En çok ne kadar şey bilebilirsiniz?

Beynimiz devasa bir hard disk gibi. Bugüne kadar hiç kimse bu hafızayı doldurup hata vermedi. Hafızamız ne kadar dolu olursa olsun daha büyük bir sorunumuz var: inanılmaz bir şekilde düşük olan veri bant genişliğimiz.

15 Nisan 2017 Cumartesi | Toplum-Yaşam

Bir insan her şeyi bilebilir mi? Teknik olarak bir insan tabii ki herşeyi bilemez ama düşündüğünüzden çok daha fazla şeyi bilebilir. İnsan beyni, birbiriyle 100 trilyon farklı şekilde bağlanan 100 milyar kadar nörondan oluşuyor. Yapılan deneylere göre ortalama bir insan beyni yaklaşık 2.5 petabayt, yani 2.5 milyon GB veri depolama kapasitesine sahip. 

Dünyada bugüne kadar yaşamış tüm insanların tüm dillerde yazdıkları verilerin 50 petabaytlık bir hard disk’te toplanabileceğini düşünürsek kaba bir hesapla sadece 20 kişinin beynin bu iş için kullanabilirsiniz. 

Tabii ki bu karşılaştırmalar boş. Beynin temel fonksiyonu veri depolama değil bir bilinç oluşturma. Beynin enerjisinin çok büyük bir kısmı bilinç ve bilinçaltının faaliyetlerine harcanıyor. 

Dünyada insan beyninin sınırlarını test etmiş insanlar yaşıyor. Örneğin 50’den fazla dil konuşabilen Alexander Arguelles. Her ne kadar hayatındaki herşeyi dil öğrenmeye feda etmiş olsa da Arguelles’in yaptığı insan beyninin kapasitesinin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Arguelles, uyku, beslenme ve diğer ihtiyaçları için zaman harcamak zorunda olmasa 100 dile rahatlıkla ulaşabileceğini iddia ediyor. 

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden Cesar Hidalgo, insan beyninin hafıza kapasitesinin oldukça büyük olmasına rağmen bir insanın tüm hayatı boyunca depolayabildiği tüm verinin bunun düşük bir bölümünü kapladığını söylüyor. Bir kişinin hayatı boyunca öğrendiklerini 1 personbyte olarak hesaplayan Hidalgo’ya göre kaba bir hesapla bir F-22 savaş uçağının yapımı için binlerce personbytelık veri gerekiyor. 

Aslında beynimiz son derece inanılmaz bir yapı olsa da bizi aksatan tarafları da var. Veri depolama kapasitesi ne olursa olsun son derece düşük bir veri bant genişliğine sahip olmamız herşeyi hatırlamamıza, çok miktarda bilgiyi bir anda işleyemememize temel sebep. 

Bilim insanları bu konuda 5 duyumuzun ne kadar veri bant genişliği kullandığını araştırmış. 


GÖRME

Pennsylvania Üniversitesinde yapılan bir deneyde görme duyumuzun beynimize verileri 8.96 MB/s hızla ilettiği görüldü. Bu hız bir yere ilk girdiğiniz zaman gözün beyne gönderdiği veriler esas alarak yapılmış. Gün içerisinde eğer tanıdık bir çevredeyse beyin çoğu zaman hafızasında zaten var olan görüntüleri kullanıyor. Göz bu nedenle beyne her an aynı hızda veri transfer etmiyor. 


SES

İnsandaki duyma siniri yaklaşık 30 bin fiberden oluşuyor. Her bir nöronun saniyede 1000 defa ateşlenebildiğini düşünürsen bu hattın saniyede 30 MB/s gibi hızlarda çalışma kapasitesi olduğunu görüyoruz. 

Ama bu sadece kapasite. İnsanın duyma aralığının 20Hz ile 20 kHz arası olduğu göz önüne alındığında yapılan deneyler duyularak aktarılan verinin 1.2 MB/s hızında beyne iletildiğini gösteriyor. 


DOKUNMA

Eğer dokunma duyumuza bağlı sinirler tüm vücuda eşit bir şekilde dağıtılsaydı her bir 6.5 santimetre karede 50 ısı alıcısı, 8 soğuk alıcısı, 100 dokunma alıcısı ve 800 de ağrı alıcısı bulunacaktı. Bu hesaptan hareket eden bilim insanları aşırı durumlarda dokunma sinirlerinin beyne 135Mb/s hızında veri aktarabileceğini tespit etti. 

Koku ve tat duyuları ise çok daha az bir veri hızı kullanıyor. 

Bugün piyasadaki USB 3.0 hard disklerin kullandıkları en düşük veri transfer hızı 650 MB/s. Başka bir deyişle beynimizin veri bant genişliği günümüzün teknolojisine göre eski CDler gibi. Hatta bazı alanlarda disketlere kadar düşüyor. 

Bu nedenle ne kadar çok şey doldurmuş olursak olalım beynimizin şu anki fiziksel özellikleri bu verileri etkili bir şekilde işlememize izin vermiyor. Hatta daha rahat çalışmak için birçok şeyi unutmamızı sağlıyor. Duyularımızdan gelen verileri önemsemiyor. 

Yani sorunumuz işletim sistemimiz. Bir gün bilim insanları beynin nasıl işlediğini tam anlamıyla tespit edebilirse o zaman belki farklı bir şekilde çalışmasını da sağlayabilecek. 

Ama şimdilik daha fazla bilmek için yapacağımız tek şey, daha fazla okumak ve okuduklarımızı da sürekli tekrarlamak. 


Parkinson’un etkilerini azaltan virüs

Parkinson hastalarına yeniden programlanmış bir virüsün enjekte edilmesi sonucu hastalığın etkilerinin azaltıldığı bildirildi. 

İsveç’in Stockholm şehrinde bulunan Karolinska Enstitüsünde yapılan bir deneyde Parkinsonlu farelere programlanmış virüsler enjekte etti. Bu virüsler beynin destek hücreleri olan astrocyteları yeniden programlayarak dopamin nöron hücrelerine dönüşmelerini sağladı. Bilim insanları bu işlemin üzerinden 5 hafta geçmesinin ardından Parkinsonlu farelerin hareketlerinde ciddi iyileşmeler gördü. Bu deney canlı beyin hücrelerinin yeniden programlanması sonucu iyileştirmeler yapılabildiğinin ispatlandığı ilk deney olma özelliğini taşıyor. Virüsün etkisinin sadece enjekte edildiği bölgede kalması ve başka alanlara sıçramaması da bu yöntemin artıları olarak kabule diliyor. Araştırmayı yürüten bilim insanlarının karşı karşıya oldukları en büyük sorun bu yöntemin yaşlanan bir insan beyninde işleyip işlemeyeceği. Çünkü yaşlanan insan beyninde yeterli sayıda destek hücresinin bulunmadığı ve virüs enjeksiyonu ile nöronlara çevrilmesinin basitçe yeterli olamayacağı düşünülüyor. 


İlk defa bir canlının tüm sinir sistemi gözlemlendi


ABD’de bir grup bilim insanı ilk kez bir canlının tüm sinir sisteminin nasıl çalıştığını canlı olarak izleyip kaydetti. 

Saydam bir tür denizanasının hareketleri sırasında sinir sisteminin tüm hücrelerinin nasıl çalıştığı ABD’nin Columbia Üniversitesinden uzmanlar tarafından izlendi. Denizanasının her hareketi sırasında vücudundaki nöronların nasıl ateşlenerek birbirlerine mesaj ilettiğini takip eden bilim insanları bu şekilde insanların beyinlerinin nasıl çalıştığının izlenmesi konusunda teknikler geliştirmeyi umuyor. 

Hydra türü deniz anasının tanımlı bir beyni yok. Doğadaki en basit sinir sistemlerinden birine sahip olan canlının tüm hareketini birkaç bin nöron belirliyor. 

Tüm sinir sisteminin haritası çıkarılan ilk canlı olan Hydra’nın yanı sıra saydam bir tür olan zebra balığının da beyninin haritası elde edilmişti. 



13 bin yaşındaki diş dolgusu


İtalya’da 13 bin yıl öncesine ait bir diş dolgusu bulundu. Bulgu insanların bal ve tahıllarla tanışmadan önce insanların diş tedavileriyle ilgilendiğini ortaya koyuyor. 

İtalya’nın Lucca şehri yakınlarındaki Riparo Fredian arkeolojik bölgesinde kazı yapan arkeologlar bir kişiye ait dolgu yapılmış iki diş kalıntısı buldu. Bologna Üniversitesi’nden Stephano Benazzi, her bir dişin kök sinirlere kadar uzanan derin bir oyuğa sahip olduğunu ve yapılan inceleme sonucunda bu oyukların küçük taş aletler kullanılarak bilinçli olarak açıldığını tespit ettiklerini söyledi. Ekibin bulgularına göre dişin için doğal bir termoplastik olan bitüm ile doldurulmuş. Bunun tedavi sırasında ağrıyı kesmek ve antiseptik olarak işlev gördüğü düşünülüyor. 

İtalya’da daha önce de 14 bin yıl öncesine ait bir dişte tedavi izlerine rastlanmıştı. Ancak yeni bulgu tarihteki ilk diş dolgusu olma özelliğini taşıyor. 

Paleolitik dönemde yaşadığı tahmin edilen dişin sahibinin, yeni insan kabilelerinin akınına uğrayan bölgede yeni gıda türleriyle tanışmış olmaları sonucu diş sorunu yaşadığı düşünülüyor. 


758

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA