Neden hayır tercihi?

Cumaali DOĞAN

15 Nisan 2017 Cumartesi | Forum

Türk Başbakanı Binali Yıldırım, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 2016- 2017 Kış mevsimine girerken açıklamalarda bulunmuşlardı. Yapmış oldukları bu açıklamalarda da PKK’nin „baharı göremeyeceğini” dile getirmişlerdi. Hatta bu şahıslar kendi aralarında da „Mart’a” mı yoksa „Nisan ayın da” mı? bitirecekleri hususunda kendi aralarında yarışa girmişlerdi.

Mart ayı bitti, neredeyse Nisan ayı da bitecek. Kış bitti, ilkbahara girdik, ağaçlar yaprak aşmaya başladı. Yaşanan bu mevsim değişikliği de basın-yayın organlarına yansıdığı gibi, gerilla eylemleri üzerindeki etkisini gösterdi. Böylece Yıldırım ve Soylu’nun yapmış olduğu açıklamaların birer özel- psikolojik savaş safsatası olmaktan öte bir anlam taşımadığı bir kez daha açığa çıkmış oldu.

Binali Yıldırım ve Süleyman Soylu’nun yapmış oldukları açıklamaların bir safsata olduğu, bu sözlerin daha ilk ağızlarından çıktığı andan itibaren bilinen bir gerçekti. O nedenle sarf etikleri sözlerin yaşamda hiçbir karşılığının olmadığının bir kez daha açığa çıkmış olmasının, şaşırtıcı olmadığını belirtmekte yarar vardır.

Bu gerçekliğe rağmen R.T. Erdoğan- Devlet Bahçeli diktatörlüğünün sözcüleri özel- psikolojik savaş propagandalarından da vazgeçmiş değillerdir. Hala benzeri safsatalarda bulunmaya devam etmektedirler. Buna başvuranlarının başında da Türk „Cumhurbaşkanı” R.T. Erdoğan gelmektedir. O da Özgürlük ve Demokrasi Güçlerine „sürprizleri” olduğu yönünde açıklamalarda bulunmaktadır. 

Kısa bir süre sonra da, R.T. Erdoğan’ın „sürprizi“nin ne olduğu açığa çıkmıştır. Medya Savunma Alanlarına yönelik olarak, savaş uçakları ile yaptıkları saldırılarla Gerilla Şehitliklerini bombalamışlardır. Ve orada bulunan şehit kabirlerini ve şehit eşyalarının, fotoğraflarının sergilendiği şehitler müzesini tahrip etmişlerdir. Basın- yayın organlarında da Türk savaş uçaklarının şehitliklere yönelik olarak gerçekleştirmiş olduğu bu saldırıların neden olduğu tahribatların görüntüleri kamuoyuna sunulmuştur.

Kamuoyuna sunulan bu görüntüler ise, R.T. Erdoğan’ın „sürpriz” derken neyi kast etiği gerçekliğini ele vermiştir. Şehit kabirleri tahrip edildiği gibi, şehitler müzesi yerle edilmiştir. Mehmet Karasungur Şehitliğinin hemen yanında bulunan Güvercinler için yapılmış barınak ise bir enkaz haline getirilmiştir.

Daha önce Türk özel-kirli savaş güçleri tarafından Gerilla Şehitliklerine yönelik saldırılar gerçekleştirilmişti. Dersim’de, Amed’de, Bitlis’te ve daha birçok yerleşim merkezinde bulunan Gerilla Şehitlikleri bombalanmış ve tahrip edilmişti. Bu saldırılarla Gerilla ve Kürdistan halkına nasıl bir mesaj verilmek istenildiği ise çok kısa bir süre sonra açığa çıkmıştı. Sur’un, Cizre’nin, Şırnak’ın, Silopi’nin, Nusaybin’in, Gever’in, Silvan’ın, Dargeçit’in, İdil’in ve daha birçok yerleşim merkezinin yerle bir edilerek yaşanılamaz hale getirilmesi, yüzlerce insanın katledildiği vahşi katliamların gerçekleştirilmesi, yüzbinlerce insanın yerini- yurdunu terk etmek zorunda bırakılmış olması da, bu gerçekliğin bir kanıtı olmuştu.

R.T. Erdoğan’ın ‘sürprizimiz var’ biçimimde yapmış olduğu açıklamanın ardından, Kandil’de bulunan ve ziyaret etmek isteyen herkese açık tutulan ve bölge halkı tarafından kutsallık düzeyinde sahiplenilen Mehmet Sungur Şehitliğinin bombalanması bu anlamda dikkat çekici olmakla birlikte, Türk özel savaş rejiminin önümüzdeki dönem gerçekleştireceği sömürgeci soy kırım saldırılarının hangi boyutlara vardırılabileceğinin de bir göstergesi oldu.Ki, R.T. Erdoğan’ın kendisi de yapmış olduğu açıklama ile -Kürdistan’ı kast ederek- ‘yeniden imar edeceğiz” derken, aslında bu gerçekliği kendi ağzından itiraf etti.

Yerle bir ettikleri; Sur, Cizre, Şırnak, Nusaybin, Gever, Silopi, Silvan, Dargeçit, İdil vb. yerleşim merkezleri içinde benzeri türden açıklamalarda bulunmuşlardı. Binali Yıldırım’ın Başbakan olduğu gün ilk yaptığı açıklama da bu doğrultuda olmuştu. O zaman daha ayağının tozuyla gittiği Amed’de, Sur’u nasıl yeniden ‘imar’ edeceklerini; tarihsel, kültürel dokusundan kopararak, bir stratejik özel savaş kenti haline nasıl getireceklerini açıklamıştı.

R.T. Erdoğan’ın benzeri türden açıklamalarda bulunduğu ve ardından da sömürgeci soykırım saldırıların yoğunlaştırıldığı bir süreçte, 16 Nisan ‘referandumu’na da bir gün kaldı. Yarın Bakurê Kürdistan ve Türkiye’de insanlar sandık başına giderek oy kullanacaklar. Ve önlerinde iki tercih var. Mührü oy pusulasının ya „Hayır” ya da „Evet” yazılı olan kısmı basacaklar. ‘Referandum’ da mühür „Evet” diye yazılı olan kısma basıldığı zaman, Binali Yıldırım’ın parti başkanlığı ve başbakanlık koltuğuna oturur oturmaz ayağının tozuyla gittiği Amed’de ve Erdoğan’ın da ‘sürprizimiz var’ diye yaptığı açıklamanın ardından yoğunlaştırılan sömürgeci soykırım saldırılarının daha da şiddetlendirilerek, tırmandırılmasına; yeni Surların, Cizrelerin, Şırnakların, Nusaybinlerin, Geverlerin, Silopilerin, Silvanların, Dargeçitlerin, İdillerin yaşanmasına vb. onay verilmiş olacaktır. „Hayır” denildiğinde de Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğünün Kürdistan’da yürüttüğü sömürgeci soykırımcı özel-kirli savaşa onay verilmemiş olacaktır. Tercih özgürlük ve demokrasiden yana belirlenecektir.


404

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA