ile 331’i ağır olmak üzere 926 hasta mahpus bulunmaktadır. 

* AKP hükümeti örtülü OHAL affı ile yaklaşık 100 bine yakın insanı cezaevlerinden çıkarmaya başlamışken (tahminen 50 bine yakını tahliye oldu), her türlü yasal haklarına rağmen İmralı Cezaevi’nde tutulan Abdullah Öcalan üzerinde kesin tecrit uyguluyor.


Acil olan barıştır

Raporun sonuç bölümde de şunlar yer aldı:

* Bugün Türkiye’de insan hakları açısından acilen yerine getirilmesi gereken tek bir talep vardır; o da acilen barışın tesis edilmesidir. Barışın sağlanamadığı koşullarda yaşam hakkı korunamamakta, yaşam hakkı olmayınca da diğer tüm haklardan söz etmek mümkün olamamaktadır.

* Demokrasinin ön şartı ifade özgürlüğüdür. Şu anda Türkiye’de ifade özgürlüğü otoriter yönetimin yargı baskısı altındadır. Dolayısıyla Türkiye’de asgari standartlarda dahi demokrasiden söz edilemez. Bu nedenle demokrasi mücadelemiz kaçınılmazdır.

* Kürt sorunun savaşla çözülemeyeceği açıktır. Siyasal iktidarı 28 Şubat 2015 Dolmabahçe deklarasyonuna sahip çıkmaya ve 7 Haziran 2015 seçimleriyle ortaya koyduğu Türkiye halkının barış ve demokrasi iradesini tanımaya davet ediyoruz.

l OHAL ve KHK rejimi bir karşı darbe rejimidir. Bundan derhal vazgeçilmelidir.

* Devam eden hak ihlalleri durdurulmalı, sorumlular hakkında etkin soruşturma yürütülmeli, cezasızlık derhal terk edilmelidir.


İşkence sistematik hale geldi

* 284’ü çocuk 5 bin 606 kişi hem devlet kurumlarında hem de toplumsal hayatta işkence ve onur kırıcı davranışa maruz kaldı.

* 14’ü çocuk olmak üzere 830 kişi gözaltında işkence ve kötü muamele gördü. 

* Gözaltı yerleri dışında 17’i çocuk 628 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. 

* Cezaevlerinde bin 348 kişi işkence ve kötü muamele gördü.

* Toplumsal gösterilerde 2 bin 581 kişi, devlet güçlerinden şiddet gördü. Bu kişilerin 219’u çocuk. 


Kadın şiddet sarmalında

* 2016 yılında toplumsal alanda ve ev içinde şiddet sonucu 361 kadın öldürüldü, bu ortam nedeniyle ayrıca 33 kadın intihar etti. 

* Yine bu sürede 763 kadın yaralı kurtuldu. Bir önceki yıl ile karşılaştırdığımızda kadına yönelik şiddette artış trendinin devam ettiği anlaşılmaktadır. 


Siyasi soykırım operasyonları

Kişi güvenliği ve özgürlüğüne yönelik ihlaller de tüm yıla sığamaz oldu:

* 504’ü çocuk olmak üzere 13 bin 957 kişi gözaltına alındı. 

* 133’ü çocuk, 3 bin 336 kişi tutuklandı. 

* 1 Kürt yurttaş, yakılarak öldürüldü. 

* 48 Kürt öğrenci, 15 Kürt işçi, 5 Amedsporlu yönetici, 3 Kürt yurttaş ve 10 Alevi yurttaş ırkçı saldırıya maruz kaldı.

* HDP Eşbaşkanları dahil olmak üzere 13 milletvekili tutuklanarak cezaevine gönderildi; HDP çizgisinde siyaset yapan DBP üyesi 84 belediye eşbaşkanı görevden alındı, bu belediyelere devlet tarafından el konuldu; 83 belediye eşbaşkanı ile HDP il ve ilçe eşbaşkanlarından 135 kişi tutuklandı ve siyaset yapan aktivistlere dönük yargı baskısı gerçekleşti.

* Şubat 2017 itibarı ile 17’si imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere toplam 152 gazeteci tutuklu bulunuyor. 

* Çoğunluğu Kürt illerinde 23 asker ve polis alıkonuldu. 

* Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri 2016 yılında da karşılığını bulamadı, AİHM’in zorunlu din derslerinin kaldırılması ve cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi ile ilgili kararlarının gereği yerine getirilmedi.


İfade özgürlüğü rafa kaldırıldı

* 2016 yılında 86 etkinlik yasaklandı. 

* 26 yayın organı baskına uğradı, 192 yayın organı yasaklandı, 2 bin 17 medya kuruluşu kapatıldı.

* OHAL nedeniyle illerde valiler tarafından yaygın yasaklamalar uygulandı. Yasak olmayan illerde devlet güçleri tarafından 308 gösteriye saldırıldı. 

Örgütsüzlük dayatıldı

* 2016 yılında 2 Halkevine, 1 eğitim destek evine, 12 derneğe, 2 kütüphaneye, 1 spor kulübüne, 5 kültür merkezine baskını yapıldı. 

* 142 siyasi parti binasına polis saldırısı düzenlendi. 79 HDP ve BDP parti binasına polis baskını düzenlendi.

* 2016 yılında toplam 1 bin 570 sendika, vakıf ve dernek kapatıldı. 


Ekonomik ve sosyal haklar da

* 21 Temmuz 2016 -23 Şubat 2017 tarihleri arasında 100 bin 797 kişi mesleğinden ihraç edildi. 16 bin 475 sendika üyesine idari soruşturma açıldı. 


Eğitim hakkı engellendi

* 119 öğrenci katıldıkları etkinlikler nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Sokağa çıkma yasakları nedeniyle 300 bin öğrencinin eğitim hakkı ihlal edildi.


1015

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA