DELÎL ZÎLAN: Çocuğum işte

Evet, ben Mexmûrluyum; her yer kuru, çöl sıcağı ve ben üşüyorum. Eski zamanlarda cennetimsi bir ülkeden geldiğimi misafirden öğreniyorum. Ve bir şey daha öğreniyorum: Ait olmadığım bu çöl sıcağında büyümek, acılarımı büyüyünce katmanlaştıracak. Dedim ya, çocuğum işte, büyüdükçe acıları fark ediyorum.

07 Nisan 2017 Cuma | PolitikART

Kaç tiktakla geçen zamanın hesabında değilim, çünkü çocuğum ben. Siz bilmezsiniz, kaç lezyon saat hızında çalışıyor beynim. Her bir tiktakla neler yaşıyorum bilemezsiniz. Zamanın neresinde olduğumu da bilemesiniz, çünkü çocuğum ben. Annem de var babam da, sizin gibi… Ama ben farklıyım, siz yetişkinler gibi değilim. Aldığım her nefes, gördüğüm ve duyduğum her şeyin bir ulaşma nedenidir bende. Çocuğum dedim ya, sizin gibi değilim ben. Zihnim ve duygularım siz yetişkinlerden farklıdır. Gülüşlerim gibi ağlayışlarım da gerçek. 

Belki günde kaç kere önümden geçiyorsunuz, sokak ortalarında evrendaşlarımla oyun oynuyorum. Bazılarınız belki fark etmiyor. Çünkü hem çocuk hem küçüğüz biz. Cüssem sizin evreninizi kapsamıyor. Çocuğum ya, haliyle küçüğüm de. Ama benim de evrenim var, hatta o evreni sizinle paylaşacak kadar da diğergamlıyım ben.  Beni o kadar da küçük görmeyin, yaşadığınız bu dünyada ben de varım, hatta evrende bütün her şey gibi varım. Pek akıl edip sormasanız da ben varım. Size bu konuda boy ve dil yetiştiremiyorum ama varım. Dedim ya sadece çocuğum, sizlerin de bir zaman olduğunuz gibi. 

Sizin gibi sıfır doğrularla çok yanlışların olduğu bir sistemde doğmam. Ha… yanlış yanlışı doğurur. Siz de beni doğurdunuz, hem de bana ve benim gibilerine sormadan. Dilimde çıkan her kelime sevecen gibi gelse de sakın ona kanmayın, çoğu zaman sizlerden intikam alırcasına ağlarım. Sizi günlük yaşamımla hem mutlu hem huzursuz ederim. Dedim ya ben çocuğum, ama bu tanımı sizler bana yaptınız. 

Acaba büyüyecek miyim? Büyünce sizin gibi mi olacağım? Sizin gibi olunca tekrar çocuk kalacak mıyım? Dedim ya ben çocuğum, soru sorarım, çünkü sordukça öğreniyorum, öğrendikçe soruyorum. Ama biliyorum sizin öyle bir derdiniz yok. Öyle bir derdiniz yok, çünkü büyüksünüz ya, daha büyük planlar-hayaller kurarsınız. Mesela daha büyük savaşlarda nasıl kazanırım insanları? Pardon sadece insanları değil bütün tabiatı nasıl daha iyi yok edebilirim gibi planlar yaparsınız. Ee dedim ya ben çocuğum, aklım daha bu tanımlarla tanışmamış, ondan akıl erdiremiyorum belki. Her ne kadar yaratımlarınızla aklım tanışmamış olsa da oynadığınız bütün oyunlarınıza beni ve benim gibilerini de dâhil ediyorsunuz. 

Ölüm tüküren oyunlarınızda da ben varım. O kadar iyisiniz ki beni de dahil etmeden savaşlara gidemiyorsunuz. Oyun zamanınız, mezar tarlalarımızın kapsamını giderek genişletiyor. Dedim ya çocuğum ben, siz yetişkinlerin oynadığı oyunları bilmiyorum. Daha öğrenmeden mezar tarlalarınızda uyuyakalıyorum. Belki bilmesiniz ama bütün bunları her gün defalarca düşünüyorum. Siz bakmayın oyun oynadığıma, sevecen baktığıma, artık kendi oyunlarımla büyümüyorum. 

Aynı yer ve aynı sokak etrafında sizlerin pek de fark etmediği oyunlar oynuyorum, sizin oyunlarınıza benzeşerek. Bir yaz sıcağında evimize üniformalı biri gelmişti ve kan ter içindeydi. Belli ki buralara pek alışık değildi. Sıcaklar nefesini kesiyor, kurduğu her cümle kampımızın sıcaklığına sitem eder gibi konuşuyordu. Sonra tebessüm ederek bize bakıyordu, bu çocuklar bu sıcağa dayanıyorsa ben de dayanabilirim der gibiydi. Evimize gelen herkes evin yetişkinleriyle ilgilenir, onlarla konuşur, güler ve onlarla üzülür.  E dedim ya ben çocuğum, en fazla başımızı okşar, pek de anlam veremediğimiz sevgi gösterisinde bulunurlar. Ama aynı havayı solduğumuzu hiç akıllarına getirmezler, ne de olsa çocuğum.

Misafirlere hürmet gereği çocuklar sessiz olmalı. Ses çıkaran oldu mu sesleri nezaketsiz bir katılıkla bastırılır. O da olmadı mı „hele bir misafirler gitsin“ der, dayak tehdidiyle sus pus ediliriz. Büyüklük bizden olsun der gibi usul usul dinlemeyi seçiyoruz ya da oradan ayrılmayı…

Sonra evimize gelen misafir bir soru soruyor babama „burası nasıl bir yer“ diye. Babam cevap veriyor; „Tanrının gözdesi kulları arasında en nefret ettiği kullarına nasıl bir cezayı uygun görüyorsa bizim için de öyle bir ceza uygun görmüş gibi.“ Misafir bir an duraklıyor, anlamaya çalışıyor. Sonra şu cümleleri kuruyor. „Ruhumuzu daraltan bu kuruluk, genzimizi yakan toz zerreleri ve sıcağında taşları çatlatan bir çöl sıcaklığın adı sizin siteminiz mi?“ diyor. Misafir konuşunca bir gözü bende ve devam ediyor. „Adeta cennetten kovularak cehenneme sürgün misali yaşama tutunmanın bir sırrı olmalı. Gizem dolu bu sırrın anlamını anlamaya çalışan aklım ve yüreğim, uykularımı kaçırıyor“ diyor. Misafirin, bir çöl kuraklığında yaşam kırıntıları büyük bir coşkuyla nasıl yaratılır sorusunun zihnimin derinliklerinde cevabı aranıyordu. Bu soruyu yaratan bir cevap olmalıydı. Zihnimin her insan zihni gibi saniyede 400 milyar bilgi parçacığı alırken neden sadece bunun 200 bininin farkında oluyorum? Oysa Kürdistan’ın rengini kendi simamda görmem yeterli sayılabilirdi. Evet, ben Mexmur’luyum, her yer kuru, çöl sıcak ve ben üşüyorum.  

Eski zamanlarda cennetimsi bir ülkeden geldiğimi misafirden öğreniyorum. Ve bir şey daha öğreniyorum, ait olmadığım bu çöl sıcağında büyümek, acılarımı büyüyünce katmanlaştıracak, onu da biliyorum. Dedim ya çocuğum işte, büyüdükçe acıları fark ediyorum. Oysa hiç tanışmadığım bilmediğim acılar. Ama durmuyor misafir, anladıkça anlatıyor. Bir şey daha öğreniyorum, bir şey daha.  

Misafir, „Anlam gücü insanı yaşatır, diriltir ve özgür kılar. Evrenin dehlizlerinde oluşan zihnimiz kuşkusuz anlamsız değildir“ diyor. „Anlam yitimi yapısal bir olgudur. Zihinde anlam yitimi oldu mu karanlık olur, orada özgürlük olmaz, özgürlük anlamla ilgili bir durumdur. Anlamla bütünleşmeyen bir yaşam elbette hakikatten uzak olur. Hakikat özgür yaşamla mümkündür. Hakikatten ve özgürlükten ayrı bir yaşam nerede olursa olsun, hep karanlık olacaktır. Misafir karanlığın kötü bir şey olduğunu ve ondan korkulması gerekir“ diyor. „Evet, ben de karanlıktan korkuyorum. Ama hakikatle yoğrulmuş bir yaşam, özgürlükle yapılanır ve engelsizdir, engellenemez de. Gıdasını direnişten alır. Direniş bütün zorlukların aşımıdır, özgür yaşamın temel kültürüdür. Aslolan yeşermeyi bilmektir. Direniş annemin kucağında usul usul uyumamdır“ diyor. Dedim ya çocuğum işte, aklım bu kadarına eriyor. 


503

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA