Kuyrukçuluk kişiliksizleştirir

Kasım ENGİN

15 Nisan 2017 Cumartesi | Forum

Kuyrukçuluğu eğer genel anlamda birilerinin peşine takılma ve sürüklenme olarak ele alacak olursak, kuyrukçuluk çokta hayırlı bir iş olmamaktadır. İradesini yadsıyarak birilerinin iradelerine tabi olma, boyun eğme doğası gereği insan karakterine çokta uymadığı için, insanlık kuyrukçuluk yapanları çokta sevmez. 

Hiyerarşinin tahakküme dönüştüğü her yerde bir şekilde kuyrukçuluk bir kültür haline getirilmeden insanlar istenildiği gibi yönlendirilemez, yönetilemez ve etkisiz hale getirilemezler. Bundandır ki tahakkümcü sistemi geliştirilenler insan iradesini kırmanın yanı sıra hep bir şekilde kendilerine boyun eğmiş, tabi olmuş bir zümreyi de oluşturmaya çalışırlar. Hiç şüphe yok ki birilerine zor uygulanarak etkisiz hale getirilirken birilerine ise iktidarın nimetlerinden bir biçimde yaralanması sağlanarak kendi güdümü haline getirilerek etkisiz hale getirilmiştir. Ve bu bir şekilde bir kültür haline getirilerek bugünlere kadar ulaşmıştır. 

Bugün kuyrukçuluk özelde de orta sınıf diye bilinen sınıfın bir kültürü haline tam gelmiştir. Yine bu özellik kendilerine güvenmeyipte hep birilerine dayanarak ayakta kalmaya ya da birilerine dayanarak etkili olmaya çalışan kimi egemenlerin de özelliği haline gelmiştir. Özcesi, arada kalanların kendilerine yeterli düzeyde bir öz güvenleri olmadığı ya da oluşmadığı için hep birilerine yaslanarak ayakta kalmaya çalışırlar. 

Kürt egemen sınıfı diye tabir edilen üst tabakanın, basit çıkarlar temelinde işbirlikçiliğe yatkınlığı ve çıkarları için her şeyi ve herkesi peşkeş çekebileceği -bu kardeşi de olsa- tarihsel bir doku, hep var olagelmiştir. Karakteri gereği modern anlamda siyasallaşamayan bu kesimlerin bildiği tek siyaset tarzı, feodal komploculuktur. Kendi dar ve basit çıkarlarını korumak için kendi içerisinde muhalefete asla yer vermeyip olması halinde de derhal ezen bu kesimler, meşrulaştırıcı hükümleri ise toplumun en geri önyargılarını, örf ve âdetlerini kullanarak gerçekleştirmektedirler. Kürtlüğe sadık kalındığını göstermek için kan davası, aşiret kavgası, berdel vb. yöntemleri sahiplenmek gibi en geri yaklaşımları sergilemekten kaçınmamışlardır.

Böyle bir zihniyete sahip olan yapıların karşısında duracak güçler çıktığında ya da yapmak istediklerinin öne çıkabilecek örgütlü yapılar kendilerini örgütlediklerinde, yaptıkları ilk iş mutlaka kendilerince daha güçlü belledikleri birilerine sığınmadır. Peşine takılmadır daha doğrusu kuyruğu haline gelmedirler. Biliniyor, feodalizmin bir desturudur; bükemediğin eli öp ki ayakta kalabilesin. Ve hatta elini öp ki başkalarına elini öptürmeye vakıf olasın. 

Ama bilinsin ki çıkarlar gereği birilerine dayanma hep o çıkarların sınırları dahilindir. Çıkarlar kaymaya hep yatkındır. Bundandır ki çıkarlar üzerinde kurulmuş ilişkiler yitime hep açıktır. Hele birde bu çıkar ilişkileri güçlü iradelere dayanmıyorsa, birileriyle işbirlikçilik yani kuyrukçuluk temelinde gelişmiş ise, bu ilişki biçimine ters düşüldüğünde nerede ve ne zaman kopacağı asla belli olmaz. Evet, bunun için kuyrukçuluk yapanlar ya da böyle gayri ahlaki bir kültürü kendi kişiliklerine yedirenler her zaman fena halde yanılırlar. Böyle kişilik ve yapıların nasıl yanıldıklarını hatta şoke olduklarını tarihin sayfaları bize bolca göstermektedir. 

Daha somut bir şekilde ifade edecek olursak Kürdistan’ı sömürge altında tutan güçlerin başında TC devleti gelmektedir. Ve bu devletin Kürtlere karşı milliyetçi ideolojik düşmanlığına bir de dincilik temelinde düşmanlığı ekleyen Erdoğan’ın kankası olabileceğini düşünmek, gece gündüz bu faşist kişiliğin propagandisti haline gelmek, insana fena çarpar. Dahası aynı yapı 1970’lerde Amerika’ya yaslanmış ancak Kürtlerin kıyımı başladığında ise sarf edilen: 

“Biz Kürtler ABD’nin ve İran’ın şeref sözüne güvenerek düşmana karşı koyduk ve onunla savaştık (Irak)... Bize mükâfat olarak söz verilen özerklik nerede? Sayın başkan Kürtler söz verilen mükâfatın verilmesini benden bekliyorlar. Ben de, sayın başkan, sizden bekliyorum. Halkım bütün güvenini ve umudunu bana bağladı, şimdi ben de bu umudu size bağlıyorum“ sözleri birilerine umudunu bağlamanın insanı nasıl da fena çarpacağına en iyi örneklerinden. Hele bir de 6 Mart 1975 Cezayir antlaşması ardından 6 Nisan 1975 yılında BAAS rejiminin Kürtlere karşı başlattığı topyekün saldırıya ABD’nin tek bir ses çıkartmamasını da eklediğimizde kuyrukçu olmanın insanı ne hale getirebileceğini de! Evet, kuyrukçuluk en çokta sahibini vurur. 

İstanbul’da göndere çekilen bayrak nasıl oluyor da Kerkük’te onlarca hakaretin gerekçesi haline getirilebilir. Onca hakarete rağmen ise tek bir cevap verilmez daha doğrusu verilemez. 

İşte Kuyrukçuluk budur. Kuyrukçuluk insanı kendi özüne yabancılaştırarak gık çıkartılmasına bile izin vermez, veremez. 

Bunun için diyoruz ki birilerinin kuyruğuna takılarak iş çevirme yerine kendi halkınıza, topraklarınıza yani kendi öz gücüne dayalı iş çevirmek her zaman insanı onurlu kıldığı gibi her türlü onursuzlaştırmanın da önünü alır. 



193

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA